tt ads

Penceremin Perdesini Havalandıran Rüzgar

Ruzigar ya da ruzgar Farsça’dan dilimize geçen benim meftunu olduğum kelimelerden birisi. Eski Türkçe’de yil – yel kelimesinin yerini almış. Ben kendi adıma ”rüzgar’ı” çok sevmemle birlikte bütün bütün ”yel”den de vazgeçemedim. Anlayacağınız muhteşem bir doğa olayını ifade eden bu güzelim iki kelimeyi birinin hakkına girmeyecek şekilde kardeş kardeş kullanmayı tercih ediyorum. Bendeniz her iki kelimeyi birçok yazımda kullandığım gibi bu yazımda da karışık olarak kullanmayı tercih ettim.

Penceremin Perdesini Havalandıran Rüzgar
Penceremin Perdesini Havalandıran Rüzgar

Efendim bu yazının konusu tabi ki dillerin kökenleri falan filan değil. Bu konuda yetkin olduğum bile şüpheli. Yazımın konusu Şevval Sam’ın ”Penceremin perdesini havalandıran rüzgar” dizesinde dile getirdiği rüzgarın hayatımdaki yeri. Beni mest eden sesi, tenimi okşayışı, saçlarımı savuruşu. Bendenizi doların, altının düşüşü yükselişi çok ilgilendirmiyor. Akşam yatmadan önce ve sabah kalkar kalmaz ilk yaptığım şey perdeyi aralayıp; Hava nasıl? Güneşli mi? Yağmur yağıyor mu? Rüzgar ne taraftan esiyor? Poyraz mı, karayel mi, lodos mu, meltem mi, keşişleme mi, kıble mi, yıldız mı, gündoğusu mu, günbatısı mı vs…

”Rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu” diye eskilerin bir sözü vardır. Yani der ki büyük büyük büsbüyük atalarımız: “Rüzgârlı havada kuytu bir yer bul sığın. Yağmurlu bir havada da uykuyu tercih edin.” İyi de gelin bunu bana anlatın. Öğrenim hayatım boyunca özellikle lise ve üniversite öğrenimim boyunca sınıfta mutlaka pencere kenarında oturan, gözü kulağı hep dışarda çiseleyen bir yağmur ya da en ufak yeli kollayan birisi olarak atalardan affımı istiyorum. ”Eli işte gözü oynaşta” diye çok güzel bir deyim vardır. Kendime uyarlarsam ”Eli işte aklı yelde” desem pek abartmış olmam. Kadı kızında bile kusur varken bendeki bu kusura laf diyen bir ademoğlu çıkmaz herhalde!

Çocukluğum Çukurova’nın dayanılmaz sıcak ikliminde geçtiğinden yazları 3 ay boyunca gün içerisinde defalarca gözlerimi havaya dikip yağmur muştucusu bulut gözetlemeyle geçti. Yağmurun yağması adeta mucize sayıldığı yaz aylarında nemden sırılsıklam olmuş tenime değen yel, canıma can katıyordu. Nerede yaşarsam yaşayayım, mevsim ne olursa olsun rüzgarın yeri benim için hep özel olmuştur. Çocukluğumda yaz aylarının bunaltıcı havasını az da olsa ferahlatan rüzgar şimdi ve her mevsimde bana sevimli bir dost, vefalı arkadaş gibi geliyor.

Penceremin Perdesini Havalandıran Rüzgar
Penceremin Perdesini Havalandıran Rüzgar

Mevsimlerin değiştiğini takvimlerden öğrenen modern insanlardan olmayayım. 300 bin yıldır havayı koklayarak, rüzgarın sesini dinleyerek yeni mevsimleri karşılayan kadim insanlar gibi olayım. Yeter ki bir dağın zirvesinden kopup yol boyunca çam, söğüt, meşe, diş budak, mersin, çınar, kavak, ceviz ağacının kokusunu önüne katıp, bin bir kokuya renge boyanan rüzgar hiç dinmesin.

Rüzgarın çeşitleri, hangi yönden estiği, yağmur getireni, sis dağıtanı, havayı buz tutturanı, mart ayında kazma kürek yaktıranı, dağdan aşanı, denizden geleni hiç fark etmez hepsi benim dostumdur. Hepsine razıyım.

Yeter ki Penceremin perdesini havalandırmaya devam etsin…”

 

 

Görsel Kaynakları:

Yazı içindeki görsele ulaşmak için tıklayınız.

Yazı içindeki görsele ulaşmak için tıklayınız.

Öne çıkan görsel için tıklayınız.

 

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Bu içerik 4116 kez okunmuştur

tt ads

Bir Cevap Yazın