Bize Ulaş!

Tarih

OSMANLI’NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Paylaşılma Tarihi :

,

İçerik: OSMANLI'NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Çelebi Mustafa

Muhteşem yüzyıl dizisini neredeyse hepimiz biliyoruz. Bir nebze de olsa ilgiyi tarihe çekmişti. Gerçi eksik ve hatalar çok olsa da ilgiyi çekmesi önemliydi.

İçerik: OSMANLI'NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Peki Şehzade Mustafa veya Çelebi Mustafa kimdir? Ve neden kendisine ‘en bahtsız şehzade‘ diyoruz?

Hadi yazımıza geçelim.

Babasının ( Kanuni Sultan Süleyman )Saruhan sancak beyliği sırasında Manisa’da doğdu (921/1515). Annesi Süleyman’ın ilk gözdesi olan Mâhidevran’dır. İlk çocukluk yılları Manisa sarayında geçti. Babasının 1520’de tahta çıkışının ardından annesiyle birlikte İstanbul’a gitti. Kendisinden önce doğan kardeşleri Mahmud ve Murad’ın ölümü üzerine büyük şehzade olarak sarayda itina ile yetiştirildi ve iyi bir eğitim aldı. Daha dokuz yaşında iken Venedik elçisi onun son derece yetenekli olduğunu, büyük bir savaşçı olacağını, yeniçeriler tarafından çok sevildiğini yazar. Ancak Hürrem Sultan’ın devreye girişi, padişaha yeni erkek evlâtlar vermesi ve annesinin gözden düşmesi durumunu sarstı.

937’de (1530) kardeşleri Mahmud ve Selim ile birlikte sünnet edildi. On sekiz-yirmi gün kadar süren şenlikler yapıldı. Şâban 940’ta (Şubat 1534) Saruhan sancak beyi sıfatıyla Manisa’ya gönderildi. Bu durum başlangıçta babasının yerine en kuvvetli aday olarak görüldüğünü ortaya koyar. Fakat muhtemelen gerek kendisini himaye ettiği anlaşılan babaannesi Hafsa Sultan’ın ölümü (940/1534) gerekse iyi ilişkiler içinde bulunduğu Vezîriâzam Makbul İbrâhim Paşa’nın katli (942/1536) geri plana düşmesine ve Hürrem Sultan’dan olma kardeşlerinin öne çıkmasına yol açtı.

İçerik: OSMANLI'NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Şehzade Mustafa, Manisa’da sekiz yıl süren idareciliği sırasında halk arasında iyi bir intiba bıraktı. Onu burada iken gören Venedikli Michele Membre, şehzadenin her cuma günü alayla Manisa’daki Sultâniye Camii’ne gidip orada halka hitap ettiğini yazar. Babasının seferleri esnasında bulunduğu bölgenin muhafazasıyla da görevlendirilen Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan’ın müdahalesiyle başşehre yakın olan bu sancaktan uzaklaştırılıp 21 Safer 948’de (16 Haziran 1541) Amasya’ya gönderildi. Gerek Manisa’da gerekse Amasya’da iken annesi Mâhidevran daima onun yanında bulundu. Elçi Bernardo Navageros 1553’te yazdığı bir raporda Mâhidevran’ın onu koruma çabalarını anlatır ve şehzadenin de annesine karşı duyduğu sınırsız sevgiden söz eder. Şehzade Mustafa bu nakilden büyük bir üzüntü duydu. Ancak onun yerine Manisa’ya gelen Şehzade Mehmed’in burada âni ölümü (Şâban 950 / Kasım 1543) saltanat adaylığı için kendisini yeniden ümitlendirdiyse de Hürrem Sultan’ın diğer oğlu Selim’in Manisa’ya yollanması (951/1544) taht için düşünülmediğinin açık bir göstergesi oldu. Babasıyla giderek bozulan ilişkileri ve giriştiği birtakım teşebbüsler idamına kadar gidecek olayların başlangıcını oluşturdu. Kanûnî Sultan Süleyman’ın ordu ve halk tarafından sevilen Mustafa’yı katlettirmesi hakkında Osmanlı kaynaklarının verdiği bilgiler, başrollerini Hürrem Sultan ile Sadrazam Rüstem Paşa’nın oynadığı bir saray entrikasına dayandırılmakta olup hadisenin mahiyetini ve çiftbozan reâyâ ile timarlı sipahilerin şehzadenin etrafında toplanmasının sebeplerini açıklamaktan uzaktır.

İçerik: OSMANLI'NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Kanûnî Sultan Süleyman, muhtemelen Hürrem Sultan’ın da etkisiyle ona karşı daha Manisa’da iken soğuk davranmaya başlamıştı. Şehzade Mustafa, Irakeyn Seferi’nden dönen babasına bir mektup yazarak kendisiyle görüşmek ve özür dilemek için İstanbul’a gelmesine izin verilmesini istemiş, fakat bu isteği kabul edilmemişti. Amasya’ya gittikten sonra da bu yoldaki başvurularına ve en son 27 Ocak 1551 tarihli feryatnâmesine de olumlu cevap verilmemişti. Bütün bunlar, şehzadenin babasını gücendirecek bazı girişimlerde bulunduğuna işaret etmektedir. Vezîriâzam İbrâhim Paşa’nın onu Irakeyn Seferi’nin safhaları hakkında bilgilendirmesi, buna karşılık şehzadenin İbrâhim Paşa’ya hitaben yazdığı mektup ikisi arasındaki ilişkilerin iyi olduğunu ve bundan Kanûnî Sultan Süleyman’ın herhalde yine Hürrem Sultan’ın etkisiyle rahatsızlık duyduğunu akla getirir. Kanûnî’nin büyük oğlu hakkındaki şüphelerinin hiçbir zaman zâil olmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan Hürrem Sultan’la iş birliği yapan Rüstem Paşa da Mustafa’yı İran Şahı I. Tahmasb ile gizlice irtibat kuran bir “hain” durumuna düşürmek için bazı tertiplere başvurdu. Şehzadenin mührünü kazdırıp görünüşte onun ağzından yazılan bir mektubu Şah Tahmasb’a göndertmiş, şahın buna verdiği cevabı da yolda ele geçirerek Kanûnî’ye sunmuştu (Gökbilgin, VIII/11-12 [1955], s. 38-43, vesika: 4). Bir Venedik kaynağına göre de Şehzade Mustafa’ya babası adına zehirli hil‘at gönderilmek suretiyle bir suikast girişiminde bile bulunulmuştu (Downey, s. 148).

Mustafa da tahta geçme hakkını yitirmemek için bazı girişimlerde bulunmaktan geri kalmamıştı. Kişiliği ve yetenekleri halk ve ordu içinde kendisine büyük bir sempati duyulmasına yol açmış, taraftarını çoğaltmıştı. Şairdi, etrafına birçok şair ve bilgini toplamıştı. Alçak gönüllü ve cömertti, yanındakilere iyi davranıyor ve bol ihsanlarda bulunuyordu. Asıl önemlisi, akçenin giderek değer kaybetmesi ve hayat pahalılığının artması yüzünden sıkıntıya düşmüş olan köylülerle sipahi grupları Kanûnî Sultan Süleyman’ın saltanatına karşı hoşnutsuzluk duymaya başlamışlardı. Bu kitleler onu taht için en büyük aday ve kurtarıcı gibi görüyordu. Nitekim Venedik elçisi Navagero, Mustafa’nın devletin geleceğine hâkim olma bakımından bütün kardeşlerinden daha fazla sevildiğini, yeniçerilerin padişah yahut sadrazamın aksine onu tahtta görmek istediklerini, yeniçeriler arasında büyük üne sahip olduğunu, bu desteğe rağmen babasına karşı harekete geçmemesinin hayret uyandırdığını yazar (Alberi, s. 78). Bununla beraber Mustafa kardeşlerinin öne çıkması üzerine faaliyete geçti ve Erzurum Beylerbeyi Ayas Paşa’ya başvurup babasından sonra hakk-ı şer‘îsi olan tahta çıkmak için kendisine yardım edilmesini istedi (Dizfuli Münşeâtı, vr. 100a). Böylece Mustafa, dedesi Yavuz Sultan Selim’i örnek alarak tahtı kendisine sağlamak için hazırlanmaya başlamıştı. Bu yıllarda nikris hastalığından ıstırap çeken padişahın seferlere çıkmaması da ordu arasında padişahın yaşlandığı ve tahttan indirilip Dimetoka’ya gönderilmesinin gerektiği yolunda söylentilere yol açmıştı.

İran seferi hazırlıkları için Anadolu’ya gönderilen Rüstem Paşa padişaha Mustafa’nın tahtı ele geçirmek için hazırlandığını haber verince Kanûnî Sultan Süleyman çözümü büyük oğlunu öldürtmede bularak bunun için gerekli fetvayı müftü Ebüssuûd Efendi’den aldı. 18 Ramazan 960’ta (28 Ağustos 1553) Üsküdar’dan hareket eden padişah, 26 Şevval’de (5 Ekim) Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe (ya da Akhöyük) mevkiinde ordugâhını kurdu. Şehzade Mustafa da çok iyi donatılmış 5000 kişilik kuvvetiyle aynı gün oraya gitti. Ertesi günü kendisine bir tertip hazırlandığı yolundaki uyarılara aldırmayıp otağ-ı hümâyunda babasını ziyaret etti. Atından indiğinde çavuşlardan birinin isteğiyle kılıcını ve hançerini teslim ederek içeriye girdiği sırada yedi dilsiz cellât üzerine saldırdı. Kendisini savunmaya çalışan Mustafa sonunda kapıcılardan Mahmud Ağa’nın kemendi altında can verdi (27 Şevval 960 / 6 Ekim 1553 Cuma). Bazı kaynaklarda çadıra girdiğinde babasının iç bölmelerden birinde bulunduğu, oğlunun katlini perde arkasından seyrettiği, hatta şehzadenin, babasının olduğu bölmeye geçerek onu selâmladığı, bu sırada Kanûnî’nin oğlunu ağır sözlerle suçlayıp ardından katlini işaret ettiği belirtilirse de bu hususun doğruluğu şüphelidir.

İçerik: OSMANLI'NIN EN BAHTSIZ ŞEHZADESİ: ÇELEBİ MUSTAFA

Yazımızın başında Muhteşem Yüzyıl dizisinden bahsetmiştik. Dizi içerisinde en beğendiğimiz sahnelerden biri de Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra yeniçerilerin tepkileri ve Şehzade’nin yazdığı mektup sahnesiydi. Paylaşmadan edemezdik. Buradan ulaşabilirsiniz

Naaşı, çağdaş İtalyan kaynaklarına göre şahla iş birliği yaptığını belirtmesi için bir İran halısının üzerine konularak otağ-ı hümâyun önünde teşhir edildi. Daha sonra Ereğli’ye götürülüp cenaze namazı kılındı ve Bursa’ya gönderilerek II. Murad Türbesi yanında toprağa verildi. Selim’in tahta çıkışından sonra da üzerine bir türbe yaptırıldı. Mustafa’nın ordugâhta bulunan parasına ve mallarına el konuldu. Mîrâhuru ile adamlarından bir kısmı da onun arkasından öldürüldü. Şehzadenin annesi Mâhidevran Bursa’ya gönderildi. Onun yanında bulunan Mustafa’nın küçük yaşlardaki oğlu Mehmed de boğduruldu.

Mustafa’nın öldürülmesi ordugâhta büyük tepkiye yol açtı. Tepkilerin kendisinden çok Rüstem Paşa üzerinde yoğunlaşacağını anlayan Kanûnî idamın hemen arkasından onu sadrazamlıktan azlederek tepkileri önlemeye çalıştı. Olay için “mekr-i Rüstem” (960) diye tarih düşürülmüştür. Kötü bir iftiraya kurban gittiği kabul edilen Mustafa’nın katlinin geniş halk tabakaları üzerinde meydana getirdiği üzüntü ve uyandırdığı tepki daha büyük oldu. Taşlıcalı Yahyâ, “Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb / Ki oğluna kıya server-i Ömer-meşreb” mısralarının yer aldığı mersiyesinde bunu eleştirirken Sâmi de, “Yok yere kan edesin ya‘ni hilâfet bu mudur / Mustafâ n’oldı kanı n’eyledin â padişehim” diye sormuştu. Fakat asıl büyük tepki, bir yıl sonra onun adı etrafında toplananların Rumeli’de başlattığı Düzmece Mustafa ayaklanmasıyla ortaya çıkmıştır. Mustafa’nın katli bazı Avrupalı yazarlara da ilham kaynağı olmuştur. P. Bonarelli’nin IL Solimano, I. Mairet’nin Le grand et dernier Solyman ou la mort de Moustapha ve T. Tasso’nun IL Solimano adlı trajedileriyle G. Ambrogio – M. A. Valentini’nin Solimano operası, D. Mallet’nin The Tragedy of Mustapha adlı kitabı bunlar arasındadır (And, s. 160-166).

Son sözü de naçizane ben ekleyeyim; Şehzade Mustafa öldürüldüğünde 21 Mersiye( ağıt) yazıldı. Hiç bir padişaha bu kadar ağıt yazılmadı. Hürrem öldüğünde ise yazılan mersiye: Öldü gavur acuze diye başlıyordu.

Kaynak;

Tayyib Gökbilgin, “Rüstem Paşa ve Hakkındaki İthamlar”, TD, sy. 11-12 (1955), s. 11-50; Mahmut H. Şakiroğlu, “Relazione di Persia”, TTK Belleten, XXXVI/141 (1972), s. 111; Mehmed Çavuşoğlu, “Şehzade Mustafa Mersiyeleri”, TED, XII (1982), s. 641-686. İslam ansiklopedisi Şehzade Mustafa maddesi.

 

Bu içerik 445 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et
Yorum İçin Tıkla

Bir Cevap Yazın

Tarih

Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?

Fransız Devrimi

Fransız Devrimi, devrimle bağdaştırdığımız neredeyse her şeye sahipti; açgözlü hayaller, hırslı aristokratlar, yüksek vergiler, başarısız hasatlar, gıda kıtlıkları, aç köylüler, sinirli şehir insanı, yalanlar, yolsuzluk, çeteler, radikaller, dedikodular, komplolar, devlet destekli terör grupları ve bunun daha yüzlercesi…

Fransız Devrimi

Fransız Devrimi

Modern çağın ilk devrimi olmasa da Fransız Devrimi diğer devrimlerin ölçüldüğü ölçülere karşıt bir ölçüm haline geldi. 18.yüzyılda Fransa’daki politik ve sosyal büyük değişiklikler yüksek bilim adamlarından lisedeki öğrencilere kadar milyonlarca insan tarafından incelenmiştir. 14 Temmuz 1789’daki Bastil baskını Batı tarihinin tanımlayıcı anlarından biri haline geldi, devrimdeki bir halkın mükemmel motifi.

Fransa’nın devrimci kadınları ve erkekleri, Louis XVI, Marie Antoinette, Marquis de Lafayette, Honore Mirabeau, Georges Danton, Jean-Paul Marat, Maximilien Robespierre ve diğerleri incelenmiş, araştırılmış ve yorumlanmıştır. Tarihçiler Fransız devriminin değerlendirmesine iki asırdan daha çok zaman harcamışlardır.

İlk bakışta, Fransız devriminin nedenleri dolambaçsız görünüyor. 18.yüzyılın sonlarında, Fransa’nın halkı yüzyıllar boyunca büyük eşitsizlik ve sömürgeye katlanmıştı.  Hakim sosyal hiyerarşi ulusun halkı olan Üçüncü zümrenin aynı zamanda vergilendirme yükünü üstlenirken görevini yerine getirmesini gerektiriyordu. Kral Versay’da sanal izolasyon içinde yaşıyordu, kraliyet hükümeti teoride mutlakiyetçi fakat gerçeklikte etkisizdi.  Ulusal hazine neredeyse boştu, kötü yönetim, verimsizlik, yolsuzluk, aşırı harcamalar ve dış savaşlara katılım nedeniyle tükenmişti.

1780lerin sonunda kralın vekilleri çaresizce mali reformları yürürlüğe koymaya çalışıyorlardı. Önerilen vergi reformlarıyla ilgili bir anlaşmazlık olarak başlayan şey, kısa sürede siyasi ve anayasal değişiklik için bir harekete dönüştü. 1789’un ortalarındaki sınıflar meclisindeki çatışma birkaç devrimci hükümetin ilki olan millet meclisinin kuruluşuna sebep olmuştur.  Bu olaylar tehdit ve kan dökülmeden de iktidarda barışçıl bir geçişin mümkün olduğunu gösterdi. İlerleyen haftalarda, bir halk şiddeti dalgası Paris’te, kırsalda ve Versay’ın kendisinde daha kanlı bir devrimin olacağına işaret ediyordu.

Kaynak/Source

  • https://alphahistory.com/frenchrevolution/

Görsel Kaynakları/ Image Credits

10 Facts About the French Revolution You Need to Know

Bu içerik 6406 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Tarih

Amerika Devrimine Kısa Bir Giriş

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

Amerika devrimine kısa bir giriş

Amerika Devrimine Kısa Bir Giriş

Amerikan devrimi 1760ların ortasında güney Amerika’nın doğu kıyılarında yaşayan Britanyalı sömürgecilerin isyanı olarak başladı. Bu devrim 1789’da yazılı anayasa ve yeni devlet sistemiyle desteklenmiş yeni ulusun yaratılışıyla bitmiştir.

Amerikan Devriminin modern tarih üzerinde büyük bir etkisi vardı. Bu devrim Avrupalı monarşilerin mutlakıyetçi gücünün doğruluğunu sorguladı ve temelini çürüttü. Bu devrim, Britanyalı monarşiyi yenilikçi cumhuriyet ilkelerine, halk egemenliğine ve kuvvetler ayrılığına dayanarak işleyen bir devlet ile yer değiştirmiştir.

Amerikan Devrimi, devrimlerin başarıya ulaşabileceğini ve sıradan insanların kendilerini yönetebileceğini göstermiştir. Bu devrimin fikirleri ve örnekleri Fransız Devrimine (1789) ve daha sonra milliyetçi ve bağımsız hareketlerine ilham vermiştir. En önemlisi, Amerikan devrimi politik değerleri, ekonomik gücü ve askeri gücü modern dünyayı şekillendiren ve tanımlayan Birleşmiş Milletleri meydana getirdi.

Amerikan Devrimi’nin hikayesi hızlı değişim ve gelişmelerden biridir. 1760lardan önce 13 Amerikan Sömürgesi, onlarca yıllık ekonomik refahı ve Britanya iyi ilişkilerin keyfini sürdüler. Birçok Amerikan kendilerini sadık Britanyalı olarak gördüler, onlar bazı yabancı zorbaların köleleri ve kulları olmaktansa, bilge ve cömert Britanyalı kralın vatandaşı olmaktan memnundular. Amerikan sömürge toplumunda bir devrimin ortaya çıkabileceği düşünülemez görünüyordu.

1760ların ortasında Britanya’ya olan bu sadakat görünüşte zararsız olan, hükümet politikaları ve vergiler üzerindeki tartışma ve anlaşmazlıklarla sınandı. On yıl içinde, Amerikalı çiftçiler tüfekler ve dirgenler ile kendilerini silahlanıyorlardı ve Lexington, Massachusetts’te İngiliz birliklerine karşı savaşa giriyorlardı. 1776’nın ortalarına gelindiğinde, Amerikalı politikacılar Britanya ile bağların onarılamayacak kadar koptuğunu düşündüler ki bağımsızlığa oy verdiler. Bu bağımsızlık beraberinde iki zorluk getirdi bunlar dünyanın rakipsiz askeri gücü olan Britanya ile savaş ve yeni hükümet sistemine ihtiyaçtı. Bu zorluklarla karşılaşmak Amerikan devriminin son aşamasını belirledi.

Amerika Devrimi, yazı serisi olarak devam edecektir.

Kaynak/Source

https://alphahistory.com/americanrevolution/ sitesinden İngilizce aslından çevrilmiştir.

Görsel Kaynakları/ Image Credits

https://qz.com/462264/how-the-rest-of-the-world-learns-about-the-american-revolution-in-school/

[instagram-feed]

Bu içerik 1404 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Tarih

Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

İçerik: Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? |  İşte Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi

Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

 

Derler ki, duvarların dili olsa her binanın anlatacak bir hikayesi olurdu. Ama çok azının Ayasofya, yani Kutsal Bilge(Hagia Sophia) kadar muhteşem ve çok sesli öyküleri olurdu.

Ayasofya hakkındaki tartışmalar 2000’lerin başından bu yana devam ediyor. Ayasofya Müzesi’nin resmi internet sitesinde, “1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur” ifadesi yer alıyor. Müzenin yeniden camiye dönüştürülmesini talep edenler, bu ifadeyi esas alıyor. Ancak Ayasofya, bazı istisnalar dışında, ibadete açık değil. Bu yazımız bu konuyla ilgili olacaktır. -TedEd

Ayasofya’nın Tarihi

 Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi -wikikultur.com

Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

Kıtaların ve kültürlerin kesişim noktasında yer alan bu yapı, bulunduğu şehrin isminden, yapısına ve kullanım amacına kadar muazzam değişikliklere tanıklık etmiştir.  Günümüzde ise tüm bu devirlerden kalma öğeler, kendi hikayelerini ziyaretçilerine anlatmaya hazır. Hatta daha Ayasofya’ya varmadan, tarihi surlardan MÖ 657’de Yunan deniz kolonicileri tarafından Bizans adıyla kurulmuş olan ve Ayasofya’yı çevreleyen şehrin stratejik önemi hissediliyor.

Şehir ilerleyen zamanlarda sırasıyla Augusta Antonia, Yeni Roma ve Konstantinupoli isimlerini almış. Yıllar içinde Yunan, Fars ve Romalı hükümdarlar tarafından fetihlere, yıkıma ve yeniden kurulmalara sahne olmuş.

İşte bu duvarlar arasında ilk Megali Eklisia, yani büyük kilise, 4. yüzyılda inşa edilmiş. Ayaklanmalar sebebiyle çok kısa zamanda yanmasına rağmen, gelecek asırlar boyunca bölgenin ana mabedi olacak yapının yerini belirlemiş.

 

Ayasofya Mimarisi

 Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi -wikikultur.com

Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi -edebifikir.com

Girişin yakınındaki rölyefli mermer taşlar ikinci kiliseden kalan son izler. MS 415’te inşa edilir, 532 Nika
ayaklanması sırasında imparator I. Justinyen’i devirmek için yük arabalarıyla yarış yapan öfkeli
kalabalıklar tarafından yıkılır. Gücünü korumakta zorlansa da, I. Justinyen kiliseyi daha büyük ölçekte
yeniden inşa ettirir.

5 sene sonra gördüğünüz yapı tamamlanır. İçeri adım attığınızda, temel taşları ve duvarları anavatanları Mısır ve Suriye’den hikayeler mırıldanır. Artemis tapınağından getirilen kolonlar ise daha antik bir geçmişi hatırlatır. İmparatorun elit koruyucuları Vikinglerin kazıdığı Runik alfabesinden yazılar da uzaklardaki kuzey diyarlarından bilgileri taşıyor bize.

Ama tüm dikkatimizi gökleri gösteren büyük kubbe alıyor. 50 metreden fazla yükseklik ve 30 metreyi aşan çapıyla alttan pencerelerle çevrelenmiş olan altın kubbe göğe asılı gibi dururken, iç kısmından ışık yansıyor. MS 558’deki bir depremde orijinal kubbe hasar görünce, Lübnan’dan destekleyici Korint sütunları getirilir.

İhtişam sembolü olmasının ardında, bu sütunlar sakince kırılganlığını ve böyle bir harikayı ortaya çıkaran
mühendislik dehasını bize hatırlatır. Eğer tek bir resim binlerce kelimeden daha değerli ise, en çok söyleyecek sözü olan, sonraki birkaç yüzyılda yapılan mozaiklerdir. Bu mozaiklerde İsa hem kendi zamanında, hem de yanında Bizans imparatorları bulunur biçimde tasvir edilmiştir. Ama güçlü ve billur seslerinin ardında, 4. Haçlı seferleri Latin işgali sırasında yağmalanmış ve hasar görmüş mozaik
ve ikonların yankısı bizi huzursuz eder. Zeminin altında, işgali yöneten Venedik dükü Enrico Dandolo’nun mezarı var. Böylelikle 57 sene boyunca Katolik Roma kilisesi olarak kullanılmış ve Bizanslıların yeniden fethiyle ortodoks köklerine dönmüş olan Ayasofya’nın hatırlatıcısı olmuş.

 

Ayasofya’nın Camii Olması

 Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi -wikikultur.com

Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi / walpaperbetter.com

Ama Ayasofya uzun süre kilise olarak kalmayacaktı. Haçlı seferleriyle oldukça güç kaybeden Konstantinupolis 1453’te Osmanlılar tarafından fethedildi ve İstanbul adı verildi. 3 gün boyunca askerlerinin yağmalarına izin veren Sultan II.Mehmed, Ayasofya’dan içeri girdiğinde, ağır hasar almasına rağmen görkeminden birşey kaybetmediğini gördü. Genç sultan Ayasofya’yı yeni imparatorluk camisi  ilan ederek yeniden Allah’a adadı.

Sonraki asırlarda inşa edilen dört minare bu devrin en belirgin simgeleri olup dini amacının yanında
mimari destek de sağlamaktadır. Elbette bununla bitmiyor. Gösterişli kandiller ve detayları
Sultan Süleyman’ın Macaristan fethini, tavanda asılı dev kaligrafik plakalar ise ziyaretçilere ilk dört
halifeyi hatırlatır.

Bugün gördüğünüz yapı camiyi andırsa da bir müze olarak kullanılıyor. Bu karar 1935 yılında Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından modern Türkiye’nin ilk lideri Mustafa Kemal Atatürk tarafından alınmıştır. Mermer zemin dekorasyonlarını gizleyen halıların ve Hristiyan mozaiklerini örten sıvaların kaldırılması, bu karar sayesinde olmuştur.

Devam etmekte olan restorasyon çalışmaları, Ayasofya’nın uzun hikayesindeki çoksesliliğin asırlar süren sessizlikten sonra yeniden duyulmasını sağlıyor. Fakat anlaşmazlıklar sürmekte.

Bu arada, hem Müslüman hem de Hıristiyan topluluklardan yükselen çağrılar, binanın eskiden olduğu gibi
dini amaçlarla kullanılmasını istiyor. Kutsal bilgeliğin öyküsü sona ermekten çok uzak olmakla birlikte, umulabilecek tek şey, orada bulunan pek çok sesin önümüzdeki yıllarda kendilerine düşeni anlatabilmesidir.

Ayasofya’nın Tarihi İlgili Video- TedED

Peki Siz Ne Düşünüyorsunuz? Ayasofya’nın Kaderi Nasıl Olmalı?

 Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi -wikikultur.com

Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

 

Kaynak ve İleri Okuma

Bu içerik 3063 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Yazarımız

Ekibimize Katıl!

yazar

Son Yazılar

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf 1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf
Deneme17 saat Önce

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf Dedem Ahmet Bey ve anneannem Sabiha Hanım 1962 yılında İstanbul Bostancı’da bahçeli, üç katlı,...

En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi
Sinema&Dizi23 saat Önce

En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi

Keşfetmeniz için en iyi animasyon filmleri seçkisini sizler için hazırladık. Bunlarla ilgili büyüleyici birçok animasyon filmleri var. Bu, neredeyse imkansız olan...

Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9 Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9
Edebiyat2 gün Önce

Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9

Şans Tanımamız Gerekenler listesinde artık şairlerimizde var. Biliyorsunuz ki Şans Tanımamız Gereken Şair listemizin son yazısında Ülkü Tamer yer almıştı....

Hasret Gültekin: Hasret Gültekin:
Müzik4 gün Önce

Hasret Gültekin: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #16

Hasret Gültekin Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı olan Hasret Gültekin var. Geçen yazımızda Kesmeşeker yer almıştı. Bu yazımızda ise...

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11 WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11
Quiz&Test5 gün Önce

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11

Haftalık Genel Kültür Testi ile tekrardan karşınızdayız. Her konudan genel kültür soruları için bağlantıya tıklayın ve kültür seviyenizi ölçün.   Genel kültür testi...

Steam Ödülleri 2020 Steam Ödülleri 2020
Teknoloji6 gün Önce

Steam Ödülleri 2020

Steam Ödülleri 2020 Adaylık Komitesi Steam artık bir gelenek hâline gelen ödüllerini her zaman olduğu gibi bu sefer de kullanıcılarına...

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar
Mısır Mitolojisi7 gün Önce

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve   Mısır Tanrıları ve Tanrıçaları Tüm eski insanlar için dünya gizemle doluydu. Çevrelerindeki dünyada deneyimlediklerinin...

İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi
Yunan Mitolojisi7 gün Önce

Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi

Persephone ve Hades Persephone ve Hades | Persephone, Demeter ve Zeus‘un kızıydı. Persephone büyüdükçe güzelliği de arttı. Yeraltı tanrısı Hades...

İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır? İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?
Tarih1 hafta Önce

Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?

Fransız Devrimi Fransız Devrimi, devrimle bağdaştırdığımız neredeyse her şeye sahipti; açgözlü hayaller, hırslı aristokratlar, yüksek vergiler, başarısız hasatlar, gıda kıtlıkları,...

Mahir: Kısa Hikaye Mahir: Kısa Hikaye
Edebiyat1 hafta Önce

Mahir: Kısa Hikaye

Mahir: Kısa Hikaye – Yüzüğü alınca “Evet!” der sandım. – “Hayır” mı dedi? – Hayır. Yani hayır demedi. Evet de...

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek
Deneme1 hafta Önce

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Raziye Ayhan’ın Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek İki kişilik bir masada yalnız başıma oturuyordum , kimi zaman bu sayı çoğalıyor,...

Okunması Gereken Kitaplar #1 Okunması Gereken Kitaplar #1
Edebiyat1 hafta Önce

Okunması Gereken Kitaplar #1

Okunması Gereken Kitaplar listemiz zamanla güncellenecektir. Bu listedeki kitaplar tamamen yazarın istediği sırayla düzenlenmiş ve herhangi bir “en iyi” sırasını...

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8 Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8
Edebiyat1 hafta Önce

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair Şans Tanımamız Gerekenler listesinde artık şairlerimizde var. Biliyorsunuz ki Şans Tanımamız Gereken Şair listemizin...

yunan Tanrıları - wikikultur.com yunan Tanrıları - wikikultur.com
Yunan Mitolojisi1 hafta Önce

Yunan Tanrıları: Yunan Mitolojisinde 30 Yunan Tanrısı Listesi

Yunan Mitolojisinde Yunan Tanrıları Listesi Yunan Mitolojisi hayal gücümüzü her zaman heyecanlandırmıştır. Güçlü Yunan Tanrılarının destansı hikayeleri, yıllar boyunca sayısız...

Arkeoloji1 hafta Önce

Lirik Şiirin Kraliçesi Sappho ve Sappho’yu Bizimle Tanıştıran Cevat Çapan

Bu yazımızda Lirik Şiirin kraliçesi Sappho’yu ve onun “Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen” isimli şiir kitabının çevirmeni Cevat Çapan’ı ele...

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15 Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15
Müzik1 hafta Önce

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15

Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı topluluğu olan Kesmeşeker var. Geçen yazımızda Grup Seksendört yer almıştı. Bu yazımızda ise güzel...