Bekçinin Oğlu (Öykü)

Bekçinin Oğlu

Küçük çocuk, koltuk altına sıkıştırdığı fenerin soluk sarı ışığıyla her adımına dikkat ederek yürüyordu. Önünde kıvrılarak uzanan dar patikaya kulak kesildi. Karanlığa gömülmüş ormanın derinliklerinden gelen baykuş sesleri ve aç köpeklerin kulak tırmalayan uğultularıyla, ayakkabısının altına yapışan çakıl taşlarının çıkardığı gıcırtılı sesin dışında tamamen sessizdi. Biraz soluklanmak için etrafına bakındı. Minik ayaklarının tabanları sızlıyordu, büyükçe bir kaya bulup üzerine oturdu. Kafasını yukarı kaldırıp bulutsuz gökyüzünü kuşatmış binlerce yıldızı seyretmeye başladı. Takımyıldızlarını bulmaya çalışıyordu. Ama çok karışıktı işte. Babasını düşündü. Nasıl da ezbere biliyordu hepsini. Şimdi yanında olsa beraber ağaçların arasına uzanır, saatlerce takımyıldızlarına bakarlardı.

Bekçinin Oğlu
Bekçinin Oğlu

Küçük çocuk ani bir kararla ayağa fırlayıp hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Bir an önce babasının yanına varmak istiyordu. Hem çok yorulmuş hem de acıkmıştı. Kulübeye yaklaşırken annesinin tembihlediği şeyleri tekrar etmeye çalıştı. Ne demişti? Heh, babasını affettiğini söyleyecekti, artık eve gelebilirdi. Onu çok özlemişti. Evet, aynen böyle söylemişti.

Görevini başarıyla yerine getireceğini düşünerek gururla gülümsedi. Ama aklına takılan bir şey vardı; annesi neden küstüklerini söylememişti ona. Neyse, artık eskisi gibi beraber yaşayabilirlerdi işte. Küçük çocuk feneri eline alıp koşmaya başladı. Patikanın sağında deve kuşuna benzeyen büyük kayayı görünce daha da hızlandı. Bu bekçi kulübesine yaklaştığını gösteriyordu. Biraz sonra mezarlığın uzun taş duvarının ucunu da gördü. Mezar taşlarının siluetleri belli belirsiz ortaya çıkmaya başlamıştı. O an aklına eğlenceli bir fikir geldi. Babasına sürpriz yapacaktı. Mezarlık duvarının üzerinde atlayıp içeri girdi. Kulübenin arkasından yaklaşıp babasını korkutacaktı.

Bekçinin Oğlu
Bekçinin Oğlu

Çarpık mezar taşları ve kırık cam şişelerinin arasından sessizce ilerledi. Kulübenin soluk sarı ışığını görünce ağaçların arkasına saklandı. Uzun çam ağaçlarının iri gövdelerinde gizlenerek yürümeye devam etti. Epey yaklaşmıştı ki bir köpek havlamasıyla irkildi. Olduğu yerde durup köpeğin nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Kesin Karabaş’tı bu. Neden deli gibi havlıyordu öyle. Dikkatli bakınca Karabaş’ı gördü. Bir ağacın önünde çıldırmış gibi zıplayıp havlıyordu. Gözlerini iyice kıstı. Elinde ki feneri o tarafa doğru tuttu. Ağaç dallarına bağlanmış büyük bir şey ileri geri sallanıyordu. Neredeyse bir insan boyundaydı. Küçük çocuk korkup kulübeye doğru koşmaya başladı. Kapı açıktı. Babası yoktu. Soba yanıyordu. bir sandalye çekip oturdu. Masanın üzerinde bir kâse çorba duruyordu. Hiç içilmemiş. Sobanın ateşinde ellerini ısıtıp, çorbasını içerken babasını beklemeye başladı…

 

Görsel Kaynakları:

  1. Görsel için tıklayınız.
  2. Görsel için tıklayınız.

Öne çıkan görsel için tıklayınız.

 

Yazarımızın diğer yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.