Ağrıyan Yanını Dağlara Götür

Ağrıyan yanını dağlara götür

(Elazığ yöresi atasözü)

İnsan neden sıcak yatağından kalkıp gecenin ikisinde kışın buz gibi havada yahut yazın öğlenin kavurucu sıcağında en az 10 saat sürecek yürüyüş ya da tırmanışa gitmek ister ki?  Modern insan rahatına düşkündür, konforunun bozulmasına bile tahammül edemez.

Eski insanlar yürümeyi severmiş. Belki de mecbur oldukları için haftalar aylar süren yolculuklara çıkar, bir yerden başka bir yere giderken Tanrı’nın bir kaç mevsimini görme bahtiyarlığına ulaşırlarmış. Marco Polo gezi aşkı uğruna Moğol hükümdarı Kubilay’ın hizmetine bile girmiş. Bizim Evliya Çelebi ise dil sürçmesinin bedelini 51 sene 72 diyarı gezerek ödemiştir.

Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Bolkar Dağları Çinili Göl Mevkii
Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Bolkar Dağları Çinili Göl Mevkii

Tırmanış yürümenin en üst noktası, benim tabirimle abisidir. Bir dağın zirvesine çıkmak bu ister üç binlik ister 7 binlik olsun müthiş bir deneyimdir. İnsanların geneli anlamsız ve gereksiz bulsa da her zaman her yerde nesli tükenmeyen maceraperestler zirve aşkıyla gecenin ikisinde kalkıp Nietzsche’nin Zerdüşt’ü zirvenin yolunu tutarlar. Zirve yolu zordur, doğa yürüyüşü gibi her anı zevkli ve eğlenceli değildir. Dağcılık hem doğa yürüyüşünü hem zirve tırmanışını kapsasa da aslında birbirinden oldukça farklı dallardır. Doğa yürüyüşü (trekking, hiking) her anı keşfetmeye, zevk almaya ve anı yaşamaya odaklıdır. Dağcılık ise bir nevi seyircisi olmayan acı sporudur. Yorgunluk, bitkinlik, baş dönmesi, baş ağrısı, yüksek irtifanın getirdiği başka rahatsızlıklar hepsi zirve yolcusunun yoldaşıdır.

İster 3000 metre, isterse 4000 metre, isterse 5000 metre rakımdaki zirve tırmanışları olsun, İyi bir kondisyon ve antrenman olmadan yapılan tırmanış hem çok riskli hem de sağlık açısından olumsuz neticelerle sonuçlanabilir. İyi bir antrenmandan sonra yapılan tırmanışlar daha kolay olur ve tırmanışçıyı daha az yorar. Tırmanılacak dağın rakımı kadar, tırmanışın kaçıncı metreden başlayacağı da önemlidir. Mesela Erciyes dağı 3916 metre rakıma sahiptir. Tırmanış kamp yeri olan Çoban İni’nden 3100 metreden başlar. Dağcı yaklaşık 800 metre tırmanarak bayrak direğine ulaşır. 800 metre irtifayı tırmanışçının performansına göre 6 ile 8 saat arasında kat eder. 6 saat gidiş 1 saat zirvede dinlenme 4 saat inişle tahmini 10 ile 15 saat sürer bir tırmanış. Tabii ki dağın durumuna göre yani rakımı kadar tırmanışa kaçıncı metreden başladığında süreyi belirler.

Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Aladağlar Yedigöller Bölgesi
Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Aladağlar Yedigöller Bölgesi

Tırmanıştan bir gün önce kamp yerine varılır. Erken saatte çadır kurulur, yemek yenir. Şehirdeki insanın daha eve yetişme telaşı devam ederken tırmanışçı akşam yemeğini yemiş, gece için zirve çantasını ve kıyafetlerini hazır edip dinlenmeye geçmiştir bile. Gece yarısı 2-3 gibi zirve için kalkıp tırmanışa başlaması gerekir. Neden gecenin yarısında derseniz çünkü bir dağcı için zirveye sabahın ilk saatlerinde ya da en geç öğlene doğru varmak önemlidir. Hem öğleden sonraları zirvelerde hava çok değişken ve dağcı için riskli olabilir. Hem de rahat iniş ve kamp alanında dinlenmek için uzun bir gün kalır.

Gelelim tırmanış gecesine. Gecenin 2’sinde kalkılır, çadırda ufak hafif şeyler atıştırılır. Mevsim şartlarına göre kıyafetler giyilir, ayrıca her adımda irtifa alınacağı için kamp yerindeki hava ile yukarıdaki hava çok farklı olacağından çantasına her türlü duruma göre yedek kıyafetleri koyar. Sırt çantasını sırtlar, tepe lambasının ışığının gösterdiği rotadan tırmanışa başlar. Acelesi yoktur, önünde uzun ve oldukça zor bir rota vardır.  Nasuh Mahruki’nin deyişiyle: ”Ağır ağır ecele ederek zirveye ulaşmak ister dağcı.”

Atılan her adım zirveye yaklaştırırken özellikle yüksek irtifa ve saatlerdir tırmanmanın etkisiyle artık vücudunuzun son enerjisini de kullanmak üzeresinizdir. Ağzınıza attığınız naneli şeker size yalancı bir baharı kısa süreliğine de olsa verir. Oysa daha vardır zirveye ulaşmanıza. Bacaklar, kaslar, kollar, bilekler dile gelip konuşsa kendisini buralara sürükleyen tırmanışçısından nasıl da şikayetçi olurlar. Bu kadar çileli bir hobiden neden vazgeçemez dağcı ve onu bu yoldan döndüremeyen güç nedir? İçinde bu kadar acıyı, zorluğu , riski içeren sporu dağcılar neden yapar?

Aşk…

Dağ aşkı diğer bir ifadeyle zirve aşkı.

Ben kendi adıma tatmin ve özgürlük cevabını veririm. Dağlar, insanı günlük hayatın saçma, anlamsız, değersiz sorunlarından ve hayhuylarından uzaklaştırır.  Ayrıca dağların, insanın yaralarına iyi geldiğine inanırım. Yakın zamanda öğrendiğim Elazığ yöresine ait atasözü benim hislerime adeta tercüman oldu: ”Ağrıyan yanını dağlara götür.” Birçok dağcı tırmanışlar için ‘kendini keşfetme yolculuğu’ olarak tanımlar. Zirve yolunda çektiğim ıstıraplar, korkular zirveye ulaştığım o kutsal anda yok olup gider. Beynimi kemiren, kaslarımı yiyen yorgunluk yerini dinginliğe, dinçliğe bırakır.

Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Kahramanmaraş Binboğa Dağları
Ağrıyan Yanını Dağlara Götür | Kahramanmaraş Binboğa Dağları

İngiliz Dağcı George Mallory’e 1924’te hayatına mal olacak olan neden Everest’in zirvesine tırmanmak istediği sorulduğunda yanıtladığı gibi “Çünkü orada duruyor” cevabını verir.

Son olarak 2008 yılı yapımı Türkçeye ”Kuzey Yamacı” adıyla çevrilen 1936 yılında yaşayan 2 Alman dağcının gerçek hikayesini anlatan filmden enfes bir diyalogla yazıma son vereceğim. Alman dağcı Ton Kurt ve Hinterstoisser İsviçre’nin Eiger Dağının daha önce hiçbir dağcının cesaret edemediği ortalama 70 derecelik kuzey duvarına tırmanmak için bisikletle yola koyulular. Bisikletlerinin tekerlerini tamir ederken iki dağcının arasında geçen diyalog benim gibi bir çok dağcının duygularına tercüman oluyor: ”Onu (Eiger Dağını) şimdiden gözümde canlandırabiliyorum… Gelini. Güzel çok güzel… 3970 metre, hepsi buz ve kayadan oluşuyor. İlk görüşte aşk değil mi…”

 

Blog kategorisindeki diğer yazılarımızı okumak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.



Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published.