tt ads

Ekofeminist Perspektifte Kadın-Doğa İlişkisi

Feminizm, çeşitli alanlarda kadınların durduğu yeri anlamlandırmak ve haklı talepleri gerçekleştirmeleri için zemin oluşturmaktadır. Feminist düşünce, ortaya çıktığı dönem itibariyle, kadının kamusal alanda erkeklerle aynı siyasal ve ekonomik haklara sahip olması gerektiği talebi ile oluşmuştur (19.yy). Bu düşüncenin temel argümanı ise ‘eşitlik’ üzerinden şekillenmektedir. Eşitlik düşüncesi başta olmak üzere çeşitli kollara ayrılan feminist görüşler vardır. Bu görüşler; Liberal Feminizm, Radikal Feminizm, Marksist Feminizm, Sosyalist Feminizm ve Ekofeminizmdir. Bu yazıdaki konumuz, günümüzde de sıkça sözü edilen Ekofeminizmdir.

Ekofeminizmin odağı, egemen olan temel kavram ve inanış olarak doğanın ezilmesi ve dolayısıyla onunla özdeşleştirilen kadınların sömürülmesinin arasındaki ilişkidir. Doğa ve çevresel olarak gerçekleşen sorunların çözümü feminist düşünce için ön koşul oluşturmuştur. Doğanın üzerinde kurulan tahakküm ve kadının ezilmişliği arasındaki ilişki, ekofeminizmin temel anlayışı olarak düşünmekle birlikte; ırk, etnik, yaş ve sosyal ölçeklere dayanan baskıların incelenmesine de kapı aralamıştır. Ortak sorun olarak, ataerkil düşüncenin sömürü ideolojisi üzerinden egemen olma ilişkisini açığa çıkarmaktadır.

Aynı zamanda ekofeminizm kendisini, bakış açısı olarak feminist düşünceden bağımsız olmadığını da görmekteyiz. Feminist düşüncenin temel vurgusu ise, kadının ve erkeğin biyolojik farklılığı üzerinden şekillenmekteydi. Biyolojik farklılıklarımız zamanla, kültür içerisinde kendi konumunu erkeği kadından tamamen ayrıştıracak bir zemine oturtmuştur. Bu ayrım feminist söylemlerde kendini açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin; Simone de Beauvoir, kadınların kurtuluşunu varoluşçu perspektifte inceleyerek ‘başkaları için bir varlık olan ‘öteki ‘ üzerinden objeleştirilmesine karşı çıkarak, ataerkil tüm söylemlerin bağlı olduğu toplumsal cinsiyetçi rollerinin yeniden kurgulanması gerektiğine işaret etmiştir. Cinsiyet üzerinden şekillenen bu rollerin yeniden inşası, kadının doğa karşısında da yerinin ve öneminin tespit edilmesini değerli kılmaktadır. Bu söylemler var olan doğa karşısında toplum anlayışına karşı da sorgu niteliği taşımaktadır.

Ekofeminist Perspektifte Kadın-Doğa İlişkisi
Ekofeminist Perspektifte Kadın-Doğa İlişkisi

Ekofeminist düşüncede yer alan bazı ayrımlar, düşüncenin ne şekilde ortaya konmak istendiğini daha net açıklayacaktır.

Birinci ayrım; kadının doğa ile kurduğu ilişkisi ataerkil düzende kendini açıkça ortaya koymaktadır. Muktedir olmak isteyen anlayışa karşı mücadelesini, kendisini özdeşleştirdiği alan üzerinden yaratmaktadır. Bu alan içerisinde doğa üzerinden hükmedilen yine kadın olmuştur. Doğa içerisinde de güçsüzleştirilerek kontrol altına alınmak istenmiştir.

İkinci ayrım; doğa ile uyum içerisinde yaşamını sürdüren kadının konumu, bazı düşünürlere göre yaşanan farklılıkları görmezden gelmiştir. Bu farklılık aynı zamanda kadın doğa ilişkisinin, tarihsel süreçlere tabi olduğu yani kültür tarafından şekillendiği düşüncesi üzerine kurulu ekofeminist bakış açısıdır.
Üçüncü ve birleştirici görülen ayrım aslında bağlam görevi görmektedir. Bu ayrım birinci ve ikinci ayrım üzerinde; yani kadının doğa ile aynılığına ve farklılığına işaret eden düşünceler üzerinde köprü kurmayı hedeflemiştir.

Ekofeminist düşünür Carolyn Merchant üçüncü ayrımda; kadının psikolojisinin ve biyolojik süreçlerinin doğa ile benzer olduğunu ve bu yakınlığın daha sonra tarihsel ve toplumsal süreçte netlik kazandığı söylemektedir.
‘Ekofeminizmin kendi içindeki birinci ayrıma göre kadınların kendine özgü şefkat, fedakarlık, şiddet- karşıtlığı, dayanışma, duygusallık ve tinselliğe önem verme gibi psikolojik özellikleri ve yaşam üretme kapasiteleri, ataerkillik tarafından doğa ile özdeşleştirilerek her ikisi de tahakküm altına alınmıştır.’ Bu görüş üzerinden tahakkümü meşru kılma ve doğayı bir bütün olarak tahrip etmek değer ölçütlerinin değişmesine de sebep olmuştur. Çeşitliliğin yok edilmesi ve soyun tükenmesi üzerinden şekillenen ataerkil dünya görüşü tam da erkeği ve onun gücünün sınırlarını hiyerarşiye dayalı tüm değerlerin ölçütü olarak belirler.

Ekofeminist Perspektifte Kadın-Doğa İlişkisi
Ekofeminist Perspektifte Kadın-Doğa İlişkisi

‘Kadınlar, farklı oldukları için eşitsizliğe maruz kalırlar ve alt sınıf muamelesi görürler. Doğanın çeşitliliği kendi içinde değerli görülmez ve değeri sadece ticari kazanç için ekonomik sömürü aracılığıyla belirlenir.’ Bu duruma bağlı olarak kadınların ezilmesinin önüne geçilmesi ve kadın olmaktan dolayı elde edemedikleri fırsat eşitlikleri doğa ile ilişkileri içerisinde de kendini göstermiştir.

Kadınların, doğaya olan yakınlığı düşünüldüğünde kendileriyle özdeşleştirdikleri doğadaki biyoçeşitliliği korumak en temel düşüncelerini oluşturmuştur. Artan tahribat ve yok edilen biyoçeşitlilik, kalkınma politikası üzerinden şekillenen tekdüze ve saldırgan bir ilerleme modelini de beraberinde getirmektedir.
Doğa için oluşturulan kapsamlı koruma, ekofeminist düşünce içerisinde oluşturduğu argümanlarla ırkçı, etnik, cins ve sosyal sınıf üzerinden yapılan çeşitli ayrımcılık ölçeklerine karşı çıkarak kadının ve doğanın ezilmemesi zemininden hareket etmektedir.

Ekofeminist düşünce, tüm bunları ilerlemeci düşünceyi karşısına alarak, gündelik yaşam tespitleri ile bağlantılı şekilde ayrılmaz bir bütüne vurgu yapmaktadır. Aynı zamanda ortaya koyduğu mücadeleci görüş, tarihsel perspektiften siyasi bir duruma da işaret etmektedir.

KAYNAKÇA

Çetin Beklan Oya (2005) ‘’Ekofeminizm: Kadın- Doğa İlişkisi ve Ataerkillik’’
Vandana Shiva- Maria Mies, ‘’ Ekofeminizm’’, İstanbul, 2018.

 

Ecem Aksungur’un önceki yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Bu içerik 3721 kez okunmuştur

tt ads

Bir Cevap Yazın