tt ads

Uzay Çağrışımları

Güne başlarken mutlaka duş alınması gerektiği kanısındayım. Fiziksel temizlik ve daha kolay uyanmak gibi çok güzel faydaları var ama bugün üzerinde duracağım nokta bunlar değil. Uyandığında duşa girmelisin çünkü banyodayken düşünür insan en yaratıcı fikirleri. Ayrıca bu faydanın yalnızca kültürel değil, evrensel olduğuna; İsviçreli bilim insanlarının bile sabah ilk işlerinin duş almak olduğuna neredeyse eminim.

Mesela bu yazıya da duştayken karar verdim, aceleyle (ayrıca küçük bir coşkuyla) çıktım ve ekranın başına oturup yazmaya başladım. Banyoların böyle üstün bir özelliğinin olmasının şüphesiz birçok sebebi vardır ama bunlardan en önemlilerinden bazıları; günlük hayatımız aksine vücudumuzla aramızda engel bulunmadan üryan bir şekilde temas halinde bulunabilmenin getirdiği özgürlük, gözlerini kapattığında hissettiğin boşluktaki sonsuzluk hissi ve suyun bilinçaltımızda uyandırdığı yaşama, üretme ve devam etme arzusudur. Bütün bunlar birlikte kafamızın içinde dönen koca bir nebula misali, fikirlerin yerli yersiz çağrışımlarla daha parlak bir hal alması ve git gide parlayarak göz alıcı bir hal almasıyla düşünceye dönüşür. İşte bu yüzden Ilık su saçlarından omuzlarına akarken sen kuru fasulyeyi atıştırmalık paketlerde fastfood olarak satma planları yaparsın.

Uzay Çağrışımları
Uzay Çağrışımları

Aslında günlük hayatta da her şey farkında olmaksızın bu yerli yersiz çağrışımlarla ilgilidir. Kırmızı ışıkta durmuş yeşile dönmesini beklerken o kırmızılar ve yeşiller aniden elmaya dönüşebilir. (Ve aç bir yazar, yazmadan önce bir şeyler yemeyi tercih edebilir) Herkesin birbirinden bağımsız bir şeyleri bir şeylere çağrıştırdığı bu gezegende ise en yüce çağrışımlar, bizi uzaya çıkaracak büyüleyici seviyedeki teknolojik adımların temeli olanlardır. (Büyüleyici kelimesini seçmem, Arthur Charles Clarke’ın Clarke Kanunlarında bahsettiği ‘’Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.’’ sözünden alıntı olmasından mütevellit.) Aslında şu başta bahsettiğim duştaki düşüncelerim de, duş başlığını uzay gemisine benzetmemden dolayı zihnimde gelişen Otostopçunun Galaksi Rehberi maceraları tadında bir yolculuğa çıkmamla başladı.

Önce banyoya düşen bu banyo boyu kadar gemiye binip aceleyle uzaya çıkıyorum ve ben gezegeni terk ederken tüm gezegen de üzerinde bulunan bütün dolar ve Euro kurlarıyla birlikte yok oluyor. Ardından tamamen sütlaçtan oluşmuş bir gezegene gidip öğle sıcağı gören tarafında kahvaltı yerine bu sütlaçtan yiyorum. Ardından kendimi yaşadığım karın ağrısını unutturacak bir uzay savaşında buluyorum. Lazerlerin arasından sıyrılmaya çalışırken arkada bir grup insanın (ya da humanoid demem daha doğru olur) Stargate halayına durduğunu fark edip can havliyle aralarına katılıyorum. Sadece dakikalar içerisinde kendimi evrenle bir olmuş, bütün varoluşsal sancılarımdan kurtulmuş bir sonsuzlukta buluyorum.

(Stargate Halayı, ayrıca Kalt bir bütün olarak üzerimde mentordan çok daha fazlası bir etkiye sahip olan kuruluş. Kendisinden ayrı bir yazıda uzun uzadıya bahsetme niyetindeyim.)

Tüm bu meditasyon tadındaki sonsuz evrenler ise sadece gözlerimi açmamla son buldu ne yazık ki. Neyse, yeni yolculuklar için bir sonraki sabah duşunu şimdiden iple çekmeye başladım.

 

Fatih Aras’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

 

Nebula fotoğrafı kaynak için tıklayınız.

Kalt’ın kanalı için tıklayınız.

tt ads

2 Replies to “Uzay Çağrışımları

Bir Cevap Yazın