Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

avatar

Beyza Yücel

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü: Duvara Karşı

Bazen bir filmi izledikten sonra bilirsiniz ki o filmin çoğu karesi hayatınızın ilerleyen döneminde gözünüzün önüne gelerek size kendisini hatırlatacak; çünkü güzel olan her şey günü gelince size kendisini hatırlatır. 2004 yapımı, Fatih Akın imzalı “Duvara Karşı” filmi de anısı hafızalardan kolay çıkmayacak türden bir film. Üstelik geçtiğimiz günlerde filmin yetenekli ve karizmatik oyuncusu Birol Ünel’i kaybetmiş olmamız nedeniyle film kendisini izleyenlerinin gözünde daha da patetik bir yerde konumlandırıyor. Filmin başrollerini Birol Ünel ve Sibel Kekilli paylaşırken Duvara Karşı filmini ileriye taşıyan diğer oyuncuların arasında Güven Kıraç ve Meltem Cumbul var.

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Duvara Karşı Filmi Hakkında

54. Berlin Film Festivali Berlinale’den Altın Ayı ödülüyle dönmeyi başaran film iki insanın hayatının aşk denen hissiyat ile nasıl daha tutkulu ve yaşanılabilir hale geldiğini dram yüklü bir macera ile anlatırken iki kişinin hayatını değiştirmekle kalmıyor; o iki insanı adeta başka biri haline dönüştürüyor.  (Sibel Kekilli ) Sibel, Almanya’da ailesiyle yaşayan, psikolojik sorunları olan çılgın ve de cesur bir kadın. Almanya’da,  gelenekçi Türk bir aileye mensup olmanın onun özgür ruhuna ve yaşama arzusuna ket vurduğunun farkında olan Sibel istediği biri gibi olabilmek için ailesinin isteklerini bir şekilde yerine getirmesi gerektiğini düşünüyor.

Bu nedenle muhafazakâr ailesinin rızasını alabilmek için biriyle formalite evliliği yapması gerektiği fikrine kapılan Sibel bunun için kendisine Türk bir eş arıyor lakin bunu bir türlü bulamadığından olacak ki son çare olarak bir intihar girişiminde bulunuyor ve biz kendisini filmde ilk olarak bir psikiyatri kliniğinde görüyoruz. Üstelik aynı klinikte de karşımıza (Birol Ünel) Cahit Tomruk çıkıyor.

Cahit, eşinin ölümünün ardından yarasını hâlâ sağaltamamış ve bu nedenle de kendisini uyuşturucu ve alkole vermiş yitik bir adam. Cahit de bir gece vakti alkollü olmasına rağmen gayet de bilinçli bir kararlılıkla arabasını duvara çarparak dağınık yaşantısına son vermeyi deniyor. Fakat bu konuda o da Sibel gibi başarılı olamadığından bizler aynı psikiyatri servisinde Cahit Tomruk’a da rastlıyoruz. Tabii takdir edersiniz ki asıl hikâye bu kesişimden sonra başlıyor. Sibel, psikiyatri servisinin kafeteryasında ailesi ile otururken sargılar içinde bir başına bir masada oturan Cahit’i görüyor ve bu durum onun oldukça ilgisini çekiyor.

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Cahit’i gözüne kestiren Sibel, az zaman sonra da kendisi gibi sorunlu olan bu adamla tanışarak ona evlenme teklifi ediyor. Lakin bu öylesine bir evlilik teklifi ki; Cahit teklifini kabul etmediği takdirde tekrar intihar edeceğini alenen Cahit’e yansıtan Sibel adeta Cahit’i zoraki bir evliliğe ikna ediyor. Cahit de bu gözü kara kadının hem kendisine zarar vermesinden endişe ettiği için hem de belki biri onu yaşamaya tekrar ikna eder umuduyla Sibel’in teklifini kabul ediyor.

İkili çok zaman geçmeden formalite bir evliliğe yani toplum huzurunda onaylanmış göstermelik bir sözleşmeye imza atıyorlar. Tabii bu durum aynı zamanda bir ev arkadaşlığını doğurduğundan Cahit ile Sibel’in tatlı sert ilişkisi günler geçtikçe bu ortak çatı sayesinde daha da sıcak ve domestik bir hale bürünüyor. Lakin Cahit’e neden evlenmek istediğini evlilik teklifi sırasında: ‘’Yaşamak istiyorum Cahit. Yaşamak, dans etmek, canımın istediğini yapmak istiyorum. Ve sadece bir kişiyle değil. Beni anlıyor musun?’’ şeklinde açıkça anlatmış olan Sibel plüralist ilişki isteğini Cahit’e önceden anlattığından mütevellit Cahit’in bunu sorun etmeyeceğini düşünerek dediğini yapıyor ve farklı farklı kişilerle hedonist eylemlerin peşinden gitmeye başlıyor.

Başlarda gerçekten pek de sorun olmayan bu durum ileride hiç de öyle olmuyor. Zira işin içine duygular giriyor, Cahit yaşantısına giren ve donmuş yüreğinin buzlarını eriten bu kadının evin içindeki dişil doğasından öyle çok etkileniyor ki Sibel’e tutuluyor. Bu nedenle de onu başkasının yanında görmeye tahammül edemiyor.  Ama yine de Sibel’i kaybetmemek adına ve de anlaşmaya sadık kalmak için bir süre susuyor. Hatta filmin bir yerinde kendisi için biber dolması pişiren ve de rakı sofrası hazırlayan Sibel’e, Cahit’in öyle sevecen ve hayranlıkla dolu bir bakışı var ki fevkalade duygusuz birinin bile o sahnede duygu seline kapılmaması pek imkânsız.

Üstelik sofranın lezzetini filmde bir de Sezen Aksu’dan ‘’Yine mi Çiçek’’ adlı parça süsleyince biz de kendimizi aşk denilen nimetin güzelliğine bırakmadan edemiyoruz. Film yine böyle kaotik duygularla seyrederken Cahit de bir ara dertleşmek için çok sevdiği (Güven Kıraç) Şeref abisi ile görüşüyor bir gece, bir mekânda oturup bir şeyler içiyorlar. Fakat Cahit yine o kadar fazla içiyor ki oradaki bardakları Tülin’e vurgun Caner misali bir anda kırıveriyor aşkını haykırarak.

Tam da o sırada Şeref abiden Cahit’e sağlam bir tokat geliyor ve bunun hemen akabinde de vurucu bir replik: ‘’Aşk, bu lunaparktaki tahta ata benzer. Üzerinde hani bir ileri bir geri bir yere gidiyormuşsun gibi bir his, sanki bir yere gidiyorsun, ayağın yerden kesiliyor, bir çoşku. Bir s*kime gittiğin yok!’’

(** Ayrıca bu replik Güven Kıraç’ın yıllar önce oynadığı ‘’Yeditepe İstanbul’’ dizisinde geçen bir replik olduğundan filmde diziye de tatlı bir gönderme yapılmış oluyor.)

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Cahit de bunun üzerine abisinin onu anlamadığını düşünerek mekândan ayrılıyor. Filmin ilerleyen dakikalarında ise nihayet Sibel’in de Cahit’e karşı daha yoğun ve emin duygular hissettiğini görüyoruz fakat ne yazık ki kaderin onlar için düşündüğü başka bir şey var artık. Zira filmde Cahit ile Sibel bir barda oturmuş huzurlu denilebilecek bir biçimde içkilerini yudumlarlarken geçmişten bir adam çıkageliyor ve mekânda Sibel ile Cahit’in açık ilişkisi hakkında oldukça ağır ve tatsız konuşunca olanlar oluyor. Malum adam, Cahit’in öfkesinden ve yumruklarından nasibini alarak hayatını kaybediyor. Bunun üzerine Cahit hapse giriyor.

Sibel de kendisi için içeriye giren Cahit’e duyduğu vicdan azabından ve de bütün olayları öğrenen ailesinin gazabından kaçmak için İstanbul’a kuzeni (Meltem Cumbul) Selma’nın yanına gidiyor. Kuzeni Selma, Sibel’e çalıştığı otelde iş ayarlıyor, kendi evinde bir oda veriyor fakat Sibel kuzeninin düzenli ve kurallı hayatını kaldıramayacak bir psikolojide olduğundan kendisini sefil ve hoyrat bir hayatın içine atıyor. İstanbul’un arka sokaklarında yaşıyor, barlarında çalışıyor.

Uyuşturucuya ve türlü pisliğe adanmış gecelerde kendi varlığını unutmaya çalışıyor. Cahit ile arasına kilometrelerin ve de yılların girdiğinin farkında olan Sibel içten içe Cahit’in ona döneceği günü bekliyor. Lakin ne var ki bir süre sonra İstanbul’un karanlık yeraltı dünyası onu iyice sindiriyor. Giderek daha kayıtsız ve umarsız biri haline dönüşen Sibel; Cahit’i düşünmeyi bırak, uğradığı tecavüzlere, yediği dayaklara bile aldırış etmiyor.

Ta ki bir gece, bir sokakta birkaç adamın onu öldüresiye dövmesinin ardından onu kurtaran taksici ile tanışmasına kadar. Filmde bu tanışıklığın ötesi gösterilmediğinden onların ilişkisinin nasıl ilerlediği muğlak kalıyor. Zira film direkt birkaç yıl sonrasına zıplayarak Cahit’in cezaevinden çıkmasının ardından İstanbul’a Sibel’i bulmaya gelmesiyle devam ediyor. Sibel’e kavuşma umuduyla İstanbul’a gelen Cahit ilk iş olarak Selma’nın çalıştığı otele gidip Selma’yı buluyor ve ondan Sibel’in adresini istiyor.

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Duvara Karşı: Toplumsal Dayatmaların Formalitesinde Yeşillenen Bir Aşk Öyküsü

Selma, Sibel’in yeni bir hayat kurduğunu sevgilisi ve çocuğu olduğunu Cahit’e söyleyince biz izleyenler olarak orada Cahit ile beraber yıkılıyoruz ve Sibel’in taksici ile filmde hiç gösterilmeyen belirsiz münasebetinin nasıl ilerlediğini de o an adeta görüyoruz. Filmin bana göre en kilit ve sürprizli sahnesi de burası. Hiç çekilmemiş bir sekansı izleyicinin zihninde başka bir sahne ile var etmek müthiş bir illüzyon çünkü. Derken, Cahit toparlanıyor ve Selma’dan Sibel’in yerini öğrenemeyeceğini anlayınca oradan uzaklaşıyor. İstanbul’da kaldığı otele dönen Cahit neyse ki Sibel’den bir gece bir şekilde bir telefon alıyor ve ikili görüşmek üzere sözleşiyorlar.

Az zaman sonra taksici sevgilisinin iki günlüğüne şehir dışına çıkmasını fırsat bilen Sibel, kızını Selma’ya bırakıp da Cahit’in kaldığı otele gidiyor. Sonrasında ise ikilinin sözden ziyade bakışlarıyla yılların yorgunluğunu ve kederini birbirlerine aktardıkları, dokunuşlarıyla birbirlerine hasret enjekte ettikleri romantik fakat oldukça da duygusal dakikalar başlıyor. Lakin filmin bu kısmı bizleri ahlaki açıdan bir açmaza sokuyor zira böyle bir durumda hangimiz sevdasına ve merakına yenilmez idi diye sorgularken buluyoruz kendimizi.

Öyle ya da böyle yaşanan iki günlük bu otel macerası geride kalırken Cahit ertesi sabah Mersin’e gideceğini ve Sibel’in de kızını alıp onunla gelmesini istediğini söylüyor. Sibel’in başta aklına yatan bu durum eve gittiğinde valizini hazırlarken bir anda son buluyor. Zira kızının babasıyla içeride oyun oynama seslerini duyan Sibel o gece, ‘’Sevgi neydi, sevgi emekti!’’ diyen Asya misali vefasına yenilerek Cahit ile gitmekten son anda vazgeçiyor.

Cahit de sabah olduğunda Mersin’e tek başına dönmek zorunda kalıyor. Mersin’e giden otobüs kalkarken Cahit’i bir başına bindiği otobüsün camında gözleri yolda kalmış bir halde görüyoruz ve film tam da burada biterek bizleri paramparça ediyor.

Fakat biz yine de filmden şöyle bir ders çıkartıyoruz: Belki de mutlu son Cahit ve Sibel’i intiharın eşiğinden döndükten sonra tekrar yaşamaya ikna eden hayatın ortak seyri idi. Cahit ile Sibel’in birlikte Mersin’de yeniden bir hayat kurmaları değil. Yani yaşanılan şeyin güzelliği ve gerçekliği sadece anda kalır. Hayatı bir olay öyküsünden ziyade bir durum hikâyesi tadında algılarsak çoğu şey bizi daha az yaralar. Önemli olan insanların hayatımızın sonuna dek bizimle kalmaları değil, hayatımızın bir bölümünde hayatımızın tamamı olmalarıdır. Sonuçta Rilke’nin de dediği gibi:
‘’Anılara sadığım fakat insanlara asla öyle olmayacağım!’’

(Tabii yine de sana aşk olsun Sibel ve hoşça kal Cahit ağabey!)

Twitter adresimize ulaşmak için tıklayınız.

Tavsiye İçerik

Memleket Çıktığın Yoldur I Fuat – Beşir Diyaloglar I

 

Bu içerik 330 kez okunmuştur

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli