Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

avatar

Fatih Aras

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Bağcılar Medeniyeti

Bu hikaye Bağcılar’da bir pasajın altına kurulmuş kendince post apokaliptik bir medeniyet hakkındadır. Gerçeklik ve bilimsellikle ilişiği olmayıp, kolaylıkla çürütülebilir görüşlere sahiptir.

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Her şey ayaküstü yaptığım bir telefon görüşmesiyle başladı. Akşam saat yediyi yeni geçmiş, Salih’in iş çıkış saatine denk gelmiştim ve şansımı denemek istedim. Umutsuzluk bir heyecanla rehberden ismini seçip yeşil telefon ikonuna tıkladım. Daha on saniye bile geçmemişti ki hayat ufak kozasından güçlükle çıkacak delik bulup saf ışık dolu mucizesini bıraktı kulaklarıma.

Telefonun ahizesinden gelen ‘efendim’ sesiyle diken diken oldu tüm tüylerim. Çünkü imkansıza yakındır çoğu zaman Salih’e ilk aramadan ulaşabilmek. Sizin de arkadaş çevrenizde vardır (ki sen de olabilirsin) arandığında tüm işlerini bırakıp telefonu karşısına koyan, oturduğu yerden üstün sabır ve sükunet ile aramanın bitmesini bekleyen birileri.

‘Açmazsın sanıyordum’ dedim, ‘aramazsın sanıyordum’ dedi. Haksız da sayılmaz, ben de insanları aramak zorunda kalmaktansa telefonsuz ömür geçirmeyi çoğu zaman yeğlerim. Biraz daha kendime geldikten sonra asıl olaya girdim: ‘Bir konuda sana ihtiyacım var, sevimsiz derecede kötü mizah becerimizi birleştirmemiz gerek. Bir şeyler yazıp karalamam lazım ama bunun özel dikim olmasını istemiyorum, o yüzden etrafında ilgini çeken bir şeyden bahsetsen bile kafi.’

Bu sırada henüz işten çıkıp daha sadece iki sokak ilerleyebilmişti Salih, bir köşeye oturup kalan tüm enerjisini bu görüşmeye ayırdı: ‘Önümde eski ve bakımsız dükkan – pasaj bozması bir bina var. Bir süredir dikkatimi çekiyordu, koca sene buraya sadece bir defa birinin girdiğini, bir defa da birinin kapısını kilitlediği gördüm. Ve duvarında da sadece nükleer saldırı anında yapılması gerekenler başlıklı bir afiş var.’

Bunun mantıklı tek bir açıklaması olabilirdi. Pasajın bodrumundan gizli bir girişi olan erken dönem Osmanlıdan kalma, girişinden çok daha gizli bir yeraltı hattına çıkıyordu. 86 senesi Çernobil olayının hemen ardından bu işyerinde çalışanlar aile ve yakınlarını yanlarına alıp Sığınak olarak kullanmak amacıyla, yanlarına en azından 20 sene götürebilecek miktarda konserve yiyecek, bir takım ilaç ve su alıp bu sığınağa yerleştiler. Ama bilmedikleri bir şey vardı, giriş kapısı sadece tek taraftan, dışarıdan açılıyordu. Ve bunu kötü yoldan öğrendiler…

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Başlangıçta oldukça sancılı bir süreç geçirdiler. Güneşsiz ortamda yetersiz vitamindeki besin kaynakları ile yüze yakın bağcılar yerlisi hayatta kalma savaşı veriyordu. 1 seneden kısa sürede kendi düzenlerini oturtmaya başladılar. Tünelleri ve binaları sürekli olarak genişletip kaynak arayışına başladılar. Buldukları bazı boru hatlarını kendi yaşam alanlarına aktarıp bezlerle arıtarak kullanmaya başladılar. Su sorununu böylelikle büyük ölçüde çözdüler.

Eğlencesine de düşkün bu halk müziksiz yaşayamazdı, neyse ki odalardan bir kaçında gramofon vardı ve mahallenin plakçı abisi de yanında bir düzine plakla girmişti sığınağa. Bu yüzden en büyük eğlencelerinden biri bu müzik aleti olmuştu. Metallica – Master of Puppets ve Queen – A Kind of Magic albümleriyse kutsal bile sayılabilirdi onlar için. Aralarından en değerli parça ise ‘Who Wants to Live Forever’ oldu. Bu parçayla birlikte yeni düzen ile oluşacak sonsuzluk fikri oluşumunu gösterdi güneş görmeyen beyinlerine. Ve yine güneş görmeyen neredeyse tamamen karanlık, dar koridorlarda günden güne bir misyon olarak yayılmaya başladı. Yıllar geçtikçe insan beyninin kavrayamayacağı bir çizgide gelişiyordu bu topluluk.

Sırrını asla öğrenemeyeceğimiz sıvı halde bir yapay enerji kaynağını keşfettiler. Bu enerjiyi konserve baklagillerin atığa dönüşmüş hali ve arıtılan sudan kalan olası kimyasal karışımı ile elde etmeyi başardıklarını düşünsek de bu bir tahminde fazlası değildi. Likid maddenin parlak özelliği sayesinde tüm hatta dolaştırarak ışık sorununu çözdüler. Daha sonraları ise başlarda küçük, zamanla devasalaşan yeraltı tarlaları kurmaya başladılar. Ayrıca kazılar sırasında buldukları değerli değersiz tüm madenleri işlediler ve ekonomi sistemlerini bu madenlerle oluşturdular. Diğer mineralleri ise dönüştürdüler, ayrıştırdılar, birleştirdiler, hayat verdiler… Bu işlenmiş ürünlerin bazılarının enerji ile karışımları ile yeni elementler dahi keşfettiler.

Buraya yerleşip adapte olmaya başlayalı yıllar geçmişti. Günümüz kekolarının ataları sayılan bazı türler zamanla evrimleştiler. Kendilerine has oturuşları artık sadece oturuş değildi, günlük hayatta da çömelerek yaşamlarını sürdürüyorlardı. O şekilde yürüyor, dans ediyor ve diğer tüm işlerini görüyorlardı. Topluluğun iş dağılışı ise şu şekildeydi: Kadınlar daha çok tarlalarda ve tasarım alanlarında çalışırken, erkekler enerji depolarında, imari ve mimari alanlarda çalışıyorlardı. Üstün keko ırkıysa fiziksel özelliklerinin de faydası ile çoğunlukla tünel ve tarla kazma, yeni alanlar oluşturma işinde vakit geçiriyordular.

Aşağıda zaman kavramı bir zaman sonra tamamen belirsizleşmişti artık. Toprağın kilometrelerce üzerinde insanlar altlarında neler olduğundan bir haber, İsa’dan sonraki 3. Milenyumu amaçsız ve bilinçsiz bir heyecanla kutlayadursun, yeraltının Atlantis’i olma yolunda hızla ilerleyen Bağcılar Medeniyeti, vadettikleri sonsuzluk kavramına insanlardan onlarca yıl daha ileride ulaşmak için olan gücüyle çalışıyordu. Organik enerji ile adapte olmuş teknolojileri canlı bir ağa dönüşmüştü, duvarlardaki bu ağ sayesinde tüm topluluk uçtan uca birbiriyle iletişim kurabiliyordu.

Zamanla çok daha geniş bir alana yayıldıklarından ulaşım ihtiyaçlarını da bu koridorlar arasında kurdukları metro hattı ile sağlıyorlardı. Bu hattın size şöyle anlatayım; Metro 2033 evrenindeki metro sistemi buradakine kıyasla Kadıköy – Tavşantepe hattı kalırdı. Bu yeni medeniyet artık bildiğimiz insanlara çok fazla benzemiyordu. Güneş ışığının nasıl bir şey olduğunu sadece unutmakla kalmayıp ten renkleri de soluk mavi bir renge dönüşmüştü. Gözleri loş ışığa adapte olmuş ve yoğun parlaktan nefret eder olmuştular. Bu yüzden en büyük korkuları yukarı dünya insanları ve onların güneşleri olarak kaldı. Bu korkuları yüzünden de tüm girişleri gizleyip mühürlediler. Bu yüzdendir bizim onların varlığından dahi haberdar olmamamız.

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Bağcılar Medeniyeti ve Aynısının Biraz Değişiği Gibi

Ancak yılda birkaç defa düzenli olarak 51. Bölgeden gelen birkaç adam Bağcılar kapısından (buraya yerleştikleri eski bina girişinden) içeri kabul ediyorlar, bir takım anlaşma, takas ve bilgi alışverişinde bulunuyor, ardından tekrardan gizliliğe dönüyorlar…

Günümüzde de kilometrelerce derinlerde hızla gelişimini sürdürmeye devam eden bu kadim ırk , daha 35 – 40 senelik bir toplum olmasına rağmen bizden yüzyıllarca gelişmiş bir seviyededir. Aşağıda olmalarına rağmen yalnızca kendilerini değil, tüm gezegeni dış güçlerden korumak için 51. Bölge ile birlikte çalıştıklarını dışarı sızan bazı gizli dosyalar sayesinde çok azımız biliyoruz.

Nitekim şimdilik bizi de korusalar da, ‘who wants tol ive forever’ ile başladıkları bu yeni hayatlarının, insanlık yeryüzünden tamamen silindiğinde dahi devam edeceği su götürmez bir gerçek.

Salih girdi o sırada araya: ‘İyi güzel ama bu seri tutmaz. Tutsa bile benzeri birçok şey var; kopya bu, çalmışsınız derler.’

Zaten her şey bir yerlerde birileri tarafından düşünülmemiş midir Salih? Düşünmedilerse bile aynısının biraz daha değişiği gibisinden mutlaka vardır.

 

 

 

 

 

Görsel Kaynakları: 1. Görsel
2. Görsel
3. Görsel

Bu içerik 323 kez okunmuştur

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli