Bize Ulaş!

Blog

EN ÜNLÜ 9 MİMARİ ESER

Paylaşılma Tarihi :

,

İçerik: EN ÜNLÜ 9 MİMARİ ESER

Mimari Eserler

1) TAJ MAHAL

Tac-Mahal

Babür imparatoru Şah Cihan’ın en sevdiği karısı anısına, 1631-1648 yılları arasında Agra’da inşa ettiği muazzam beyaz mermer türbesi olan Taj Mahal, Hindistan’daki Müslüman sanatının ve dünyaca tanınmış başyapıtlarından bir tanesidir.

2)AYASOFYAAyasofya

Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.

3)BURJ EL ARAB

burj-al-arab-1433765971-Gecn-facebook@2x

Yelken şeklindeki 7 yıldızlı ultra lüks oteli, sanırım artık tanımamak mümkün değil. Dubai denilince ilk akla gelen bu otel tam bir mimari başarı örneği.

4)EMİRATE STATEEmpire

Dünyanın en çok bilinen binası, hikayesi de ilginç; 102 katlı, 443,2 metre uzunluğundaki Empire State binası Amerika’daki İkiz Kuleler kurulana kadar dünyanın en uzun binası ünvanını elinde tutuyordu. İkiz Kuleler (Dünya Ticaret Merkezi) 11 Eylül saldırısında yıkıldıktan sonra ünvanını tekrar üzerine aldı. 2012’de ise tekrar kaybetti.

5)GİZA PİRAMİTLERİGiza

Giza piramitlerinin tahmini olarak M.Ö. 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı düşünülür. Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleri isimlerini yapıldıkları dönemin firavunlarından almıştır. Giza piramitlerini Mısır’ın diğer piramitlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözülememesidir.

6)İNGİLTERE PARLEMENTO BİNASI

ingiltere-parlamento-binasi-londra

1834 yılında yaşanan bir yangından sonra, parlamento binası 30 yıllık bir süreçte yeniden onarım görmüş ve eski halini almıştır. Bu onarım büyük ölçüde mimar Charles Barry (1795–1860) ve yardımcısı Augustus Welby Pugin (1812–1852) tarafından gerçekleştirilmiştir.

7)PİSA KATEDRALİITALY_SECOND_TOWER_163960a

Bitirildiği tarihten itibaren, ilk 5 yılını dik durarak geçiren, 3. katının tamamlanmasından sonra, güneye doğru eğilmeye başlayan Pisa Kulesi, Mucizeler Meydanı olarak bilinen Piazza dei Miracoli’de, aslında şehir katedralinin çan kulesi olarak yapılsa da ondan ayrı olarak, 1173’te inşa edildi. Yapımına 1173’te başlanan ve inşası 199 yıl süren kulenin, savaş nedeniyle tam 1 yüzyıl ara verilen inşaatı ancak 1272’de devam edebildi. Bulunduğu temelin yumuşak zeminindeki çökmeden dolayı eğilen Pisa Kulesi, halen her yıl milimetrenin onda yedisi kadar, yani 100 yılda 0,7 cm eğilmeye devam ediyor. Kulenin şu anki eğimi 5,5°.

8)SAGRADA FAMİLİA

Sagrada-Familia-Barcelona-Spain

La Sagrada Familia (Kutsal Aile), İspanya’nın Barselona şehrinde bulunan ve modern mimarinin öncülerinden sayılan Antoni Gaudi’nin 1883 yılında devraldığı fakat 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölmesi sonucu yarım kalan bir bazilikadır. Yapımı halen devam etmektedir.

9)SİDNEY OPERA BİNASImimari

1956 yılında Sidney Opera binası için bir yarışma düzenlenir ve Dünya çapındaki mimarlardan bir opera binası için tasarım yapması istenir. Mimarların tasarımlarını bütçe gözetmeksiniz yapmaları istenir ve yarışmayı ilginç bir şekilde hiç tanınmamış olan genç bir Danimarkalı mimar kazanır. Bu mimarın adı Jørn Utzon’dur.

Bu içerik 423 kez okunmuştur

Sanat Tarihi okuyor.. Vaktinin çoğunu kahveyle ve kitap okumakla geçiriyor. Rönesans sanatçılarına özel bir ilgisi var.  Kedisever.

Okumaya Devam Et
2 Yorum

2 Comments

  1. Pingback: Karabük'te Fıkra Gibi Olay| Sit alanına izinsiz konulan aslan heykeli müzeye götürüldü - ƜİƘİƘÜLƬÜR

  2. Pingback: Eski Mezopotamya'da Tanrılara Adanan Piramitler | Ziggurat Tapınakları - ƜİƘİƘÜLƬÜR

Bir Cevap Yazın

Deneme

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

Paylaşılma Tarihi :

,

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

Dedem Ahmet Bey ve anneannem Sabiha Hanım 1962 yılında İstanbul Bostancı’da bahçeli, üç katlı, müstakil bir ev alıp, Adapazarı’ndan İstanbul’a taşınmışlardı. 60’lı yılların ortalarında bu evin garajında son model bir Mercedes ya da sekiz silindirli bir Amerikan arabası duruyor olurdu. O yıllarda arabayla bütün Avrupa’yı dolaşmışlar, bir de Akdeniz’de gemi turu yapmışlardı. Evin içinde buzdolabı, çamaşır makinesi, müzik seti (aslında müzik mobilyası !) vardı. 60’lı yıllar bitmeden televizyon da gelmiş ve Bulgaristan’ın yaptığı yayınları devasa bir anten yardımıyla, kumlu-mumlu seyretmeye başlamıştık. Kısacası, kendi dönemlerine göre oldukça varlıklı sayılırlardı.

Şimdi bu “varlıklı” evindeki harcama alışkanlıklarından söz etmek istiyorum.

Evde hiçbir zaman herhangi bir yiyeceğin eksikliği söz konusu olmamıştı ama örneğin çikolatalar yuvarlak gümüş bir kabın içinde, cila kokan yemek odası dolabında durur ve biz torunların her gelişimizde bir iki tane almamıza ses çıkarılmazdı. Daha fazlasına ise nedense cesaret edemezdik.

Ekmekler eve az olmayacak miktarlarda alınır ve eğer bayatlamaya başlarlarsa bunlardan ya kızartıp, üzerine vişne şerbeti dökülerek özel ve nefis bir fırın tatlısı yapılır, ya da ekmek dilimleri yumurtaya bulanıp yağa atılarak bizlere çayın yanında servis edilirdi. Sadece kızartılıp kahvaltıya çıkarıldığı da sıkça olurdu. Tabii ki bayat ekmekler köfte yapımında da kendini gösterirlerdi. Özetle, evden ekmek atıldığını hiç hatırlamıyorum.

Ahmet Bey ve Sabiha Hanım, bahçeli evlerinin önünde son model Mercedes’lerine biniyorlar. Arabanın içinde annem ve ben görünüyorum.

Ahmet Bey ve Sabiha Hanım, bahçeli evlerinin önünde son model Mercedes’lerine biniyorlar. Arabanın içinde annem ve ben görünüyorum. | 1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

Bir gün önceden kalan pilavlar yayla çorbası ya da kadınbudu köfte olarak ertesi gün karşımıza çıkardı.

Yenen tüm etlerin kemikleri bahçede duran cins av köpeğine, karpuz, kavun kabukları ise bahçenin başka bir köşesindeki kümeste yaşayan tavuklara giderdi. Sanırım sebze kabukları ve salata artıkları da onlara verilirdi.

Eve gelen paketlerin iplikleri elde küçük bir fiyonk yapılıp gerektiğinde kullanılmak üzere hep aynı mutfak çekmecesine konurdu. Parlak paket rafyaları da daha geç bir tarihte ortaya çıkmalarına rağmen aynı çekmeceye aynı şekilde yerleşmeye başlamıştı. Naylon torbalar ise saklanmazdı çünkü henüz naylon torbalar ortada yoktu.

Evin bahçeye bakan iki köşesinde, çatıdan gelen yağmur suyu borusunun altında birer adet, 200’er litrelik varil dururdu. Nedense hep ağzına kadar dolu olduğu için biz torunların üstünde oyuncak gemilerimizi yüzdürüp, uzun saatler oynayabildiğimiz ve çok keyif aldığımız bir yerdi. Ancak asıl varlık nedenleri, bahçeye düzenli bir bahçıvan geldiği yıllarda güllerin, çiçeklerin ve diğer bitkilerin sulanabilmesi için yağan yağmur sularının toplanması olmalıydı. Yağmur suyunun bile ziyan edilmemesine gayret edilen bir dönemdi. Çünkü normal kullanım suyu da motopomp ile çekilen, bahçedeki kuyudan sağlanıyordu.

En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi

O günlerde pek şarap içildiğini hatırlamıyorum. Evde sıklıkla bira, ender olarak da rakı tüketilirdi. Bira şişeleri depozitoluydu. Yani içildikten sonra boş şişeler bakkala götürülüp dolularla değiştirilirdi. Rakı şişeleri ise şimdiki deyişiyle “kullan-at”, o zaman ki anlayışa göre ise “Bir –kenara-istifle” idiler. Yanlarına okunmuş gazeteler de yerleştirilir. Bu her iki mal gurubu yeterince miktara ulaşınca mahalleye belli günlerde gelen eskicilere verilirlerdi. Bu alış veriş ilginçti, çünkü para geçmiyordu. Eski yıllarda, verilen gazete ve şişelere karşılık olarak eskiciden mandal alınıyordu. Yani, “değiş-tokuş” ticareti yapılıyordu. Daha sonraki yıllarda mandalların yanında yeni yaygınlaşmaya başlayan plastik ev eşyalarının da verilmeye başladığını görmüştüm.

Almanya’da atıkların evde farklı cinslere ayrılmasına daha yıllar varken biz bu uygulamayı evlerimizde zaten yapıyorduk.
Dikiş makinesi olmayan ev düşünülemezdi. Zaten o günlerin sıkça duyulan radyo reklamlarından birisi de “Zetina dikiş makinesi, her gelin kızın rüyası” idi. Anneannemde vardı, bizde vardı, misafirliğe gittiğimiz her evde de vardı. Eve BURDA adındaki özel dikiş mecmuaları alınır, içlerinden devasa bir kağıt çıkar (Yüzeyi herhalde bir m2’den fazlaydı). Bu kağıtta onlarca farklı çizgi ile yapılmış karmaşık desenler bulunurdu. Bu desenler derginin içindeki bayan giysilerinin “patronlarıydılar”, yani o kağıttaki uygun desenleri bir kumaşa uygulayıp keser ve sonra da doğru dikerseniz istenen giysileri elde ediyordunuz. Kısacası ev içinde pek çok giysi, bu arada akşamları özel davetlere gidilecek kadar kalitelileri bile, dikilebiliyordu. Daha da özenli olunursa her mahallede bulunan terzilere gidiliyordu. Nedendir bilinmez çocukken gittiğim bu terziler resmi iş yerleri değil, mahallede başka bir ev oluyordu. Genellikle annemlerin “matmazel” dediği, 40’lı yaşlarda, zarif ama gösterişsiz hanımlardı bu terziler.

Gene o dönemlerde örgü örmeyen kadın düşünülemezdi. Her kadın mutlaka bir şeyler örebiliyordu ve kadınlar bir araya geldiklerinde yanlarında çoğunlukla örgü şişlerini ve yünlerini de getiriyorlar ve sohbetle geçen zaman ev içi üretimin durması anlamına gelmiyordu.

Buraya kadar giyim konusunda bir gariplik yok. Asıl bundan sonrası ilginç. Evden giysi de atılmıyordu. Eskiyen gömleklerin yakaları ters yüz ediliyor. Çok daha eskiyince düğmeleri sökülüp özel bir kutuya (düğme kutusu tabii ki) konuyor (Annemin düğme kutusunu hala saklıyor ve seyrek de olsa içinden kullanıyorum), kumaşı ise kenarları bastırılıp yer bezi oluyordu. Parlak kadın giysileri de kesilip çocuk giysisi de olabildiği gibi iyice küçülen parçalardan (patchwork tarzında) kareler kesilip, sonra bunlar birleştirilip yatak örtüsü ya da büyük yastıklar haline geliyorlardı. Anneannemin yakası kürklü, iyi bir kumaştan dikilmiş mavi bir mantosu vardı. Öyle ucuza alınmış bir giysi değildi ama senelerce kullandı. “Moda değişti her şeyi yenileyelim” diye bir düşünce ortada yoktu.

Örgü konusu da aynı felsefeye tabiydi. Eskiyen kazaklar sökülüp yeniden yumak haline gelir ve büyük bir torbaya doldurulurdu. Sonra bunlardan yeni kombinasyonlar yapılıp yeni kazaklar örülürdü. Kaliteli ve sağlam ipliklerin 4-5 tur döndüklerini görmek mümkündü. Çocukken ve ortaokul çağlarımda arkası başka, önü başka renkten, ya da renkli çizgileri olan kazaklarımın olmasının nedeni evde o sırada kazağın bütününü yapacak kadar tek renk yün ipliği olmamasından kaynaklanabiliyordu. Rengi iyice azalan iplikler son aşamada ya hamam bezi oluyorlar ya da farklı ipliklerden yapılmış büyük yatak örtülerine katılıyorlardı. 1970’li yıllarda annemin ve anneannemin yaptığı bu tür iki örtüyü hala büyük sevgi ile evde kullanıyorum.

Resimdeki kişi Ahmet Bey, yani dedem, ve son model arabası ile poz veriyor.

Resimdeki kişi Ahmet Bey, yani dedem, ve son model arabası ile poz veriyor. | 1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

Birden fazla çocuğu olan ailelerde aynı elbiselerin büyük yaştakinden küçüğe doğru el değiştirmesi sadece doğal değil, resmen “zorunluluktu”. Başka türlü bir davranış düşünülemezdi.

Erkek çorapları delindikçe tamir edilirdi. Dikiş makinesinin bir gözünde tahtadan yapılmış, bir tarafında boydan boya bir kanalı olan, bir yumurta dururdu. Özel olarak çorap tamirinde kullanılırmış.

60’lı yıllarda kağıt kıymetli bir malzemeydi ve henüz ıslak mendi, selpak mendil, tuvalet kağıdı, kağıt peçete, kağıt havlu gibi kavramları hiç duymamıştık. Bunların her birinin, tabii ki, kumaştan yapılmış bir karşılığı vardı. Belki şaşıracaksınız ama tuvalet kağıdının da karşılığı bulunuyordu. Adına “Taharet mendili” denen bu kumaşın boyutlarının 35 x 35 cm gibi olduğunu ve kenarlarının iğne oyası olduğunu hatırlıyorum. Tuvalette klozete yakın bir yerde duvarda asılı dururdu. Nasıl kullanıldığını bilmiyorum. Öğrenmem gereken yaşa geldiğimde ise artık ortada yoktular.

Çocuk bezinin de olmadığını herhalde tahmin edersiniz. Yeni bebekli evler balkonlarında kuruyan onlarca beyaz, küçük, kare kumaşlardan anlaşılırdı.

Her evde bir tamir kutusu olurdu, şimdi de var, buraya kadar bir fark yok. Ancak bu kutunun içi, çoğu zaman paslı çivilerle dolu olurdu. Çünkü evde bir şeyler sökülürken ortaya çıkan eğri büğrü çiviler elden geldiğince çekiçle düzeltilip o kutunun içine atılırdı. Tek bir paslı çivinin bile kıymeti vardı.

Biz torunların bakkala ya da yakınlardaki bir takım dükkanlara “Koş, kap şunu getir” mantığı ile yollandığımızı hatırlıyorum ama çöp dökmeye gönderildiğimizi hiç hatırlamıyorum. Günümüz mutfaklarının bir köşesinde devasa boyutlarda duran (ve yazın kötü kokabilen) çöp kutusunu da hatırlamıyorum. Anneannemin evinin her köşesini, her eşyasını, kendi kokuları ile hatırlarken çöp kutusunun evde nerde durduğunu bilmemek ilginç geliyor. Mahalleye gelen sucunun arabasını, sütçünün eşeğini, eskiciyi hatırlarken belediyenin çöpleri nasıl topladığı konusunda da zihnimde hiçbir kayıt yok (Bu kadar mı az çöp çıkıyordu evlerden?).

Gereksiz hiçbir lambanın yakılmadığı ve çocukların bu nedenle sürekli uyarıldığı 60’lı yılların dünyasında tutumlu olmak fakirlikten kaynaklanan bir zorunluluk değil, doğal bir yaşam biçimiydi. 1928 doğumlu babamın eski nüfus cüzdanında “Mehmet Feridun efendiye ekmek karnesi verilmiştir” ibaresini gözümle görmüştüm. Savaşların yokluğunda, bir gün en önemsiz nesnenin bile ihtiyaç olabileceği bir ortamda yetişmiş olan büyüklerim bu yaşam biçimini en doğal halleriyle yaşıyorlardı. Şimdiki anlamıyla “çevreci” falan değillerdi ama zaten özel yaşamlarında yukarda saydıklarımı yaptıktan sonra olmaları da gerekmiyordu.

Sanki bu alışkanlıkların hiç olmazsa bir bölümünü yeniden hatırlasak iyi olacakmış gibi duruyor.

9/09/2018

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

 

Bu içerik 168 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Deneme

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Raziye Ayhan’ın Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

İki kişilik bir masada yalnız başıma oturuyordum , kimi zaman bu sayı çoğalıyor, günlerin çeşitliliği artıyor ve hatta kimi kez ben de o masada olmuyordum. Anlattıklarım havada toz haline geliyor ama karşımdakine geçmiyordu. Karşımdakiler, bir melodi dinler edasıyla ara sıra senfoniye ayak uydurmak için başını sallıyor, bazen benimle nakarata katılıyor, tekrar ettiğim kimi acılarım için öğütler sıralıyordu.
Kafiyeli öğütleri benim için birer zinciri atmış bisikleti sürmek gibiydi. Sayısız kere dinlediğim muhteşem öğütlerini bir mucizeymiş gibi dinliyor, kaymak gibi ruhuna bal sürüyordum. Masadan kalktığında öyle mutlu oluyordu ki! Az önce söyledikleri bir çırpıda ruhuma iyi gelecek, beni tıpkı istediğim zamana götürecek gibi.

Edebiyat Severlere 10 Soruluk Dil Bilgisi Testi! #2

Bense masadan kalkanı yalnız ayağa kalktığından fark ediyor oluyordum. Yalnızlık, içinde büyüyüp duran yabani ot değildi. İstenmeyen bir şey de değil. Herkes görsün diye evinin bahçesine diktiğin ama kimsenin görmediğiydi.
Yalnız kalmak odalara kapanmak değildi, şen kahkahalar atarken de yalnızdım çok mutlu bir anın ortasındayken de.

Ama bugün niye bu kadar mutsuzdum!
Anladım.
Anlaşılmıyordum.
Kimseyi açılıp saçılacak, içimin, derdimin mahremine alacak kadar yakın bulmuyordum.

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Afrodit Kimdir? 10 Maddede Aşk Tanrıçası Afrodit

Oysa ne kolaydı soyunmak! Ruha çıplaklık kazandırmakmış zoru!

Çekilen her acıyı tende sananlarla yaren olmakmış nefessiz bırakan. Bugün mü anlamıştım yoksa kendime bile mi bugün açılmıştım bilemiyorum. Titreyen dudaklarım, hakkımda dedikodu yapmak için fırsatçıydı. Herkese kendini belli ediyordu. Onca uzak insan bazen bu dedikoducuya kulak asıyordu ama benim beklediğim bunu görmüyor, duymuyordu.

Uykularım, yorgun halim ve yavaş adımlarım tembellik sayılıyordu. Ama değildi anlatmıyordum ve umursamıyordum tıpkı o / onlar gibi. Kendimi anlatma telaşında değildim. Kabul edilmek, onaylanmak, benzemek gibi ya da acılarımı başkalarınınkiyle kıyaslamak gibi gayelerim ve takatim yoktu. Tam da bu yüzden masada hep tek oluyordum.

Omurgamı aldın sen benim! diyen şairi her gün haklı çıkarıyordu hayat. Sen hayatı seviyordun. Bense içinde debelenip duruyordum.Bu yüzden anlamıyordun, anlaşamıyorduk.

Anladım ki biz yalnız iyi günlerde yan yana olan iki silüetiz.
Kötü bir anda yağmuru sevdiğini söyleyip saçaklardan yürüyenler gibi oluyorduk.
Anlıyordum.

Raziye Ayhan’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

Tavsiye İçerik

Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir?

Bu içerik 10420 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Blog

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Salgın, virüs, maske, karantina, önlem, ellerimizle özdeşmiş dezenfektan kokusu ve nicesi… Pandemiye Özel Uzaktan Tatil isimli yazımda da bahsettiğim virüs konusunu gönül isterdi ki bir daha açmayayım bile. Lakin elden ne gelir, tüm sevimsizlikleriyle ıstarla yaşantılarımızın merkezinde kalmaya devam ediyor.

Tüm suçu 2020 senesine atmayı özellikle yeni yıla 1 ay kadar bir süre kalmış olmasından ve 2021’in daha korkutucu olma ihtimalinden dolayı doğru bulmasam da, senenin çok büyük bir kısmını Çin’den kalkıp, sokaklarımıza (hatta birçoğumuz için en iyi ihtimalle apartmanlarımıza) kadar gelmiş bu küçük yaratıkla savaşmaya çalışarak geçirdik. Zaman geçtikçe bunu yaşamımızın bir parçası haline getirmeye çalıştık. Kimilerimiz yeni hobiler edindi, kimilerimiz pasif-agrasif bir temizlik hastasına dönüştü, kimilerimizse yüksek seviye ekipmanlar kuşanıp, hayatta kalma oyunundaymış edasıyla deforme bir şekilde devam etti gündelik yaşamlarına.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Bu durumun getirdiği yaşamsal sancıları, virüse kapılanlar, çevresinde kapılmış insanlar olanlar ve 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri insanlardan sonra en çok çekenlerimiz de hiç şüphesiz kalabalık ortamlarda işleri olanlar, o noktalarda zorunlu bulunmak zorunda olanlar oldu. Fakat özellikle bir tavsiyem var; siz siz olun, bugün yaptığım hatayı yapmayın. Haftanın ilk günü öğle arası sonrasında yoğun banka kuyruklarına girmeyin. Bu deneyim benim için hayatımdaki en kötü tecrübelerden biri olarak tarihe adını yazdı.

Tarif etmek gerekirse; mesafeli aralıklarla ilk aradığınızda ucunun nereye uzandığı öngöremediğiniz bir sıranın parçası olmak, sizden yalnızca birkaç saat alacak bir işlemmiş gibi görünebilir ama aslında o bekleyiş Einstein’ın görelilik kuramı yüzünden sizden bir çırpıda aylarınızı alıyor. Çaresizce sırama geçip adım adım ilerlerken uzaktan kapıyı ilk gördüğümde belirli aralıklarla girip çıkan güvenlik görevlisini fark ettim. Sesini duyamadığım bir mesafedeydim ama arada bir şeyler söylüyor ve sıranın çeşitli yerlerinden insanlar görevlinin yanına gidip bankaya giriyordu. O sırada bu durumun cevabını buldum. Banka, bekleyenleri içeriye çekilişle alıyordu.

En İyi Filmler | En İyi 10 Film

Yalnızca bankanın (ya da o şubenin) instagram hesabını takip edip, çekiliş fotoğrafını beğenip, yorumlarına 3 arkadaşını etiketlemen yeterli. Aslında bankalar bu şekilde harika birer influencer isimlerine dönüşebilir. Bunun yanı sıra, sıradakiler için de bu bekleyiş eğlenceli bir hal almış olur (ya da cinnet geçirenlerle dolar, karar veremedim). Biraz daha yaklaşıp kulaklığı çıkarmamla bunun sadece bireysel bankacılık – emeklilik gibi şeylerle ilgili sıkıcı, benim için değersiz bir prosedür olduğunu anladım tabi ki.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Küçük çekilişler olmasa da sırada ilginç anlara rastlamanız oldukça olası. Önünde ve arkasındakilerle muhabbet etmeye başlayan yaşlı grupları en sık rastlayacağınız şey olabilir. Kısa sürede torunlarının kariyerlerini fotoğraf destekli yarıştırıp, örgü tüyoları veren teyzeler ve siyaset ile gündem arasında çekişen amcalar olur genellikle bunlar. Eğer seçme şansım olsa her zaman teyzeleri tercih ederim bu pozisyonda, en azından dinlerken duymaktan ezberlediğin şeylerden farklı bilgiler edinebiliyorsun.

Stoa ve Stoacılık Nedir? | 5 Maddede Stoacılık Felsefesi ve Stoa

Bir başka rastlantı ise uzun zamandır görüşmemiş arkadaşlar / uzaktan akrabalar üzerine. Öyle önemli bir an ki, önceden sırada olan kişi ile yeni sıraya girecek olan kişinin yakınlık derecesini, sıradaki sona olan mesafesinden ölçebiliyorsun. Eğer zaten sıradaki kişi hatırı sayılır bir mesafeden sıranın başına yeni gelen kişiyle birlikte beklemek için dönüyorsa, sen de onlarla sıranın başına geçebilirsin. Çünkü teyzelerin muhabbetleri orada dönecek muhabbetler yanında tamamen değersiz kalıyor.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Bu liste benzer örneklerle daha uzayıp gidiyor ama bankada beklemenin düşüncesi bile saç beyazlatacak bir sıkıcılıkta olduğu için devamını getirmek pek de doğru gelmiyor. O yüzden bu berbat deneyimi berbat kılan o tatlı finali ile yazımı sonlandırayım. Uzun bekleyişimin ardından sıra bana gelip vezneye geçtim, yapmak istediğim işlemi ruhunu evde bırakıp gelmiş görevli ablaya anlattım ve bana dedi ki: ‘Bu işlemi bankamızın müşteri hizmetlerini arayarak da yapabilirdiniz beyefendi.’ Hoşça kalın…

 

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

Tavsiye İçerik

Afrodit Kimdir? 10 Maddede Aşk Tanrıçası Afrodit

Bu içerik 11723 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Yazarımız

Ekibimize Katıl!

yazar

Son Yazılar

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf 1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf
Deneme17 saat Önce

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf

1960’lı Yıllarda Varlıklı Olmak ve İsraf Dedem Ahmet Bey ve anneannem Sabiha Hanım 1962 yılında İstanbul Bostancı’da bahçeli, üç katlı,...

En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi
Sinema&Dizi23 saat Önce

En iyi Animasyon Filmleri | En iyi 5 Animasyon Filmi

Keşfetmeniz için en iyi animasyon filmleri seçkisini sizler için hazırladık. Bunlarla ilgili büyüleyici birçok animasyon filmleri var. Bu, neredeyse imkansız olan...

Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9 Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9
Edebiyat2 gün Önce

Melih Cevdet Anday: Şans Tanımamız Gereken Şair #9

Şans Tanımamız Gerekenler listesinde artık şairlerimizde var. Biliyorsunuz ki Şans Tanımamız Gereken Şair listemizin son yazısında Ülkü Tamer yer almıştı....

Hasret Gültekin: Hasret Gültekin:
Müzik4 gün Önce

Hasret Gültekin: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #16

Hasret Gültekin Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı olan Hasret Gültekin var. Geçen yazımızda Kesmeşeker yer almıştı. Bu yazımızda ise...

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11 WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11
Quiz&Test5 gün Önce

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11

Haftalık Genel Kültür Testi ile tekrardan karşınızdayız. Her konudan genel kültür soruları için bağlantıya tıklayın ve kültür seviyenizi ölçün.   Genel kültür testi...

Steam Ödülleri 2020 Steam Ödülleri 2020
Teknoloji6 gün Önce

Steam Ödülleri 2020

Steam Ödülleri 2020 Adaylık Komitesi Steam artık bir gelenek hâline gelen ödüllerini her zaman olduğu gibi bu sefer de kullanıcılarına...

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar
Mısır Mitolojisi7 gün Önce

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve   Mısır Tanrıları ve Tanrıçaları Tüm eski insanlar için dünya gizemle doluydu. Çevrelerindeki dünyada deneyimlediklerinin...

İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi
Yunan Mitolojisi7 gün Önce

Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi

Persephone ve Hades Persephone ve Hades | Persephone, Demeter ve Zeus‘un kızıydı. Persephone büyüdükçe güzelliği de arttı. Yeraltı tanrısı Hades...

İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır? İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?
Tarih1 hafta Önce

Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?

Fransız Devrimi Fransız Devrimi, devrimle bağdaştırdığımız neredeyse her şeye sahipti; açgözlü hayaller, hırslı aristokratlar, yüksek vergiler, başarısız hasatlar, gıda kıtlıkları,...

Mahir: Kısa Hikaye Mahir: Kısa Hikaye
Edebiyat1 hafta Önce

Mahir: Kısa Hikaye

Mahir: Kısa Hikaye – Yüzüğü alınca “Evet!” der sandım. – “Hayır” mı dedi? – Hayır. Yani hayır demedi. Evet de...

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek
Deneme1 hafta Önce

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Raziye Ayhan’ın Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek İki kişilik bir masada yalnız başıma oturuyordum , kimi zaman bu sayı çoğalıyor,...

Okunması Gereken Kitaplar #1 Okunması Gereken Kitaplar #1
Edebiyat1 hafta Önce

Okunması Gereken Kitaplar #1

Okunması Gereken Kitaplar listemiz zamanla güncellenecektir. Bu listedeki kitaplar tamamen yazarın istediği sırayla düzenlenmiş ve herhangi bir “en iyi” sırasını...

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8 Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8
Edebiyat1 hafta Önce

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair Şans Tanımamız Gerekenler listesinde artık şairlerimizde var. Biliyorsunuz ki Şans Tanımamız Gereken Şair listemizin...

yunan Tanrıları - wikikultur.com yunan Tanrıları - wikikultur.com
Yunan Mitolojisi1 hafta Önce

Yunan Tanrıları: Yunan Mitolojisinde 30 Yunan Tanrısı Listesi

Yunan Mitolojisinde Yunan Tanrıları Listesi Yunan Mitolojisi hayal gücümüzü her zaman heyecanlandırmıştır. Güçlü Yunan Tanrılarının destansı hikayeleri, yıllar boyunca sayısız...

Arkeoloji1 hafta Önce

Lirik Şiirin Kraliçesi Sappho ve Sappho’yu Bizimle Tanıştıran Cevat Çapan

Bu yazımızda Lirik Şiirin kraliçesi Sappho’yu ve onun “Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen” isimli şiir kitabının çevirmeni Cevat Çapan’ı ele...

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15 Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15
Müzik1 hafta Önce

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15

Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı topluluğu olan Kesmeşeker var. Geçen yazımızda Grup Seksendört yer almıştı. Bu yazımızda ise güzel...