HEMİNGWAY YAZIYOR!

 

Macera Romanları Gibi Bir Hayat

Hemingway Yazıyor!
Hemingway Yazıyor!

Kendine özgü sade üslubuyla 20.yüzyıl kurgu romancılığına yeni bir form kazandıran, Amerikalı usta yazar Ernest Hemingway’ın hayat hikâyesine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz…

Nobel ve Pulitzer ödüllerinin sahibi yazarın neredeyse yazdığı eserlerin tamamı bugün Amerikan edebiyatının başyapıtları arasında yer almaktadır.

Loading...

Yıllardır süregelen şatafatlı yazın geleneğini reddedip edebiyatta minimalist akımın öncüsü olmayı başaran usta yazarın eserlerini daha iyi anlayabilmek umuduyla onun bir macera romanını andıran çalkantılarla dolu hayatına biraz daha yakından bakalım…

Takvimler 1899’u gösteriyordu. Yeni yılın ilk günlerinde Küba’da İspanyol egemenliği sona erdi. Kanserin tedavisinde ilk defa William Crookers’un tüplerinin yerine radyoterapi kullanıldı. Birleşik Krallık, Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yer alan Kuveyt’i işgal etti. Fenerbahçe’nin gayri resmi kuruluşu gerçekleşti. Fiat ilk arabasını üretti. Ve tarih 21 Temmuz 1899’u gösterdiğinde Amerika’nın İllinois eyaletinde Ernest Hemingway dünyaya geldi.

Loading...

İspanyol – Amerikan Savaşı’nı sona erdirmek için imzalanan Paris Antlaşması’nın üzerinden bir yıl geçmişti. Emilio Aguinaldo önderliğinde ki Filipin ordusu 1,5 milyon insanın katli ile sonuçlanacak bir bağımsızlık savaşı için hazırlıklarını tamamlamıştı. Amerika’yı zor bir dönem bekliyordu…

Hemingway, beş çocuklu ailesinin ikinci erkek çocuğu olarak İllionois’de doğdu. Babası doktor, annesi ise müzisyendi. Çocukluğunda annesinden müzik dersleri aldı. Sanatçı kişiliği daha çocukluk yıllarında şekilleniyordu. Yaz tatillerinde ailesiyle gittiği Michigan Gölü kıyısında ki yazlıklarında babasından avlanmayı, balık tutmayı ve açık hava sporlarını öğrendi. Amerikalı sıradan bir ailenin kendi içinde renkli hayatını yaşıyordu. Ta ki o karanlık 1917 yılının sonlarına kadar. Çağdaşı olan çoğu yazar, fikir adamı ve aydınları derin bir çöküş ve akabinde büyük bir değişime sürükleyen l. Dünya Savaşı onu da es geçmeyecekti…

Loading...

Yazarlık kariyerinin ilk basamağını lise yıllarında atmıştı Hemingway. Dersler pek de umurunda değildi. Bulduğu her fırsatta okuyor ve bolca yazıyordu. Onun okulu kitaplardı. O yıllarda bile kendini hep bir yazar olarak hayal ediyordu. Yazarlık dışında yapabileceği ikinci bir mesleğin varlığına inanmıyordu. Trapez isimli okul gazetesine makaleler yazarken dönemin ünlü spor köşe yazarı Ring Larder’ı kendine rol model olarak görüyor, yazılarını Ring Larder Jr. takma adıyla yayımlıyordu.

1917’de lise diplomasını aldı Hemingway. Ama onun kararı kesindi; yazar olacaktı! Ve yazarlık okulda öğrenilemezdi. Ailesi üniversiteye gitmesini istiyordu. Hemingway tüm baskılara rağmen üniversiteye gitmek yerine Korsas City Star gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladı. Gazetede kaldığı kısa süre içerisinde birçok teknik ve yöntem öğrendi. Profesyonel yazarlığının temelini burada attı.

Loading...

“Gazetecilik yıllarında öğrendiğim kurallar en güzelleriydi ve de tüm yazarlık hayatım boyunca onları unutmadım.”

 

Her Şeyin Başlangıcı; Savaşın Ortasında Maceraperest Bir Barış Yanlısı

Hemingway Yazıyor!
Hemingway Yazıyor!

1917 yılının Nisan ayıydı. Hemingway, lise öğrenimine devam ederken Avrupa l. Dünya Savaşıyla kavruluyordu. Başından beri tarafsızlığını koruyan ABD, savaşa dâhil oldu. Hemingway orduya katılmak için başvuruda bulundu ama sol gözündeki aksaklık nedeniyle reddedildi. Fakat kararlıydı. Yaşıtları cephede savaşırken eli kolu bağlı bekleyemezdi. 1917’nin sonlarına doğru Kızılhaç gönüllü aldığını duyurduğunda ilk başvuranlar arasındaydı.

Loading...

Ocak 1918’de ambulans şoförü olarak da olsa orduya alındı. Ve ünlü yazar Ernest Hemingway, gazetede ki işinden ayrılıp, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor gibi dev eserleri için ilham kaynağı olacak olan l. Dünya Savaşı’na katılmak için Amerika’dan yola çıktı. Avrupa’da ilk durağı Paris oldu. Kısa bir süre de olsa orduda normal bir görevli gibi çalıştıktan sonra her ne kadar gururuna yediremese de ambulans şoförlüğüne geçti. Fakat Stefan Zweig’ın “kıyma makinesi” olarak nitelendirdiği güçler bir ambulans şoförüne merhamet edecek değildi…

8 Haziran 1918 günüydü. Güneş eziyet etmek istercesine yakıyordu tenlerini. Devasa ordular devasa silahlarıyla barış için savaşmaya devam ediyordu. Hemingway iki İtalyan askerine yardım etmek için cephedeydi. O esnada birkaç adım ötesinde patlayan Avusturalya topu yüzünden ağır şekilde yaralandı. Aynı patlama sırasında İtalyanlardan biri öldü, diğeri ise bacaklarını kaybetti. Hemingway bir yaralı askeri kurtarmaya çalışırken bacağından yaralandı.

Loading...

İnsanlığın üstüne acımasız ölüm yağıyordu o gün. Vatan aşkıyla savaşa giren askerler canlarını kurtarmak için kaçışıyordu…

Hemingway Yaşananların ardından gazetelerde kahraman ilan edilip, övgü yağmurlarına tutuldu. İtalyan hükümeti tarafından gümüş onur madalyasıyla ödüllendirildi…

Loading...

“Bazen savaşta ön saflarda büyük bir gürültü duyarsın, ben de aynı gürültüyü duydum; ardından ruhumun bir mendilin cepten çekilişi gibi benden çekildiğini hissettim. Son olarak ise ruhumun bir bütün olarak ruhuma geri döndüğünü fark ettim ve o andan itibaren benim için ölüm yoktu.”

Ağır yaralanan Hemingway, Milano’da ki bir hastaneye kaldırıldı. Tedavisi sırasında onunla ilgilenen Agnes von Kurawsky isimli genç hemşiresine âşık oldu. Tedavisini tamamlayıp hastaneden taburcu olduktan sonra İtalyan Piyade Birliği’nde göreve başladı. Kurawsky’in aşkı ona cephede güç veriyordu. Kararını vermişti. Ordudan ayrılır ayrılmaz ona evlenme teklifi edecekti. Ve nihayet 1919’da teğmen rütbesiyle terhis edildi. ABD’ye hemşire Agnes ile dönüp evlenmeye hazırdı. Fakat terkedildi. Cephede kazanmış ancak aşkta kaybetmişti. Bu ilişki ilerleyen yıllarda Hemingway’ın ölümsüz eserlerinden “Silahlara Veda” kitabına konu oldu.

Loading...

 

SAVAŞIN ARDINDAN…

Hemingway Yazıyor!
Hemingway Yazıyor!

Hemingway, savaşın ardından ülkesine, ABD’ye döndüğünde hem sakat hem de işsizdi. Ailesi iş bulması için her Allah’ın günü baskı yapıyordu. Hayatı boyunca inatçı ve başına buyruk biri olmuştu Hemingway. Tüm baskı ve ısrarlara rağmen herhangi bir işte çalışmayı reddetti ve bir yıl boyunca sakatlığından dolayı ordunun verdiği parayla işsiz olarak yaşadı. Savaş yıllarında edindiği acı deneyimler onu ruhsal bir çöküşe sürüklüyordu.

1921’de bir mucize yaşandı. Tanıştığı güzel bayan Hadley Richardson onu bu ruh halinden kurtarıp adeta yeniden hayata bağladı. Hemingway Richardson’la evlenip Chicago’ya göçtü. Ardından Toronto’da Daily Star gazetesinde iş buldu ve Paris’e taşındı. Hemingway’ın hayatı yeniden düzene giriyordu. Savaşın açtığı derin yaralar iyileşmeye başlıyordu.

Loading...

Paris’te gönüllü sürgün sayan Amerikalı yazarlar F. Scott Fitzgerd, Gertrude Stein, Ezra Pound ve İrlandalı James Joyce ile tanıştı. Bu birbirinden değerli isimler Hemingway’ın yazarlık kariyerine büyük katkılarda bulundu.

Hemingway, Daily News’in savaş muhabiri olarak 1922 yılında İstanbul’a geldi. Bir ay kadar Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kaldı. İzmir yangınından sonra başlayan göç dalgası ile ilgili haberler yaptı. İstanbul’dan, Mudanya’dan, Edirne’den gazetesine haberler geçti. Lozan’ı ve Mustafa Kemal Atatürk’ü anlattı satırlarında.

Loading...

1923’de eşinin hamile olduğunu öğrendi usta yazar.  Bir oğlu olacaktı! Bu yüzden eşiyle birlikte Amerika’ya döndüler. John Hadley Nicanor(Jack) ismini verdikleri ilk çocukları Toronto’da dünyaya geldi. Hemingway’ın kara talihi dönüyordu. Aynı yıl ilk kitabı “Üç Öykü ve On Şiir” yayımlandı.

“Seni özgürlüğü, haysiyeti, bütün insanların çalışma ve aç kalmama haklarını sevdiğim gibi seviyorum.”

Loading...

 

ŞÖHRETİN BASAMAKLARI

Hemingway Yazıyor!
Hemingway Yazıyor!

1925-1929 yılları Ernest Hemingway’in yazarlık açısından en verimli olduğu dönem oldu. Bu beş yıllık zaman diliminde kariyerinin en büyük eserlerini kaleme aldı ve dünya edebiyatının öncü yazarları arasına ismini büyük harflerle yazdırdı.

Seçme öykülerinden oluşan “Zamanımız” 1925’te ve ilk romanı “Güneş de Doğar” ise 1926 yılında okurlarıyla buluştu. Bu eserinde savaş yorgunu bir askerin anılarını anlattı. Fakat Hemingway edebiyatta ki başarısını evliliğinde gösteremiyordu. İlk romanını yayımladığı sırada eşinden ayrıldı ve kısa bir süre sonra gazeteci Pauline Pfeiffer ile evlendi.

Loading...

Ancak yeni eşinin ailesi Katolik’ti. Özünde ateist olan usta yazar Pauline ile evlenebilmek için Protestanlıktan Katolikliğe geçiş yaptı. Hemingway özel hayatının bu çalkantılı döneminde bile yerinde saymamıştı. 1927’de çıkan “Kadınsız Erkekler” kitabı ona edebiyat camiasında büyük bir prestij kazandırdı. O artık “Kısa Öykünün Üstadıydı.”

Hemingway yazmaya devam etti. İki yıl sonra yayımlanan büyük eseri “Silahlara Veda” romanında yine bir savaşın hikâyesini anlattı. Yaralı bir askerle hemşire arasında ki aşkı dile getirdi ve diğer birçok eserinde olduğu gibi savaşın anlamsızlığı vurguladı satırlarında.

Loading...

Amerikalı yazarın ikinci oğlu Patrick 1928’de Kansas City’de dünyaya gözlerini açtı. Zor bir doğum olmuştu. Hemingway, Patrick’in zor doğumunu “Silahlara Veda” romanında anlattı. Üç yıl sonra çiftin ikinci, Hemingway’ın üçüncü oğlu Gregory dünyaya geldi. Bu yeni doğumla beraber dört kişilik sevimli bir Hemingway ailesi olmuşlardı. Ancak aynı yıl babası intihar ederek hayatını sonlandırdı ve Hemingway daha yeni doğumun sevinci kursağındayken acı ölümle karşılaştı tekrar…

“Kendin için bir şey yapamazsın ama belki bir başkası için bir şeyler yapabilirsin.”

Loading...

 

İNTİHARA GİDEN YOL

Hemingway Yazıyor!
Hemingway Yazıyor!

Hemingway 1930’lu yıllarda tam bir emekli hayatı yaşıyordu. Kışları Key West, Florida’da geçiriyor, yazları avcılık ve balıkçılık için Wyoming’e dönüyordu. “Kazanana Ödül Yok” adlı eseri 1933’te yayımlandı.

Hemingway’ın hayatı boyunca evlilik açısından şansı hiç yaver gitmemişti. Tabi bunda biraz da usta yazarın dizginlenmek bilmeyen çapkınlığının etkisi de büyüktür. 1936 yılında savaş muhabiri Martha Gellhorn ile tanıştı ve beraber İspanya İç Savaşını yakından takip edebilmek için İspanya’ya gittiler. Hemingway’ın bu genç kadına duyduğu hayranlık her geçen gün kabararak artıyordu. Ve doğru orantılı olarak eşine duyduğu ilgisizlik. Hemingway en sonunda eşine boşanmak istediğini söyledi ve Küba’ya gidip Havana’da bir otele yerleşti. Martha Gellhorn uzun süredir bu haberi bekliyordu. Hemingway’ın boşanmasının ardından evlenen çift, Havana yakınlarında bir çiftlik satın alıp oraya yerleşti.

Loading...

Her şey çok güzeldi. Usta yazar “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı büyük eserini yazmaya başlamıştı. 1940 yılında eserini tamamladı ve 1941’de Pulitzer Ödülü’ne aday gösterildi. Ancak bir jüri üyesinin karşı çıkması sonucu ödülü kazanamadı. Gazeteci çift, ABD’nin ll. Dünya Savaşı’na girmesiyle 1944 yılında savaş muhabiri olarak Avrupa’ya gitti. Hemingway Amerikan 5.Piyade tümenine bağlı olarak gazetecilik yapıyordu.

Bir kez daha savaşın getirdiği büyük yıkıma yakından tanık oldu. Almanların teslim bayrağını çektiği 25 Ağustos 1944’te Amerikan ordusuyla birlikte batıdan Paris’e gitti. İçindeki maceraperest ve korkusuz ruhuna teslim olup Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olarak savaşta aktif görev aldı. Ve bu yüzden askeri mahkemede yargılandı.  Ardından gülünç bir tezatlıkla 1942’de Küba Amerikan büyükelçiliğinde düzenlenen küçük bir törenle kendisine savaşta ki cesaretinden dolayı bir kez daha madalya takdim edildi.

Loading...

Evliliğin can sıkıcı normları Hemingway’a göre değildi. İçinde ki macera tutkunu çılgın bunu kabullenemiyordu. Usta yazar üçüncü eşi Martha Gellohrn’dan boşandı. Bir yıl sonra Londra’da Times gazetesinin muhabiri Mary Welsh ile tanıştı. Ve âşık oldu. Aynı yıl evlenip Küba’da yaşamaya başladılar.

Hemingway’ın büyük başyapıtı “Yaşlı Adam ve Deniz” 1952 yılında okurlarıyla buluştu. Nobel ve Pulitzer ödüllü bu eserinde insanın tüm hayal kırıklıklarına rağmen hayata nasıl bağlanışını ve en sonunda tüm bunların aslında boş olduğunu acıyla fark edişini anlattı.

Loading...

Usta yazar ilerleyen yaşına ve türlü fiziksel rahatsızlıklarına rağmen macera dolu seyahatlerinden vazgeçmiyordu. Bu serüvenlerinin birinde uçak kazası geçirerek ağır şekilde yaralandı. Bunun yanında aşırı derece alkol kullanıyordu. 1950 yılının sonlarına doğru ruhsal ve fiziksel sağlığı ciddi şekilde bozulmaya başlamıştı. O ise bunların hiçbirini ciddiye almıyordu. Ta ki yazarlığını etkileyene dek…

1928 yılında Paris’te Ritz Otel’e bıraktığı iki sandığını bulmasıyla anılarını yazmaya karar verdi. Ama olmuyordu. Bir türlü yazamıyordu. Depresyona sürüklendi. Evine gelen ziyaretçi ve turistlere nefretle bakıyordu. Bu insan kalabalığından kurtulabilmek için İdaho’da ev aldı. Oraya temelli taşınmayı düşünüyordu.

Loading...

Küba’da ki yeni rejim Amerikan mülklerini devletleştirmeye karar verince kesin olarak İdaho’ya taşındı. Ruhsal sağlığı her geçen gün kötüye gidiyor, saatlerce masa başında oturup tek kelime yazamıyordu. Bir gün eşi onu mutfakta elinde avcı tüfeğiyle buldu ve ardından usta yazar hastaneye kaldırıp elektro şok tedavisi başladı. Ama Hemingway çoktan kararını vermişti. Eğer yazamayacaksa yaşamasının da bir anlamı yoktu. Amerikalı romancı, hikâye yazarı ve gazeteci Ernest Miller Hemingway taburcu olduktan iki gün sonra 1961’de av tüfeğiyle intihar etti…

“Her insanın hayatı aynı şekilde sona erer. Bir insanı diğerlerinden ayırt eden, nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntılarıdır…”

Loading...

 

Yazarımızın diğer yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Loading...

Bu içerik 4163 kez okunmuştur

Loading...

2 Replies to “Hemingway Yazıyor!

  • İzmarit
    İzmarit
    Reply

    İzmarit

  • İzmarit
    İzmarit
    Reply

    Yusuf öldün mü ya sen

Bir Cevap Yazın