Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine

Son on yılda tamamladığım arkeoloji yüksek lisans ve doktora tezlerinde, önce M.Ö. 1200 civarında ortaya çıkan çok büyük bir iklimsel çöküşü ve buna bağlı sosyal yıkımı, ardından da M.Ö. 2200 civarında meydana gelen ve bütün dünyayı kapsayan daha büyük bir iklim felaketini ve onun yarattığı sosyal yıkımı inceledim.

Aslında ana tez konularım bunlar değildi ama araştırdığım olayların nedenlerine, sonuçlarına baktıkça pek çok kapı hep onlara açıldı. Her iki dönemde de güçlü ekonomiler, güçlü siyasi yapılar, dünya çapında ticaret ağları vardı. Ancak iklim felaketi bunları yıkıp geçtikten sonra geniş çaplı bir siyasi boşluk ortaya çıkmış ardından da bambaşka bir dünya kurulmuştu.

Loading...
Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine
Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine

Ancak büyük felaketler dünya üzerinde pek çok kereler ortaya çıktı ve toplumların tüm sosyal yapılarını bozup, ülkelerin idari sistemlerini ve idareci sınıflarını işlemez hale getirdi, çökertti. Örneğin; 1789 Fransız ihtilali olağanüstü kötü iklim şartları yüzünden, insanların büyük ölçüde aç kalması sonunda patlak verdi. Bu duruma neden olan olayın da İzlanda’daki çok büyük bir volkanik aktivite olduğu iddia edilmektedir

  • (1). Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasında da değişen (bozulan) iklim koşulları nedeni ile kuzeyde aç kalan kavimlerin güneye inmeleri (ve Roma’yı istila etmeleri) temel sebeplerden birisi olarak gösterilmektedir.

Bu felaketler sadece iklim değişiklikleri ile olmamaktadır. Her türlü, toplumu köklerine kadar sarsacak olaylar benzer siyasi / sosyal değişimleri yaratabilmektedirler; örneğin büyük savaşlar!

Loading...

SİYASİ YAPI NEDEN DEĞİŞİYOR?

İlginç bir şekilde bir kez bir aile, bir grup, bir sınıf bir ülkenin yönetimini ele geçirdikten sonra ilk işleri kendi iktidarlarını sağlamlaştırmak oluyor. Bunu yapabilmek için de kendilerine alternatif yaratacak tüm iç dinamikleri yok etmeye çalışıyorlar. Normal koşullarda da bunda başarılı oluyorlar ve ülkenin yönetimine “kalıcı” olarak yerleşiyorlar.

Bu kalıcı siyasi yapıların bir özelliği de bir süre sonra, ağırlaşarak, status quo’yu gittikçe daha çok savunarak, başında oldukları ülkenin dinamizmini yavaş yavaş boğmaya başlamaları. Bu durumu açıklamak için İngilizcede siyasi deyim olarak “political sclerosis” (Politik kireçlenme, hareket yeteneğini yitirme) kullanılıyor. Bu nedenle sağlıklı bir ülkede iktidarın sürekli farklı ve tercihen daha genç kadrolara doğru el değiştirmesi gerekiyor.

Loading...

Örneğin bu gözle, Anadolu’nun eski bir imparatorluğu olan Hitit’leri incelemeye kalktığımızda ortaya su sızdırmayan, son derece disiplinli, planlı, militarist bir devlet ve onu yöneten kale gibi sağlam bir iktidar çıkıyor. M.Ö. 1250 yılında yaşayan biri olsam ve bana Hitit İmparatorluğunun 60 yıl sonra yok olacağı söylense herhalde kahkahalarla gülerdim ama M.Ö. 1190 yılı civarında imparatorluk ortadan kalkmıştı.

Büyük felaketler gittikçe güçlenen siyasi yapıların ülke vatandaşlarında yarattıkları korkuyla karışık “yenilmezlik/sarsılmazlık” inancını yok ediyorlar. Bir kere bu inanç kaybolunca da daha önce haklarını aramaya cesaret edemeyen (ama ezilen) toplumsal kesimler harekete geçebiliyorlar. Büyük yıkımların ardından katılaşmış siyasi yapıların boyunduruğundan kurtulan halklar çok dinamik atılımlar yapabiliyorlar ve önemli sosyal ve siyasi ilerlemeler olabiliyor. Bu tür büyük değişimlerin illa da resmi siyasi iradenin toptan yıkılmasının ardından geldiğini düşünmeyin. Yukarıda andığım modele uyan başka örnekler de var.

Loading...

1913 senesine gidelim. Avrupa’da (ve dünyanın hemen her yerinde) kadınların hiçbir siyasi hakları olmadığı ve hemen herkesin bunun doğal bir durum olduğuna inandığı dönemler. 1914’te Büyük Savaş başlıyor, erkekler cepheye, kadınlar ise onların sanayide ve tüm ağır işlerde boşalttığı alanlara gidiyorlar. 1913 yılında kadınların neden bir dolu haktan mahrum olduğu sorulduğunda “onların, doğaları gereği zayıf yaratıklar olduğu söylenirken”, 1918 yılı sonunda erkeklerin yaptığı tüm ağır işlerde kadınların çalışmış olduğu ve hiç de zayıf olmadıkları gerçeği, en önce kadınların kendileri tarafından görülüyor ve toplum içinde eşit rolleri olması için yapılan siyasi hareketler güç kazanıyor.

Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine
Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine

Sonuç olarak; Birinci Dünya Savaşı sürecinde erkeğin toplum üzerindeki iktidarının tartışılmazlığı yıkılmış oluyor (Eğer Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olmasaydı Dünya tanıyamayacağımız kadar farklı olacaktı.).

Loading...

Yaşadığımız bu günlerde dünya çapında, tüm siyasi aktörler çok büyük bir stres altında. Aylarca sürecek çok zorlu ve acılı bir sürecin henüz başlarındayız. Tamamen kar dürtüsüyle hareket eden kapitalist sistemin ve şu anda Dünya genelinde kurmuş olduğu “sarsılmaz” iktidarın bu badireden yaralar almadan çıkması imkansız gibi görülüyor. Felaket ne kadar büyürse bu yaralar da aynı ölçüde derin olacaklar. Ayrıca şu anda biz yaşayanlar; Türkiye’den, Amerika’ya, Hindistan’dan Küba’ya, 1991’de Sovyetlerin dağılması ardından yenilmez olduğuna inandığımız bu çok büyük güçlerin verecekleri tepkileri ilgi ile izliyoruz ve izlemeye devam edeceğiz.

Kısacası, büyük bir değişim döneminin içine giriyor olabiliriz.

Loading...

Tekerrür etmeyi huy edinen tarih bize öyle söylüyor.

Söylenmesi gereken bir başka gerçek daha var; büyük değişim dönemlerinde yaşayanların işleri hiç de
kolay olmuyor.

Loading...

 

Haldun Aydıngün

 

 

Görsel Kaynakları:

Yazı içindeki görsele erişmek için tıklayınız.

Loading...

Yazı içindeki görsele erişmek için tıklayınız.

Öne çıkan görsele erişmek için tıklayınız.

Loading...

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Loading...

Bu içerik 4461 kez okunmuştur

Loading...

One Reply to “Büyük Felaketlerin “Olası” Olumlu Sosyal Etkileri Üzerine”

Bir Cevap Yazın