Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

avatar

Halime Uyğurlar

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

Sonsuz evrenin mini minnacık bir gezegeninde saklı kalmış; gizemli, düşündürücü, ezber bozan, olağanüstü bir miras, arkeolojik bir deyişle de Dünya’nın ilk tapınağı Göbekli Tepe…

Mısır piramitlerinden bile binlerce yıl önce yapılmış bu çok eski tapınak Ortadoğu’da bulundu. Tarihi; Mezopotamya, Minos ve Maya gibi medeniyetlerin bile çok öncesine uzanıyor. İnsanlık henüz Taş Devrini yaşarken inşa edilmiş. Peki ana kimler tarafından ve neden? Buz devrinin sona erdiği, insanın çömlek, yazı ve tekerlekle henüz tanışmadığı zamanlara.. ‘Üç yaşındaki bir çocuğun oyuncak tuğlalarla Empire State’i inşa etmesi gibi bir şey bu.’

 

Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

Kayıp Bir Medeniyet

İnsan milyonlarca yıl boyunca yavaş yavaş evrimleşti. Önceleri avlanıp yiyecek toplayarak yaşıyordu. Ama yaklaşık 12.000 yıl önce olağanüstü bir şeyler oldu. Evrim sürecimiz katlanarak hızlandı. Ve izafi olarak çok kısa bir zaman diliminde Taş Devrinden ay yürüyüşlerine geçtik. Peki gelişimi bu kadar hızlandıran neydi? Taş Devrinden günümüze uzanan o devasa adımın neden ve nasıl atıldığı sorusuna cevap bulmak üzere; gelin Şanlıurfa şehrine 12 km uzaklıkta arkeolojide ‘Bereketli Hilal’ olarak adlandırılan ve Fırat Nehrinin getirdiği hayatla günümüzden yaklaşık 7-8 bin yıl önce tarımın başladığı tahmin edilen bölgenin tam tepe noktasına Göbeklitepe’ye gidelim.

Anadolu’nun en önemli mistik şehirlerinden birisi olan Şanlıurfa, peygamberler şehri olarakta biliniyor. Hz.İbrahim’in Makamı, Hz. Eyyüp’ün Makamı, Sin Kültü ve Harrandaki eski şehir Urfa’nın dinler tarihindeki yerini anlamaya yetiyor. Balıklıgöl de bu mistik yerlerden biri. Burası ile ilgili olduğu düşünülen ve Kur’an’ı Kerim’deki 21 numaralı Enbiya suresinde geçen bir ayette var. “Onlar ‘Siz bunu yakın da Tanrılarınızın öcünü alın eğer bir şey yapacaksanız’ ” dediler, “Biz ‘Ey ateş İbrahim’e serin ve zararsız ol dedik.’ “

Teoriye göre tarım; yerleşik hayata geçmemize, dini öğretiler geliştirmemize ve tapınaklar inşa etmemize imkan tanıdı. Küçük yerleşimler şehirleri, şehirler ise güçlü medeniyetleri oluşturdu. Artık her öğün için avlanmak ya da yiyecek toplamak zorunda olmadığımızdan; düşünmek, icat etmek ve Taş Devrini gerilerde bırakacak ölçüde gelişmek için vaktimiz vardı. En azından bugüne dek teori böyle idi. Fakat Türkiye’de keşfedilen olağanüstü bir şey kültürel evrim tarihimizde yepyeni bir sayfa açtı.

Profesör Klaus Schmidt; alanında ünlü bir Alman arkeolog. Göbeklitepe’yi 1994’de keşfeden bir kalp krizi nedeni ile aramızdan ayrıldığı 2014 yılına kadar 20 yıl süre ile “Göbeklitepe Kazı Başkanı” görevini sürdürdü. Prof. Dr. Klaus Schmidt, Göbeklitepe kazılarına ait tecrübelerini ve görüşlerini bize bir kitap olarak bıraktı; adı “Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe/ En Eski Tapınağı Yapanlar”

Klaus Schmidt

Bakalım Schmidt “Taş Çağı Avcılarının Gizemli Kutsal Alanı Göbekli Tepe” adlı kitabında Göbekli Tepe için ne diyor?

*Dikilitaşlardaki çifte deliklerin dünyevi amaçlar dışında kullanıldığını düşünmekteyiz. Atalarımız burada daha çok dinsel özelliği ön planda olan bir yer yapmışlar. Bir kült merkezi ile karşı karşıya olduğumuz kesindir. Kalıntıların, insanlığın en eski mimari anıtlarının olduğu döneme tarihlendiğinden hiç kuşku yok. Göbekli Tepe’de gördüklerimiz, onları yapanlar ve ziyaret edenlerin birleşik bir sosyal ve tinsel ilişki ağına işaret eden resim ve işaretlerdir.

Göbeklitepe’deki işaretler, aceleyle bir kaya duvarına kazınmış ya da çay taşlarına boyanmış taşlar değildir. Onlar, görkemli T biçimli dikilitaşlar üzerinde kabartma tekniği ile yapılmış ve “kutsal” kelimesinin içeriğini kesinlikle karşılayan bir buluntu konteksinde tespit edilmiştir. Öylesi bir tarzda yan yana dizilmişlerdir ki, büyük olasılıkla bu, işaret sıralamasına ait mantıklı bir ilişkiye işaret etmektedir. Kesin olan bir şey var ki, o da buranın Taş Çağı’na ait bir oturma mekanı olmadığıdır.

Göbekli Tepe bulguları, arkeolojinin uğraş alanını aşan, tarih öncesi dönemdeki kült ve din konusuna işaret etmektedir. İnsan topluluklarının en geç Üst Paleolitik’ten beri, belki de daha önce, dini bir organizasyona sahip olduklarını kabul ediyoruz. M.Ö. 10.000’lerdeki ilk Neolitik din, hangi tekil deneyimlerle şekillendirilmiş olursa olsun, yeni bir yaratımdan çok, oldukça eski bir gelişmenin ürünüdür. Yazı öncesi toplumlarda bu konuda inandırıcı bir delil bulmak ya da içeriği anlayabilmek çok zor olsa da mitler ve mitsel motiflerin çok eskiye dayandığını kabul edebiliriz. Burada açıkça görülen ise, işçilerin muhtaç oldukları gücü, inandıkları dini bir motivasyon kaynağından almış olabilecekleridir.

Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

Hayvan motifleri

Göbekli Tepe yapılarında nelerin gerçekleştirilmiş olduğunu teker teker söyleyemesekte buranın bir kült yapısı olarak yorumlanması gereği kesindir. Anıtsal dikilitaşlar ve bunların oluşturduğu yuvarlak yapılar, ama aynı zamanda heykeller ve kabartmaların tarzı, karşımızda Neolitik Çağ’a ait kutsal bir merkezin olduğu görüşünü doğrulamaktadır.

Bu insan biçimli dikilitaşlar tanrılar, atalar ya da diğer varlıkları temsil ediyor olabilir. Göbekli Tepe’de karşımızda bir ritüel merkezinin – hem de merkez kavramının vurgulandığı bir yer anlamıyla da – olduğunu haklı nedenlerle kabul edebiliriz. Çayönü, Nevali Çori, Tell Abr, Mureybet, Jerf el-Ahmar, Tell Qaramel ve hiç kuşkusuz henüz bilmediğimiz pek çok diğer yerdeki insanlar, yapıları inşa etmeye devam etmiş ve burada belli bir nedenle, hep birlikte ya da temsilcileri tarafından ritüellerini gerçekleştirmişlerdir.

T biçimli dikilitaş buluntu yerlerinin dağılımı, Urfa bölgesinde Göbekli Tepe’nin çevresinde yoğunlaşıldığını bize göstermektedir. Elimizde tekrarlanan, anıtsal betimler tarzında işaretler dizisi var. Ve bu işaretlerin, görkemli insan biçimli dikilitaşların üzerine yapılması, hiç kuşkusuz onların, o dönem insanları için anlamlarını, insanî etki alanının ötesine taşımıştır. Bu açıklamalar, karşımızda, dikilitaşlar ve işaretlerle çevrili “kutsal” kelimesine uygun, doğa üstü bir atmosferin hüküm sürdüğü bir yerin bulunduğunu kabul etmeye yetmelidir.

Tapınak kavramının bu Taş Çağı özel yapıları için uygun olduğunu düşünmekteyiz. Göbekli Tepe araştırmaları sırasında saptadığımız, bu tapınaklarda kendini gösteren kült ve dinin, Yakındoğu’daki Neolitik Çağ’ın gelişiminde güçlü dürtüler olduğu fikri giderek güçlenmektedir.

Tarihi Değiştiren Dünya Mirası: Göbekli Tepe

Göbekli Tepe Dikili Sütunlar

DİKKAT ÇEKEN HUSUSLAR: Ancak burada bazı hususları dikkatinizi çekmek isterim. Kitapta yer alan şu maddeleri de dikkatli olarak okuyup yorumlayalım. *Göbekli Tepe’deki gibi bir anıtı, Paleolitiğe kadar ulaşan bir “ön tarih” olmadan düşünmek zor. Yani Schmidt’e göre, “Göbekli Tepe’yi inşa edenlerin burada ortaya koydukları uygarlık, inşaat, sanat, toplumsal organizasyon yeteneği ve inanç gibi hususlar, daha önceden sahip oldukları bir tarihe aittir.

*Yukarı Mezopotamya’daki ilk Neolitik yerleşim tarihinin birdenbire, daha önceden hiç kimsenin bilmediği yeni yüzler ve renklere sahip olduğunu da unutmayalım. Bunu da, Göbekli Tepe’yi inşa edenler bu bölgeye ait olmadıklarını ve başka bir yerden buraya gelmiş olduklarını düşünebiliriz.

*Göbekli Tepe’de Şamanların aktif olduğunu kısmen düşünebiliriz. Şaman (veya daha doğru olarak Türkçe ifadesi ile Kam), Türklerin inançları kapsamında doğa üstü güçlere sahip olan ve toplumun veya kişilerin manevî düzenleri bozulduğunda kendilerine başvurulan ve doğa üstü yetenekleri olduğuna inanılan kişilerdir. Bu da sadece ve sadece Türklere ait bir kültürdür.

GÖBEKLİ TEPE’NİN SIRLARI

12.000 yıl önce insanoğlu henüz avcı toplayıcı olarak yaşıyordu. Kullandıkları aletler taşlara ve tahtalara şekil veren basit malzemelerdi. İlk tekerleğin bile yapımına henüz binlerce yıl var. Doğa ile müthiş bir mücadele içinde insanoğlu. Bölgede ortaya çıkarılan daire yapıların içlerinde insanı sembolize eden, üzerlerinde el ve kol şekli olan T biçiminde kayalardan ve çeşitli hayvan tasvirleri yapılmış farklı taş sütunlardan oluşuyor.

Bu sütunlar tek parça olarak taşınmıştı ve 16 ton ağırlığa sahip olanları bile mevcut. Peki niçin Taş Devri insanları böylesine gizemli bir yer yaptı? Bu konu hakkında birkaç teori mevcuttur fakat hiçbiri hala kesinlik kazanmış değil. İlk teori şöyle: Şanlıurfa çevresi ‘Bereketli Hilal’ adı verilen ve dünyanın en verimli topraklarının bir bölümüne sahip alanın içinde kalıyor. Bu topraklar ilk yerleşik yaşantıya ve tarım toplumuna geçişin de merkezi. Bu çevrede insanlığın ilk köylerinden bazıları kurulmuştu. Henüz tarım başlamasına rağmen avcı toplayıcı insanlar güvenlik için bir arada yaşayacakları birkaç köy kurmuşlardı bile.

Bunlarda bilinen en eskisi Kuzey Suriye’de bulunan Jerf El Ahmar‘dır. Göbekli Tepe ile aynı tarihlere ulaşıyor. Bu köyler arasında avcı toplayıcı halklar takas üzerine kurulu ticaret de yürütüyordu. Acaba Göbekli Tepe dönem dönem toplanılan bir ticaret merkezi olabilir miydi? Buradaki daire yapılar belki de çeşitli köy halklarının ortak çalışmaları ile bu amaca hizmet için yapılmıştı. *Göbekli Tepe 200 kilometrekarelik bir araziden görülebilecek konuma inşa edilmiş olduğu için bir yolcu yön sorunu da yaşamazdı. Belki de sütunlar üzerindeki hayvan sembolleri de her köyün ya da kabilenin kendi sembolüydü.

İkinci teori ise bir tapınak olduğu; Göbekli Tepe yaklaşık on bin yıldır toprak altında. Ancak arazi sahibi ve tarihçilerin anlatımına göre Göbekli Tepe’nin olduğu arazi Urfa halkı tarafından eskiden beri kutsal kabul edilirmiş. İnsanlar bahar ayında buraya gelir, kurban keser, çeşitli rahatsızlıkları olanlar gecelerini burada geçirir, adağı olanlar da adaklarını burada yerine getirirmiş. İlginç bir şekilde 12.000 bin yıldır hiç değişmeden kutsaliyet gösteren bir bölge burası. Arkeologlar Balıklıgöl’ün yanı başında dünyanın en eski insan boyutuna sahip heykelini çıkardılar. Urfa adamı olarak bilinen bu heykel 1.80 boylarında ve daha küçük benzerleri Göbekli Tepe’den de çıkarıldı. Bugün Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Teoriyi destekleyen görüşlere göre o yıllarda henüz yeni yeni çanak çömlek yapmaya başlamış antik insanları böyle bir organizasyonla birleştirebilecek önemli unsurlardan birinin inanç olduğu konusu çoğu uzmanın hem fikir görüşü. Çünkü burada bilmemiz gereken önemli bir nokta var. Henüz göçebe yaşantıdan köy hayatına geçmeye başlayan avcı toplayıcı halkların liderlik ya da askerlik gibi kavramları yok. İşçilik, kölelik, işverenlik de yok.

Yani kendilerine emir vererek onları bu inşaata yönlendirecek bir otoriteye sahip değiller. Ortak yaşam, ortak proje, eşit mal bölüşümü, eşit yiyecek kısacası tam anlamıyla komünü bir yaşantıya sahipler. Hatta Göbekli Tepe ile aynı tarihlere denk gelen köylerde bütün köyün kullandığı mutfak bile ortak. Eğer Göbekli Tepe bir tapınak ise buraya muhtemelen yılın belli zamanlarında çeşitli kabileler toplanıp ritüellerini gerçekleştiriyordu. İlk keşiflere göre sütunların üzerindeki oyuklar sunak olarak düşünülmüştü. Fakat şu anda bu ihtimal ortadan kalktı ve yapıların üstüne yerleştirilen ahşap için oyulduğu anlaşıldı.

Son yapılan keşiflere göre Göbekli Tepe tek değil. Urfa civarında Göbekli Tepe benzeri yapı silsilelerinden 12 tane daha olduğu Ardahan Üniversitesinden Bahattin Çelik’in çalışmaları ile ortaya çıkarıldı. Ancak şuanda sadece Göbekli Tepe’de kazılar mevcut. Bu alan tamamlandıktan sonra diğer yerlere geçilecek. Belki de diğer 12 yapıdan bazıları çok ama çok daha eskiye dayanıyor olabilir. Radar teknolojisi sayesinde diğer yapıların da Göbeklitepe ile benzer şekilde çeşitli daireler ve sütunlardan oluştuğunu biliyoruz. Neler sakladıklarını zamanla göreceğiz.  

Tavsiye İçerik

Arkeoloji Nedir?

 

Bu içerik 281 kez okunmuştur

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli