tt ads

Yürümeye Övgü

”Niçin bu kadar iyi yürüyüşçüyüm?” diye kendi kendine soran Batı dünyasının en büyük filozoflarından biri sayılan Nietzsche, kendi sorusuna şöyle açıklama getirir. ”(Ben) bir gezgin ve dağcıyım; düzlüklerden hoşlanmam ve görünüşe göre uzun kıpırdamadan oturamam. Beni bekleyen kader her neyse, yaşayacak daha neyim varsa, yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde, kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.”

Yürümeye Övgü
Yürümeye Övgü

Yürümek her mevsimde, günün her saatinde güzeldir. Benim en sevdiğim yürüme yağmurun çiselediği, her damlasının ”tıp tıpını” yağmurluğumda hissettiğim zamandır. Böyle bir yürüyüşte asla sıkılmam, yorulmam. Zamanın nasıl geçtiğini ve ne kadar uzun da olsa yürüdüğüm mesafeyi anlamam. Yağmur bana arkadaş olur, yolumda yoldaş olur. Şair der ya ”Gönül gönle değince, yol mu dayanır…” Yağmur yağıyorsa, ”tıp tıp” şarkısını benim için söylüyorsa zaman kavramı yok olur. Yürüdüğüm yolda, patikada bir çukurda çamurlaşmış su birikintisi varsa kirlenmek güzeldir deyip, suyun en çok çamurlaştığı yerleri adımlarım.

Yağmur yağar, ”tıp tıp” der. Ben adımlarım dur durak bilmeden. Aklıma yürüme üstatlarım Nietzsche, Rousseau, Thoreau, Rimbaud gelir. Hep imrenirim onlara. Yürümüşler, düşünmüşler. Yürümüşler, yazmışlar. Üstatlar için yürümek yazmaya motivasyon kaynağı olmuş. Üstat Nietzsche neredeyse yazın dünyasını yürümeye borçludur. Bunu Gezgin ve Gölgesi kitabında şöyle anlatır: ”Birkaç satır dışında hepsi yolda düşünüldü ve kurşun kalemle altı küçük defter karalandı.” der.

Thoreau için yürümek soluduğumuz havayla sarhoş olmak gibidir. Hazret çok çalışmaya, hele hele kapalı mekanlarda çalışmaya büsbütün karşıdır. Sade bir yaşam için haftada bir gün çalışmak yeterlidir, der. Lüksü elde etmek için çalışmak ömür törpüsünden başka bir şey değildir. Çok çalışan insanlara acır. Thoreau’nun hayat felsefesi bizim tasavvuf dervişlerinin ”bir lokma bir hırka” anlayışına benzer. Walden Gölü kenarına kondurduğu küçük kulübesinde uzunca bir süre iddia ettiği gibi bir hayat yaşar. Yaşadığını yazar, yazdığını yaşar Thoreau.

Ya benim romantik üstadım Rousseau ne der: ”Yürüyüşle düşüncelerimi canlandıran ve harekete geçiren bir şey var. Hareketsiz kaldığımda neredeyse hiç düşünemiyorum. Beynimin çalışması için bedenimin de hareket etmesi gerekiyor.” der. Üstadım yalnız yürümeyi sever. Yanında yoldaştan hazzetmez. ‘‘Hiçbir zaman yalnız ve yürüyerek yaptığım seyahatlerdeki kadar düşünmedim, var olmadım, yaşamadım, kendim olamadım…” diyerek yürüyüşçüyü adete yalnız yürümeye davet eder. Yürürken yanına yaklaşanları bazen nazikçe bazen kabaca gönderir. Yürürken duyduğu hazzı kimsenin bozmasına müsaade etmez huysuz Rousseau.

Yürümeye Övgü
Yürümeye Övgü

Ben kendimi Rousseau’ya benzetiyorum. Hareketsiz kaldığımda zihnim de hareketsiz, çarnaçar kalıyor. Hiçbir şey yapasım gelmiyor. Yürümezsem -ki ben caddede sokakta değil illa patika, ormanda yürümem gerek- kendimi boşlukta hissediyorum. Yürüyüş kıyafetlerimi giyerken heyecanlanmaya başlıyorum. Kafamdan hangi yolu kullansam, asfalt yolda mı yürüsem yoksa ormanda bir patika mı seçsem diye düşünmeye başlarım. Ve çoğunlukla ormanda patikada yürürken bulurum kendimi…

Her adımda şehirden, kalabalıktan, yapaylıktan, stresten, bedensel ve zihinsel yorgunluktan uzaklaşırım.
Yepyeni, tertemiz, mis kokulu hayallere yürürüm…

 

 

 

Öne çıkan görsele ulaşmak için tıklayınız.

Asım Yaylamaz’ın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Bu içerik 3432 kez okunmuştur

tt ads

Bir Cevap Yazın