Bize Ulaş!

Blog

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Paylaşılma Tarihi :

,

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik ki

Konuk Yazarımız Haldun Aydıngün’ün Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki adlı yazısı;

Bugün yaşadıklarımızı (farklı dış kaynak ve ilginç komplo teorileri dışında) insanlar genellikle toplumun farklı kesimlerini suçlayarak açıklama yoluna gidiyorlar. Herkesin karşısında bir takım “ötekiler” var. “Şu ötekiler bi olmasa” işlerin bayağı yoluna gireceği düşünülüyor.

Ben bu düşünceyi kabul etmiyorum. Bugün yaşadıklarımızın temelinde, içinde neredeyse hepimizin bulunduğu, büyük bir yanlış yaklaşımın var olduğuna inanıyorum.

Günümüzün akıl ve bilim çağı olduğu, bir toplumun ne kadar iyi donanımlı insanlardan oluşursa o kadar ileri gideceği ve günümüz badirelerini o kadar rahat atlatacağı konusunda sanırım herkes hem fikirdir. Ama işte tam bu noktada Türkiye’de yaşayan toplum bütün toplumsal bilinci ile sınıfta kalıyor. Bunu derken “bizler iyiyiz ama ötekiler kötü” demiyorum. Gerçekten, içine kendimi de kattığım herkesi ama herkesi kast ediyorum (belki bir %1 – %2 istisna olabilir!).

Bu konuyu açabilmek için isterseniz tarihten gelen toplumsal bilincimizi biraz karıştıralım:

İlk kötü rol model: Keloğlan

En eski Anadolu halk masallarımızdan birisi Kel Oğlandır. Hepimiz onu çocukken çok sevdik. Sinemada Rüştü Asyalı’nın canlandırdığı görüntüsünü hangimiz kendimize yakın bulmadık? İçimize “umut” aşılayan bir karakterdi… Ama öncelikle şu aşıladığı “umuda” yakından bakmalıyız; Aslında Kel Oğlan karakteri tüm Anadolu insanlarına şu mesajı veriyordu;
“Ey! Anadolu çocuğu, kel olabilirsin, çok fakir olabilirsin, bedeni olarak sakatlıkların olabilir (kel!). Hiç önemli değil. Eğer yeterince şansın varsa, yeterince kurnazsan, yalan söylemekten de çekinmiyorsan en yüksek mertebeye bile ulaşman mümkündür (Keloğlan öykü boyunca yeri geldikçe herkese yalan söyler). Öyle yıllarca medreselerde dirsek çürütmeye, deliler gibi çalışmaya falan gerek “kalmaz”.

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Keloğlan

Hiçbirimiz Keloğlan için “La olm, bu üçkağıtçının önde gideni… peyniri avcunda sıkıyor, taşı sıktım suyunu çıkardım diyor.” Demedik, hep bu şekilde devi kandırmış olmasına sevindik.

 

Keloğlan, bir şekilde, özellikle de toplumun aşağıda kalmış kesimlerine büyük bir umut sağlıyor ve rol model oluyordu. Ama Anadolu insanına tek başına yetmesi mümkün değildi, başka kültürel örnekler de tabii ki ortaya çıkacaktı; örneğin Karagöz!

 

Öküz Karagöz eğitimli Hacivat’a karşı

Çetin Altan’ın bir yazısını okuyana kadar ben de tüm vatandaşlarım gibi Karagöz’ün sevilmesi gereken karakter olduğuna inanırdım. Hacivat ise mürekkep yalamış, medrese görmüş, süslü cümleleri ile rahatsız edici bir tipti. Karagöz tarafından sıkça pataklanmasına herkes gibi ben de memnun olurdum.

Bir web sitesinden rastlantısal olarak aldığım birkaç Hacivat Karagöz diyaloğuna bakalım:

1 – “HACİVAT – Hoş geldin sevgili Karagözüm!
KARAGÖZ – Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm!”

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Karagöz ve Hacivat

Hacivat’ın gayet nazik selamına Karagöz her zaman ki üslubuyla cevap vermiş.

2 – Karagöz’e bir yerden yüklü bir para kalmış bununla bir iş kurmak istiyor. Hacivat’a danışıyor;
“Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat. Ama tutacağım işte az emek harcayıp çok para kazanayım. “

Karagöz’ün istediği iş kulağımıza ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Hayali (Karagöz-Hacivat oynatan adam) toplumun duymayı istediği sözleri kahramana söyletip şovunun reytingini arttırıyor o sırada= Az Emek / Çok Para !!

 

3 – Bir başkası:

“Hacivat: Merhaba Karagöz’üm.
Karagöz: Hoş geldin suda pişmiş bal kabağı.
Hacivat: Aman Karagöz’üm benimle güzel konuş. Gel seninle Bursa’yı gezip dolaşalım.
Karagöz: Kime dalaşalım.
Hacivat: Dalaşalım değil Karagöz’üm dolaşalım.
Karagöz: Nereyi dolaşalım?”

Hacivat sohbete düzgün bir şekilde başlarken Karagöz gene kaba saba girişiyor. Hacivat’ın dolaşma teklifini ise “yanlış” anlıyor. Ama yanlış anlarken aklına ilk gelen kavram, “dalaşmak”.  Hepimizin gönlünde taht kurmuş olan Karagöz’ün aslında Türk insanında şikayet ettiğimiz pek çok özelliği gösterdiğini ve bizim de “bunları” aslında sevdiğimizi görüyoruz.

 

Temel olarak Kel Oğlan karakteri yüzyılları aşıp 20.yy’da karşımıza çıkıverdi. İsmi değişmiş ama aslında karakteri ve sevimliliği hiç değişmemişti. (Aslına bakılırsa Karagöz’ün de günümüz Recep İvedik’in bir öncülü olduğu iddia edilebilir)

 

 

Kemal Sunal neden o kadar çok sevildi?

Hala TV kanallarında Kemal Sunal’ın filmlerini görüyoruz. Aslında bu filmlerin bir bölümünde oynadığı karakter geleneksel Keloğlan’ın aynısıdır. (Zaten TV’lerde gösterilen filmler de hep bu karaktere ait olanlardır. Kemal Sunal’ın çok daha nitelikli filmlerini TV’lerde hemen hiç göremezsiniz). Kemal Sunal en çok beğenilen bu rollerinde “gariban halk kahramanı kimliği ile kurulu düzene karşı zaferler kazanır” gibi görmek de mümkündür ama ben daha çok aynı Keloğlan’daki özellikleri görüyorum;
“Şansın yaver giderse, yeterince kurnaz isen ve yalan dolan söylemekten çekinmiyorsan, her türlü yüksek donanımlı kişi ve kurumu yenebilirsin.”

 

Kemal Sunal’ın bu filmlerinden en hoşuma gidenlerinden birisi de yerel mafia babalarını yendiği filmidir. Ömrünü suç işlemeye, vurmaya, kırmaya adamış (kendi işinin gereği çok donanımlı) insanları bir film boyunca rezil eder. Kapıcılar Kralı da benzer bir filmdir. Sanırım bu filmlerde ortaya çıkan tipleme hepimizin, tüm Türkiye’nin kulağına tatlı bir müzik gibi geliyor(du).

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Kemal Sunal

Verilen mesajı tekrar edelim; “Çok çalışmana, belli bir konuda büyük emek vermene, kendi donanımını arttırmak için helak olmaya hiç gerek yok, şansına güven, kurnaz ol, aklını kullan, yalan dolan, her türlü üç kağıdı yap, başarıya ulaşabilirsin. (Ulaşamazsan da “kader” dersin).

 

Kemal Sunal’ın oynadığı karakterin mafya babasına ya da apartmandaki kat sahiplerine yalan söylerken en küçük bir huzursuzluk duymaması tüm bu yalanların aslında kendisine verilmiş bir hak gibi görmesinden kaynaklanıyor. Yurdumuzdaki kaçak elektrik kullanmak, vergi kaçırmak, sahte raporla mazeret izni kullanmaktan başlayarak, sınavda kopya çekmek, fatura almayarak fiyat düşürmek, satın aldığı evi düşük göstermek ve burada sayamadığımız onlarca davranış biçiminin temelinde bu yaklaşım yatıyor (Bunlardan en az birisini yapmamış birine hayatınızda hiç rastladınız mı?).

 

Halkımızın (hepimizin) iyiye ve donanımlıya olan nefreti öyle böyle değildir. Tarihteki başka bir dönemde bu ruhsal duruşumuz kendini daha da iyi gösterir;

 

Lale Devri gerçekten de o kadar kötü müydü?

Lale Devri (1718-1730) hem halk arasında hem de resmi tarihimizde benzer bir şekilde kötülenen bir dönemdir. Hepimizin üzerinde en kolay fikir birliği ettiği dönemlerin başında gelir. Lale Devrini safahat ve israfın göğe eriştiği bir dönem olarak biliriz. Hatta günümüzde pek çok olayda “Lale Devri gibi” benzetmeleri yapılır ve tanımlanan olayın o günlerin safahatına benzediği (ve kötü bir şey olduğu) anlatılmak istenir.

Lale Devri, Osmanlı idari mekanizmasının dünyadaki gelişmeleri fark edip kendisinin hızla yok olma sürecine girdiğini fark ettiği bir dönemde yaşandı. Ciddi bir reform ihtiyacı vardı ve bir şeyler yapılması gerekiyordu (ama toplum henüz hazır değildi sözleri!!). O dönemde ilk kez yapılanlara bir göz atalım:

  1. a) Paris, Londra ve Viyana gibi Avrupa başkentlerine geçici elçilik heyetleri yollanmış, böylelikle Avrupa’yı daha yakından tanıma imkânı sağlanmıştır.
  2. b) Said Efendi ve İbrahim Müteferrika Avrupa’dan matbaayı getirmişlerdir.
  3. c) İlk kez çiçek hastalığına karşı aşı uygulanmıştır.
  4. d) İstanbul’daki yangınları önlemek için yeniçerilerden Tulumbacılar adı verilen bir itfaiye ocağı kurulmuştur.
  5. e) Çini atölyeleri açılmıştır.
  6. f) Kağıt fabrikası açılmıştır.
Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Lale Devri

Aynı dönemde “Sultan III. Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lâle Devri’nde sanat ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan III. Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Câmii’de birer kütüphane, Ayasofya’da Bâb-ı Humâyun’un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi ve İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da “Deryayi Sim” adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.

Bunlardan başka Üsküdar Yeni Vâlide Câmii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Damat İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul’da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa’da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler de yine bu dönemde yapılmıştır.”

Osmanlı imparatorluğunun bu yenilenme etkinliği Patrona Halil isyanıyla son bulmuştur. Patrona Halil isyanına karşı toplumda belirli bir duygu olduğunu sanmıyorum, kısacası olayı “iyi” ya da “kötü” olarak tanımlayanlar fazla yok. Ama sanırım “Eh! O kadar fakir fukara varken böyle zenginlik sergilerseniz olacağı budur” türü bir yaklaşım söz konusu.

 

1970’lerin Bomba dizisi Kaynanalar

1974 yılında TRT’de gösterime girdiğinde hepimiz çok sevmiştik ve meşhur Nöri Gantar bütün Türkiye’nin gönlünde taht kurmuştu. Nöri Gantar ve karısı Nöriye Kayseri’den gelip Ankara’ya yerleşmişlerdi. Varlıklıydılar. Ancak modern kent yaşamına alışmakta oldukça zorluk çekiyorlardı. Bir de üstüne Ankara’nın kentsoylu bir ailesi ile dünür olunca dizinin bütün gülmece unsurları yerli yerine oturmuştu.

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Kaynanalar

Dünür, Tijen Hakmen bir opera sanatçısıydı (rolü oynayan Sevda Aydan da gerçek hayatta opera sanatçısıydı) ve Nöriye Gantar ile aralarında geçen her çatışmada bu aldığı opera eğitimi bir şekilde öne çıkıyor ve sonunda onu gülünç duruma düşürüyordu. Biz, hepimiz de diziyi seyrederken eğitimli ve donanımlı opera sanatçısına karşı yağız Anadolu kadını Nuriye’nin aldığı galibiyetlere sevinip duruyorduk.

Kaynanalar özellikle kötü bir dizi değildi. Yurdumuzdaki cahil halkın eğitimli insanlara karşı “zaferler” kazandığını gösteren çok ama çok sayıda yapımdan sadece biriydi.

 

Kötü Kedi Şerafettin’den bir ayrıntı

Donanımlı insanların genel kültürümüzde sürekli aşağılanmasının eskilere ait bir olay olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. İçimize öylesine işlemiş ki söküp atmamız mümkün değil gibi görünüyor. 2016 yılında vizyona giren Kötü Kedi Şerafettin filminde tek bir sahnede bu durum kendini gösterivermişti;

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki

Biz Donanımlı İnsanları Hiç Sevmedik Ki | Kötü Kedi Şerafettin

Kötü Kedinin babası Tonguç içerde viyolonsel çalıyor. Filmin yapımcıları da bu sahneye gayet güzel bir viyolonsel solosu koymuşlar. Balkonda Kötü Kedi kulaklarını tıkayıp “gıy, gıy, gıy, bütün gün kafamızı **kiyor” türünden bir serzenişte bulunuyor. Bu sahnede beni asıl etkileyen seyircilerin kıkır kıkır gülmesi olmuştu. Her ne kadar Tonguç karakteri pek te matah bir tip olmasa da yaylı bir sazı kusursuz çalabildiği bir sahnede böyle bir yorumu ( ve de seyircilerin tepkisini) hak ediyor muydu acaba?

 

Sosyeteye karşı halk çocuğu kavramı

En azından teorik olarak, sosyalist düşünce yapısına sahip insanların donanımlı, bilgili kişilere karşı daha hoş görülü olacakları umulabilir. Yurt dışında öyleyse bile bize geldiğinde olay tamamen Anadolu’nun yüzlerce yıllık gelenekleri ile kavrulup harmanlanmış olmalı.

70’li yıllara denk gelen benim ilk gençlik yıllarımda Burjuvaziye karşı devrimci kesimde ciddi bir tepki vardı. Bunu normal karşılamak mümkün. Sonuç olarak, burjuvazi-sermaye ilişkisi, emekçi kesim çıkar çatışması vs.. vs.. bunlar sol literatürde oldukça çok işlenmiş kavramlar.

Ama o yıllarda bir de “Küçük Burjuva” diye bir kavram ortaya çıkmıştı. En çok aşağılanan da zaten bunlardı.
Kimdi bu küçük burjuvalar?

Kentlerde yaşayan, şehir görgüsünü, kültürünü bir nebze almış, öyle sınıfsal çatışma çıkaracak kadar sermayesi falan olmayan, çoğu zaten kıt kanaat geçinen tiplere diyorlardı. Ancak “halkımıza” göre bu insanlar halk çocuğu değillerdi. Örneğin gençleri Pink Floyd falan dinliyordu, kız erkek dans etmeye gidiyorlardı, aile içi ilişkiler kırsal kesime göre çok daha yumuşak ve insancaydı. Bu insanlar halk çocuğu olmadıkları için hiç de makbul kişiler sayılmıyorlardı.

 

Kendinize hele bir sorun

yukarıda anlattıklarımın ne kadarında “yanlış” taraftaydınız? Ben şimdi şaşırarak görüyorum ki tamamında yanlış taraftaymışım.

 

Konu son derece derin ve insanımızın (hepimizin) kültüre, sanata, edebiyata ve iyi olan her şeye yaklaşımı ile doğrudan ilgili gibi duruyor.

Peki şu anda biz ne yapabiliriz?

Sanırım işe önce “Kahrolsun Kel Oğlan” diye haykırarak başlamamız gerekiyor.

 

Avcılar – 21/09/2016

Haldun Aydıngün’ün sitemizdeki son yazısını okumak için tıklayınız.

(1) –  www.webokur(nokta)net/forum/konu/hacivatla-karagoz-un-kisa-konusmalari.27611/

(2) – Lale Devri

Görsel Kaynak 1
Görsel Kaynak 2
Görsel Kaynak 3
Görsel Kaynak 4
Görsel Kaynak 5
Görsel Kaynak 6

Bu içerik 3374 kez okunmuştur

2019 Haziran ayında Paylaşmaya Değer Bilgiler! mottosuyla faaliyetlerine başlayan “wikikultur.com”, kendisine koymuş olduğu büyük hedefler doğrultusunda ilerleyen bir kültür/sanat içerik platformudur. Amacı; üretilmiş sanatı, kültürel faaliyetleri, müzik, sinema, edebiyat vb. alanlardaki ilgili haberleri ve içerikleri tarafsız, kimi zaman eleştirel boyutlarla sizlere sunmaktır.

Okumaya Devam Et
1 yorum

1 yorum

  1. Pingback: Türk’ün Yalanla İmtihanı | WİKİKÜLTÜR

Bir Cevap Yazın

Deneme

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Raziye Ayhan’ın Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

İki kişilik bir masada yalnız başıma oturuyordum , kimi zaman bu sayı çoğalıyor, günlerin çeşitliliği artıyor ve hatta kimi kez ben de o masada olmuyordum. Anlattıklarım havada toz haline geliyor ama karşımdakine geçmiyordu. Karşımdakiler, bir melodi dinler edasıyla ara sıra senfoniye ayak uydurmak için başını sallıyor, bazen benimle nakarata katılıyor, tekrar ettiğim kimi acılarım için öğütler sıralıyordu.
Kafiyeli öğütleri benim için birer zinciri atmış bisikleti sürmek gibiydi. Sayısız kere dinlediğim muhteşem öğütlerini bir mucizeymiş gibi dinliyor, kaymak gibi ruhuna bal sürüyordum. Masadan kalktığında öyle mutlu oluyordu ki! Az önce söyledikleri bir çırpıda ruhuma iyi gelecek, beni tıpkı istediğim zamana götürecek gibi.

Edebiyat Severlere 10 Soruluk Dil Bilgisi Testi! #2

Bense masadan kalkanı yalnız ayağa kalktığından fark ediyor oluyordum. Yalnızlık, içinde büyüyüp duran yabani ot değildi. İstenmeyen bir şey de değil. Herkes görsün diye evinin bahçesine diktiğin ama kimsenin görmediğiydi.
Yalnız kalmak odalara kapanmak değildi, şen kahkahalar atarken de yalnızdım çok mutlu bir anın ortasındayken de.

Ama bugün niye bu kadar mutsuzdum!
Anladım.
Anlaşılmıyordum.
Kimseyi açılıp saçılacak, içimin, derdimin mahremine alacak kadar yakın bulmuyordum.

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Afrodit Kimdir? 10 Maddede Aşk Tanrıçası Afrodit

Oysa ne kolaydı soyunmak! Ruha çıplaklık kazandırmakmış zoru!

Çekilen her acıyı tende sananlarla yaren olmakmış nefessiz bırakan. Bugün mü anlamıştım yoksa kendime bile mi bugün açılmıştım bilemiyorum. Titreyen dudaklarım, hakkımda dedikodu yapmak için fırsatçıydı. Herkese kendini belli ediyordu. Onca uzak insan bazen bu dedikoducuya kulak asıyordu ama benim beklediğim bunu görmüyor, duymuyordu.

Uykularım, yorgun halim ve yavaş adımlarım tembellik sayılıyordu. Ama değildi anlatmıyordum ve umursamıyordum tıpkı o / onlar gibi. Kendimi anlatma telaşında değildim. Kabul edilmek, onaylanmak, benzemek gibi ya da acılarımı başkalarınınkiyle kıyaslamak gibi gayelerim ve takatim yoktu. Tam da bu yüzden masada hep tek oluyordum.

Omurgamı aldın sen benim! diyen şairi her gün haklı çıkarıyordu hayat. Sen hayatı seviyordun. Bense içinde debelenip duruyordum.Bu yüzden anlamıyordun, anlaşamıyorduk.

Anladım ki biz yalnız iyi günlerde yan yana olan iki silüetiz.
Kötü bir anda yağmuru sevdiğini söyleyip saçaklardan yürüyenler gibi oluyorduk.
Anlıyordum.

Raziye Ayhan’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

Tavsiye İçerik

Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir?

Bu içerik 9267 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Blog

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Salgın, virüs, maske, karantina, önlem, ellerimizle özdeşmiş dezenfektan kokusu ve nicesi… Pandemiye Özel Uzaktan Tatil isimli yazımda da bahsettiğim virüs konusunu gönül isterdi ki bir daha açmayayım bile. Lakin elden ne gelir, tüm sevimsizlikleriyle ıstarla yaşantılarımızın merkezinde kalmaya devam ediyor.

Tüm suçu 2020 senesine atmayı özellikle yeni yıla 1 ay kadar bir süre kalmış olmasından ve 2021’in daha korkutucu olma ihtimalinden dolayı doğru bulmasam da, senenin çok büyük bir kısmını Çin’den kalkıp, sokaklarımıza (hatta birçoğumuz için en iyi ihtimalle apartmanlarımıza) kadar gelmiş bu küçük yaratıkla savaşmaya çalışarak geçirdik. Zaman geçtikçe bunu yaşamımızın bir parçası haline getirmeye çalıştık. Kimilerimiz yeni hobiler edindi, kimilerimiz pasif-agrasif bir temizlik hastasına dönüştü, kimilerimizse yüksek seviye ekipmanlar kuşanıp, hayatta kalma oyunundaymış edasıyla deforme bir şekilde devam etti gündelik yaşamlarına.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Bu durumun getirdiği yaşamsal sancıları, virüse kapılanlar, çevresinde kapılmış insanlar olanlar ve 20 yaş altı ve 65 yaş üzeri insanlardan sonra en çok çekenlerimiz de hiç şüphesiz kalabalık ortamlarda işleri olanlar, o noktalarda zorunlu bulunmak zorunda olanlar oldu. Fakat özellikle bir tavsiyem var; siz siz olun, bugün yaptığım hatayı yapmayın. Haftanın ilk günü öğle arası sonrasında yoğun banka kuyruklarına girmeyin. Bu deneyim benim için hayatımdaki en kötü tecrübelerden biri olarak tarihe adını yazdı.

Tarif etmek gerekirse; mesafeli aralıklarla ilk aradığınızda ucunun nereye uzandığı öngöremediğiniz bir sıranın parçası olmak, sizden yalnızca birkaç saat alacak bir işlemmiş gibi görünebilir ama aslında o bekleyiş Einstein’ın görelilik kuramı yüzünden sizden bir çırpıda aylarınızı alıyor. Çaresizce sırama geçip adım adım ilerlerken uzaktan kapıyı ilk gördüğümde belirli aralıklarla girip çıkan güvenlik görevlisini fark ettim. Sesini duyamadığım bir mesafedeydim ama arada bir şeyler söylüyor ve sıranın çeşitli yerlerinden insanlar görevlinin yanına gidip bankaya giriyordu. O sırada bu durumun cevabını buldum. Banka, bekleyenleri içeriye çekilişle alıyordu.

En İyi Filmler | En İyi 10 Film

Yalnızca bankanın (ya da o şubenin) instagram hesabını takip edip, çekiliş fotoğrafını beğenip, yorumlarına 3 arkadaşını etiketlemen yeterli. Aslında bankalar bu şekilde harika birer influencer isimlerine dönüşebilir. Bunun yanı sıra, sıradakiler için de bu bekleyiş eğlenceli bir hal almış olur (ya da cinnet geçirenlerle dolar, karar veremedim). Biraz daha yaklaşıp kulaklığı çıkarmamla bunun sadece bireysel bankacılık – emeklilik gibi şeylerle ilgili sıkıcı, benim için değersiz bir prosedür olduğunu anladım tabi ki.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Küçük çekilişler olmasa da sırada ilginç anlara rastlamanız oldukça olası. Önünde ve arkasındakilerle muhabbet etmeye başlayan yaşlı grupları en sık rastlayacağınız şey olabilir. Kısa sürede torunlarının kariyerlerini fotoğraf destekli yarıştırıp, örgü tüyoları veren teyzeler ve siyaset ile gündem arasında çekişen amcalar olur genellikle bunlar. Eğer seçme şansım olsa her zaman teyzeleri tercih ederim bu pozisyonda, en azından dinlerken duymaktan ezberlediğin şeylerden farklı bilgiler edinebiliyorsun.

Stoa ve Stoacılık Nedir? | 5 Maddede Stoacılık Felsefesi ve Stoa

Bir başka rastlantı ise uzun zamandır görüşmemiş arkadaşlar / uzaktan akrabalar üzerine. Öyle önemli bir an ki, önceden sırada olan kişi ile yeni sıraya girecek olan kişinin yakınlık derecesini, sıradaki sona olan mesafesinden ölçebiliyorsun. Eğer zaten sıradaki kişi hatırı sayılır bir mesafeden sıranın başına yeni gelen kişiyle birlikte beklemek için dönüyorsa, sen de onlarla sıranın başına geçebilirsin. Çünkü teyzelerin muhabbetleri orada dönecek muhabbetler yanında tamamen değersiz kalıyor.

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Bu liste benzer örneklerle daha uzayıp gidiyor ama bankada beklemenin düşüncesi bile saç beyazlatacak bir sıkıcılıkta olduğu için devamını getirmek pek de doğru gelmiyor. O yüzden bu berbat deneyimi berbat kılan o tatlı finali ile yazımı sonlandırayım. Uzun bekleyişimin ardından sıra bana gelip vezneye geçtim, yapmak istediğim işlemi ruhunu evde bırakıp gelmiş görevli ablaya anlattım ve bana dedi ki: ‘Bu işlemi bankamızın müşteri hizmetlerini arayarak da yapabilirdiniz beyefendi.’ Hoşça kalın…

 

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

Tavsiye İçerik

Afrodit Kimdir? 10 Maddede Aşk Tanrıçası Afrodit

Bu içerik 10795 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Deneme

24 Kasım Öğretmenler Günü

Paylaşılma Tarihi :

,

Yazar :

24 Kasım Öğretmenler Günü

24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel yazımız sizlerle.

Sınıfları boş tarlalara benzetiyorum. Öğretmenler birer çiftçi, öğrenciler ise tohumları. İlk önce ekiyorlar bizi topraklara, ardından suluyorlar. Her gün bir şeyler öğretme telaşıyla birinci elden büyüdüğümüzü görüyorlar. Her öğretileri, ekinleri sular gibi. Hasat zamanı kurdele takar gibi önlüklerimize.

Öğretmenlerin küçük bahçeleri olduğuna inanıyorum. Bahçelerinde çeşit çeşit tahıllar olduğumuzu düşünüyorum. Çiçek açtığımız zamanı da “çiçek ol bakayım” dediklerinde hatırlıyorum.

Öğretmenlerin, çürük mahsulleri kurtarmak için bile çabaladığını görürken en büyük çiftçiler olduğunu öğreniyorum. Zararının toprağına değil, ülkesine olacağını bildiği için.

Öğretmenler hasat zamanı olunca üzülüyor. Emek verdiği ekinler onca zaman sonra elinden gidiyor ve yenisi için zaman gerekiyor.

Öğretmenleri aşçılara benzetiyorum. Eline gelen ekinleri en iyi şekilde birbirleriyle harmanlıyor ve ortaya güzel bir yemek çıkarıyor.

Yemekler yeni ekinlerin hazırlanmasına ön ayak oluyorlar. İlham kaynağı ediniyor yeni ekinler hasat zamanlarında. Her şey başa dönüyor, güzel bir döngü hep devam ediyor.

Şansımın öğretmenlerim konusunda beni ıskalamadığını öğrendim. Öğretmenler için hem anne hem babadır onlar dedik. Onlar sadece anne-baba değil çok güzel birer arkadaş oldular. Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken yahut çıkmaz bir sokakta yürüyorken; hedeflerimi belirlemeye çalışırken, zorlanmadan ilerleyebildiysem, ne mutlu bana. Karşıma çıkan birer arkadaşlarım sayesinde üretebiliyorum şimdi.

İnsanın hayatında ailesinin içinde gördüğü öğretmenleri varsa ne güzel. Öğretmenler, bir şeyleri başarırken çıktığımız basamakların görünmez merdivenleridir. Öğretmenlerimiz. Bizi anlayan, dinleyen, eğiten, öğreten. Sadece müfredatı değil, iyi bir birey olmayı da öğretebilen nice güzel insanlar.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kendi öğretmenlerim, bütün öğretmenlerimizin ve öğretmen adaylarının 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun.

 

 

Yazarın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’da takip etmek için tıklayınız.

Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir?

Tavsiye İçerik

Asur İmparatorluğu’nun yükselişi ve çöküşü

 

Bu içerik 11519 kez okunmuştur

Okumaya Devam Et

Yazarımız

Son Yazılar

Hasret Gültekin: Hasret Gültekin:
Müzik24 saat Önce

Hasret Gültekin: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #16

Hasret Gültekin Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı olan Hasret Gültekin var. Geçen yazımızda Kesmeşeker yer almıştı. Bu yazımızda ise...

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11 WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11
Quiz&Test2 gün Önce

WK HAFTALIK GENEL KÜLTÜR TESTİ #11

Haftalık Genel Kültür Testi ile tekrardan karşınızdayız. Her konudan genel kültür soruları için bağlantıya tıklayın ve kültür seviyenizi ölçün.   Genel kültür testi...

Steam Ödülleri 2020 Steam Ödülleri 2020
Teknoloji3 gün Önce

Steam Ödülleri 2020

Steam Ödülleri 2020 Adaylık Komitesi Steam artık bir gelenek hâline gelen ödüllerini her zaman olduğu gibi bu sefer de kullanıcılarına...

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar
Mısır Mitolojisi4 gün Önce

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve Yaratıklar

Mısır Mitolojisi: Yaratılış, Tanrılar, Tanrıçalar ve   Mısır Tanrıları ve Tanrıçaları Tüm eski insanlar için dünya gizemle doluydu. Çevrelerindeki dünyada deneyimlediklerinin...

İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi İçerik: Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi
Yunan Mitolojisi4 gün Önce

Mitolojik Hikaye: Persephone ve Hades Hikayesi

Persephone ve Hades Persephone ve Hades | Persephone, Demeter ve Zeus‘un kızıydı. Persephone büyüdükçe güzelliği de arttı. Yeraltı tanrısı Hades...

İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır? İçerik: Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?
Tarih5 gün Önce

Fransız Devrimi Nedir? Fransız Devrimi Nasıl ve Ne Zaman Başlamıştır?

Fransız Devrimi Fransız Devrimi, devrimle bağdaştırdığımız neredeyse her şeye sahipti; açgözlü hayaller, hırslı aristokratlar, yüksek vergiler, başarısız hasatlar, gıda kıtlıkları,...

Mahir: Kısa Hikaye Mahir: Kısa Hikaye
Edebiyat5 gün Önce

Mahir: Kısa Hikaye

Mahir: Kısa Hikaye – Yüzüğü alınca “Evet!” der sandım. – “Hayır” mı dedi? – Hayır. Yani hayır demedi. Evet de...

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek
Deneme5 gün Önce

Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek

Raziye Ayhan’ın Hayat: Zinciri Atmış Bisikleti Sürmek İki kişilik bir masada yalnız başıma oturuyordum , kimi zaman bu sayı çoğalıyor,...

Okunması Gereken Kitaplar #1 Okunması Gereken Kitaplar #1
Edebiyat6 gün Önce

Okunması Gereken Kitaplar #1

Okunması Gereken Kitaplar listemiz zamanla güncellenecektir. Bu listedeki kitaplar tamamen yazarın istediği sırayla düzenlenmiş ve herhangi bir “en iyi” sırasını...

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8 Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8
Edebiyat6 gün Önce

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair #8

Ülkü Tamer: Şans Tanımamız Gereken Şair Şans Tanımamız Gerekenler listesinde artık şairlerimizde var. Biliyorsunuz ki Şans Tanımamız Gereken Şair listemizin...

yunan Tanrıları - wikikultur.com yunan Tanrıları - wikikultur.com
Yunan Mitolojisi7 gün Önce

Yunan Tanrıları: Yunan Mitolojisinde 30 Yunan Tanrısı Listesi

Yunan Mitolojisinde Yunan Tanrıları Listesi Yunan Mitolojisi hayal gücümüzü her zaman heyecanlandırmıştır. Güçlü Yunan Tanrılarının destansı hikayeleri, yıllar boyunca sayısız...

Arkeoloji7 gün Önce

Lirik Şiirin Kraliçesi Sappho ve Sappho’yu Bizimle Tanıştıran Cevat Çapan

Bu yazımızda Lirik Şiirin kraliçesi Sappho’yu ve onun “Nedir Gene Deli Gönlünü Çelen” isimli şiir kitabının çevirmeni Cevat Çapan’ı ele...

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15 Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15
Müzik1 hafta Önce

Kesmeşeker: Şans Tanımanız Gereken Sanatçı #15

Şans tanımamız gereken sanatçılar listesinde sanatçı topluluğu olan Kesmeşeker var. Geçen yazımızda Grup Seksendört yer almıştı. Bu yazımızda ise güzel...

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları
Blog1 hafta Önce

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları

Sosyal Mesafeli Banka Kuyrukları Salgın, virüs, maske, karantina, önlem, ellerimizle özdeşmiş dezenfektan kokusu ve nicesi… Pandemiye Özel Uzaktan Tatil isimli...

24 Kasım Öğretmenler Günü 24 Kasım Öğretmenler Günü
Deneme1 hafta Önce

24 Kasım Öğretmenler Günü

24 Kasım Öğretmenler Günü’ne özel yazımız sizlerle. Sınıfları boş tarlalara benzetiyorum. Öğretmenler birer çiftçi, öğrenciler ise tohumları. İlk önce ekiyorlar...

İçerik: Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir? İçerik: Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir?
Yunan Mitolojisi1 hafta Önce

Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir?

Perseus: Yunan Mitolojisinde Perseus Kimdir? Perseus, Yunan Mitolojisinin en büyük kahramanlarından biridir. O, Zeus ve ölümlü Danae’nin oğluydu. Korkunç bir...