Pandemi Ve Dijitalleşme

COVID-19  krizinin getirdiği yeni yaşam biçimi, şirketleri teknolojilerini geliştirmeye, dijitalleşmeye mecbur bıraktı ve diyebiliriz ki neredeyse tüm sektörlerdeki işletmelerin iş yapma biçimlerini sonsuza kadar dönüştürdü. Bu durumda şirketler açısından bakıldığında teknolojinin stratejik önemi, yalnızca bir maliyet verimliliği kaynağı değil, işin kritik bir bileşeni olarak kabul ediliyor artık ve yeni normalde rekabetçi kalabilmek adına bu alanda yeni stratejiler ve uygulamalar gerektiriyor.

Bununla birlikte dönemin ruhuna ve sorunlarına uygun yeni girişimler ortaya çıkmaya devam ediyor . Tabii ki pandemi öncesinde olduğundan çok daha hızla ve farklı alanlarda. Financial Times, resmi devlet istatistiklerine atıfta bulunarak, 2020 koronavirüs pandemisinin arka planında birçok ülkede girişimcilikte bir patlama kaydedildiğini bildirmiş. Bu yükselişte en büyük payı teknoloji alanındaki start-uplar alıyor. Konuları ise daha çok lojistik, teslimat ve IT sektörlerini tercih eden, değişen tüketici talebine yanıt vermeye çalışan start-uplar.

Pandemi Ve Dijitalleşme

Pandemi döneminin yarattığı dijitalleşme alışkanlıklarının bir parçası olan, ülkemizden iki uygulamayı örneklendirmek istedik. İkisi de çağın gereklerine ayak uydurmuş, taleplere cevap veren uygulamalar.

Pandemi Ve Dijitalleşme
Pandemi Ve Dijitalleşme

1) GETİR

Son olarak 7.56 milyar dolar değerleme ile 555 milyon dolar daha yatırım alan Getir, İngiltere, Almanya, Paris’ten sonra ABD pazarına girmeyi planlıyor. Getir bu dönemde krizi fırsata çeviren firmaların başında geliyor. Data analizine büyük önem veren firma paket servis, kurye sistemi, müşteri ihtiyaçları konusunda datayı iyi değerlendirip vaka tespitini yaparak stratejilerini doğru belirledi. Bunun akabinde pandemi öncesi tamamlayıcı olan uygulama artık temel oyuncu ve ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.

Getir müşterinin ihtiyaçlarına cevap vermenin yanında asıl ürünü olan restoranların paket servis, kurye hizmeti alanındaki sorunlarını da çözen, yanlarında duran politikalar geliştirdi ve platformla çalışmak restoran sahipleri açısından avantajlı bir hal aldı. Ülkemizin gözde firmalarından biri oldu bu süreçte.

2) TAKITAK

Türkiye’nin ilk dijital altın gönderme platformu TAKITAK, fikir olarak Pandemi öncesi ortaya  çıkmış. Düğün, nişan, kına, sünnet gibi davetlerin vazgeçilmesi, takı merasimlerini online platforma taşıyan uygulamaya olan ilgi, pandemi ile birlikte düğünlerin yasaklanması, nikahların dahi kısıtlı sayıda kişiyle kıyılabilmesi uygulamaya olan ilgiyi arttırmış.  2020 Kasım ayı sonu itibarı ile tüm davetlere hizmet vermeye başlamış, şu ana dek 50’nin üzerinde davet ve 500 kullanıcı sayısına ulaşmış. Uygulamayı kullanmak da oldukça pratik; tek yapılması gereken davet sahibinin uygulamayı indirip, müşterisi olduğu kendi bankasındaki vadesiz altın hesabı IBAN’ını girerek TAKITAK uygulaması üzerinden davetini oluşturması ve sevdikleri ile oluşan davet karekodu ve linkini paylaşmasıdır.

Pandemi Ve Dijitalleşme

Davetliler, davet sahibinin oluşturmuş olduğu davete karekod okutarak ya da davet linki aracılığı ile erişim sağlayabilir, dilediği tutarda altını satın alıp, tebrik mesajları ile birlikte davet sahibinin vadesiz altın hesabına transferini sağlayabilirler. Bu haliyle uygulama pandemi haricinde de birçok sorunu çözmüş oluyor . Takı merasimlerine, son dansa ve eğlenceye daha fazla vakit ayır.

Pandemi Ve Dijitalleşme
Pandemi Ve Dijitalleşme
  • Altınlar kimde kalacak derdine son!
  • Sahte altın derdine son!
  • Çaldırmadan altınları nasıl saklayacağız derdine son, kasa kirası derdine son!
  • Etkinliğe gelemeyenler takılarını nasıl gönderecekler derdine son!
  • Davetliler açısından her etkinliğe katılma derdine son, altınını TAKITAK üzerinden gönderebiliyorsun.
  • Açık kuyumcu arama derdine son!
  • Kim ne takmış diye not tutmak, video izlemek zorunda değilsiniz TAKITAK size davetlilerin notlarından oluşan düzenli bir data gönderiyor.

6493’e tabii ödeme kuruluşu lisanslı ödeme aracı ve TCMB onaylı iş modeli ile düğün, nişan, kına, sünnet, yeni doğan ve altın günü gibi davetlerde de TAKITAK’ı gönül rahatlığıyla kullanabiliyorlar. Uygulamayla ilgili daha detaylı bilgi için www.takitak.org a bakabilirsiniz.

 

Görsel kaynakları için tıklayınız.

Wikikültür hakkımızda kısmına buradan ulaşabilir bizi daha yakından tanıyabilirsiniz.

Sponsor ve reklam iletişimi için aşağıda belirtilen sosyal medya hesaplarımızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Instagram için tıklayınız.

Twitter için tıklayınız.

Fizik Mühendisliği Nedir?

Bu mühendislik alanının konusu doğadaki maddelerin yapısını ve aralarındaki etkileşimi inceleyen fizik bilimi bulgularının uygulama alanına dönüştürülmesidir diyebiliriz. Fizik ve Mühendislik alanlarında edinilen bilgi ve becerilerle yüksek teknolojiye dayalı problemlerin çözümüne, araştırma, geliştirme faaliyetleriyle birlikte uygulamaya yönelik bir mühendislik alanıdır.

Fizik Mühendisliği İş Olanakları

Mezun olan öğrenciler modern teknoloji kullanan kamu ve özel sektör kurumlarında çalışmaktadırlar. Bilgisayar ve elektronik malzeme üretiminde kalite kontrol birimlerinde, radyasyon güvenliği ve sağlık fizikçisi olarak hastanelerde enerji santrallerinde çalışabilirler. Üniversitelerde akademik çalışma yapmak isteyen mezunlar ise fizik mühendisliği bölümlerinin yanı sıra nükleer enerji, biyofizik, jeofizik, sağlık fiziği gibi araştırma dallarında da uzmanlaşabilirler.

Fizik Mühendisliği Nedir?
Fizik Mühendisliği Nedir?

Elektronik endüstrisi, TCDDY ve PTT gibi haberleşme ile ilgili kuruluşlarda üretilen ve kullanılan malzemenin elektronik, metalurjik, optik vb. özellikleri konusunda kalite kontrolünü yapar; temel fizik bilgilerini uygulama alanlarına aktarmak amacı ile araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürütür. Fizik mühendisi fizikçilerin ürettikleri temel fizik bilgilerini teknolojiye ve dolayısıyla endüstrinin ihtiyaçlarına uygular; elektronik mühendisinin ürettiği aletlerin devre elemanlarını, katı hal elektroniği bilgisiyle üretir, geliştirir.

Fizik Mühendisinin Görevleri

  • Konuyla ilgili çalışmaları inceler ve bir araştırma planı hazırlar,
  • Laboratuvar ortamında incelenecek maddeyi gözlemler, değişmeleri ölçü aletleriyle saptar ve elde edilen verileri kaydeder,
  • Araştırma bulgularını objektif bir tutumla yayınlar,
  • Çalışma sonuçlarının günlük yaşamda uygulanabilirliğini araştırır, yeni teknolojiler üzerinde çalışmalar yapar,
  •  Teknolojide kullanılan malzemelerin özellikleri belirlenmesi için laboratuarda test çalışmaları yapar ve gözlemler.
  • Moleküler düzeyde geliştirme çalışmaları,
  • Nükleer santrallerde denetim, güvenlik, işletme ve araştırma,
  • Radyolojik cihazlar için kalite kontrolü,
  • Televizyon, radyo, Mobil sistemlerle ilgili sinyalizasyon ve algılayıcılar konusunda gerekli testlerin yapılması, bu tür teknolojilerin tasarımı ve üretimi,
  • Teknolojide kullanılan çeşitli maddelerin verim ve özelliklerinin belirlenmesi için testlerin gerçekleştirilmesi,

Bölüm olarak iş bulma konusunda sorun olmayan bir mühendisliktir. Her sektöre uyarlanabilecek bir bölüm olan fizik mühendisliğinin üretimleri, yaşam kalitesini ve standartlarını arttıran devrimsel önemde olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum Fizik mühendislerinin de doğru motivasyona ve odaklanmayla benzersiz sonuçlara ulaşabilme kapasitesine sahip olduğunun kanıtıdır. Geniş bir çalışma alanı oluşturur.

Bir Fizik Mühendisinde Olması Gereken Özellikler

Sayısal beceri
Fizik Mühendislerinin çalıştıkları alanlara baktığımızda sayısal beceri gerektiren problemler üzerinde yoğunlaştıkları için sayısal alanlarda kendilerini geliştirmeleri ve bu alana yatkın olmaları gerekir.

Bilişime yatkınlık
Gelişen ve sürekli kendini yenileyen dünyada artık tüm veriler dijital ortamda yer aldığı için Fizik Mühendislerinin de bilişim alanında kendilerini geliştirmeleri gerekir.

Yenilikçilik
Yenilenen ve gelişen dünyaya ayak uydurmak ve bunları kaçırmamak, ilerlemek için gereken önemli maddelerden biridir. Verimlilik üzerinde emek veren bir fizik mühendisi dünyayı yakalamak ve gelişmek için yeniliklere açık olmalıdır.

Problem Analizi
Fizik mühendisleri mesleklerinin tanımı gereği ortaya çıkan problemleri hızlı, etkili ve en verimli şekilde çözmelidir. Bu bağlamda karşısına çıkan sorunları detaylı bir şekilde inceleyip çözüm üretebilmelidir.

Takım Çalışması:
Fizik mühendisi yer aldığı projelerde bir takımın parçası olmayı başarabilmeli ve ekip arkadaşları ile uyum içinde çalışabilmelidir.

Liderlik
Fizik mühendisi çalıştığı alanlar gereği ekip arkadaşlarını organize edebilmeli ve onlardan en iyi şekilde verim alabilmelidir.

Fizik Mühendisliği Nedir?

Fizik Mühendisliği Nedir?
Fizik Mühendisliği Nedir?

Fizik Mühendisliği Maaşları

Fizik mühendisleri özel ve devlet kurumlarında çalışabilir. Bu yönden bizim aşağıda belirttiğimiz maaş aralığı özel sektöre aittir. Fizik mühendisliği maaşları tecrübe, donanım ve çalışılan alana veya firmaya göre değişiklik gösterir.

  • Yeni mezun bir fizik mühendisi: 2500 TL – 5000 TL
  • Alanında 2 yıllık tecrübeye sahip olan bir fizik mühendisi: 3000 TL – 6500 TL
  • Alanında 5+ yıllık tecrübeye sahip bir fizik mühendisi: 4500 TL – 10.000 TL

Fizik Mühendisliğinin Geleceği

Önü çok açık, çalışma alanı çok fazladır. Maddi getiri durumları senin için şuan çok önem arz etmese de ileriye dönük fikirlerinin bir şekilde etkileneceğinden eminim. Fakat istediğin konuma geldiğinde finans konusunda hiçbir endişen zaten kalmayacaktır. CERN gibi yerlere girebilmek için en önemli şey hiç kimsede olmayan fikirlere sahip olmak. Bunlar bazıları için ütopik olsa da. Bu fikirlerin/projelerin doğrultusunda çalışmalar yapmak. Bilgi birikimini ufak ufak arttırmak. Fakat en önemlisi seni yukarılara taşıyabilecek bir sosyal çevre oluşturmak. Yoğun ve uzun süreli çalışmayı öğrenebilmek. Alanında atılan yeni adımlara ve alanının terminolojisine hakim olmak çok önemli. Yani söylediklerimin özeti olarak kendini bir bilim insanı olarak yetiştirmen gerekiyor.

Fizik  Mühendisliği hakkında merak ettiğiniz bir şey mi var? Hemen bir soru sorun.

Görsel Kaynakları İçin Tıklayınız.

Meslek Tanıtım kategorisine ulaşmak için tıklayınız.

fizik mühendisliği maaş
fizik mühendisliği nedir
fizik mühendisliği ne iş yapar
fizik mühendisliği alt dalları
fizik mühendisliği alanları
fibölümü
fizik mühendiliği iş imkanları
fizik mühendisliği iş alanları
fizik mühendisliği kaç para alır
fizik mühendisliği nedir
fizik mühendisliği ne iş yapar
fizik mühendisliği alt dalları
fizik mühendisliği alanları
fizik mühendisliği bölümü
fizik mühendisliği iş imkanları
fizik mühendisliği iş alanları
fizik mühendisliği kaç para alır

 

Kişinin Benlik Algısı

Benlik algısı, en temelde Freud’un yaptığı kimlik analizi çerçevesinde ele alınan bir konu olmakla birlikte kişinin günlük yaşamına katkı sağlayan önemli bir yapıdır. Benlik bilinci üzerinden anlatılmak istenen, kişinin kendisini dışarıdan bir gözle görebilme yetisi olarak açıklanabilir. Bu yetimiz bizi diğer canlılardan ayıran önemli bir farktır. Yaşamımız içerisinde yapıp ettiklerimiz üzerinde çok fazla düşünmeyiz ve hatta eylemlerimizi değerlendirmeyi göz ardı ederiz. Keza birçok eylemimiz alışageldiğimiz şekilde otomatik olarak gerçekleşir.

Ancak bu algımız sayesinde kendimizi fark edebiliriz ve aynı zamanda kendimiz yani ‘ben’ dediğimiz kişi ile dünya arasında bir zemin oluşturabiliriz.  Sosyal bir varlık olan bizler kimlik algımızı yani ‘ben’liğimizi çok erken yaşlarda oluştururuz. Oluşan kimliğimiz, bizim kültür dediğimiz öğrenerek davranış kalıplarına döktüğümüz alana işaret eder. Dolayısıyla insan, kültür ile kendi eylem ve düşünce yapısını inşa eden bir varlıktır.

Kişinin Benlik Algısı
Kişinin Benlik Algısı

Benlik algımız bize hem kendimizi kendimizden ayıran bir gözle bakmayı hem de insanlara başka bir gözden bakabilme imkanını tanır. Halk arasında çok kullanılan bir terim olarak empati işte bu noktaya değinir. Kişinin kendini tanıma imkanı, başka insanları da tanıma imkanını mümkün kılar. Bizler belli başlı bazı becerilerimizle biz oluruz.

Kişinin Benlik Algısı

İdeallerimiz, hassasiyetlerimiz, gerçekleri fark etmemiz, güzellik algımız ve arzularımız gibi farklı yönlerimizi kapsayan becerilerimiz bizi biz yapar. Bu yönlerimiz ve bunları kullanma şeklimiz algımızı değiştireceği gibi, benliğimize dair algımız üzerinde yaptığımız küçük ayarlar ile de yönlerimizi kullanma biçimlerimiz farklılık gösterebilir. Kişi kendinde neyi ‘ben… olarak tanımlıyorsa altında yatan belli bir algı dolayısıyladır. Bu algı egomuzu pekiştirir. Tıpkı belli şeyleri kategorileştirmemiz gibi. Algımız ve eylemlerimiz arasında karşılıklı ve etkileşimli bir ilişki vardır. Algımız eylemlerimizi pekiştirirken, değiştirdiğimiz eylemlerimiz de algımızı değiştirir.

Kişinin Benlik Algısı

Belirli bir şema üzerinden aktarmak gerekirse Freud temel olarak kişinin kimlik oluşumunu 3 kategoriye ayırır: Birincisi İd (içgüdü-haz). Bu dönem bebeklik dönemine ait en ilkel dürtülerimizin olduğu evredir. Tüm eylemlerimizin kaynağı arzu ve dürtülerimizdir. Örneğin; bebeğin anne memesini istemesi. İkincisi Ego. Ego, erken çocukluk döneminde ait gelişime açık olan evredir. Çocuk bu dönemde gözlem yaparak belli davranış formlarını kendine uygun görür ve onu yansıtmaya çalışır. Edindiği tüm bilgiler, etrafında onu saran davranışlarla ilişkilidir.

Kişinin Benlik Algısı
Kişinin Benlik Algısı

Ego ile benlik algısı iç içedir. Benlik algısının özünü ego oluşturur. Üçüncü ise: Süper ego’dur. Kişi olarak yaşamımızı ahlaki yönden donatan bizi toplumun normlarına uygun bir yaşama yönlendiren evredir. Sosyal çevremizin bizi  kabul etmesini, onaylamasını bekleriz. Bu en temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Toplum tarafından dışlanmak bir kişinin isteği olamaz. Bu nedenle de sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamak ve de bunu toplumsal norm kalıplarına uygun gerçekleştirmek de bizi biz yapan yönümüzden biridir.

Tüm bunlar kişinin kimlik oluştururken çıktığı basamaklardır. Gelişmiş benlik algısı, gelişmiş bir ego demektir. Kendimiz ve dış dünya ile kurduğumuz bağı ne kadar güçlü tuttuğumuz egomuz ile derinleşir.

 

Ecem Aksungur’un diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Sosyoloji kategorisine ulaşmak için tıklayınız.

Endüstri Mühendisliği Nedir? Maaşları, Görevleri Nelerdir?

Endüstrinin var olmasını sağlayan, çeşitli donanımlar ve teçhizatlar, iş gücü, makine, kapital gibi tüm kaynakların en verimli şekilde kullanılması sonucunda üretim gerçekleştirmenin her aşamasının yönetimini endüstri mühendisi gerçekleştirir. “ Minimum maliyet, maksimum kar “ Endüstri mühendisliği eğitimi alan herkesin ilk önce öğrendiği ve yaşamı boyunca sıklıkla duyacağı ve kullanacağı bir tür şiardır. En yüksek kaliteyi ve verimliliği elde etmek için tedarik zincirinden montaj operasyonuna kadar üretim sürecinin tüm aşamalarının optimize edilmesini sağlamaktadır.

Endüstri Mühendisliği Bölümleri

  • İstatistik bilimi
  • Operation Research
  • Üretim Planlama
  • Üretim ve Metot Mühendisliği
  • Yazılım Programlama
  • Kalite Yönetimi
  • Bilgi ve enformasyon teknolojileri

İstatistiksel analiz, endüstri mühendisliğinin zeminidir. Faydalandığı tüm veri setleri, istatistiğe dayalıdır. Operation Research, belirli bir amaç için en uygun çözümü, matematiksel ve bilimsel yöntemlerle tespit etme şeklidir. Endüstri mühendisleri, bu şekilde çalışmaktadır. Üretim ve metot mühendisliği, endüstri mühendisliğinin en çok çalıştığı alandır. Mühendislik dalının en önemli aşamaları arasında ise üretim planlama aşaması yer almaktadır. İnsan, iş gücü, makine, teçhizat, malzeme, satış, satış sonrası hizmetler, finans gibi kaynakların planlanma, kontrol ve denetim aşamaları da bu mühendislik dalının görevleri arasında yer almaktadır ve kurumsal kaynak planlaması bu şekilde gerçekleşmektedir.

Bu meslekte, iç içe geçmiş bir yapı bulunmaktadır. Bu yapının aşamaları, üretim planlama, üretim ve metot mühendisliği, üretim ve süreç geliştirme ve proje yönetimi şeklindedir.

Endüstri Mühendisliği Nedir?

Endüstri Mühendisliği Nedir? Maaşları, Görevleri Nelerdir?
Endüstri Mühendisliği Nedir? Maaşları, Görevleri Nelerdir?

Endüstri Mühendisi Ne Yapar?

Bu mühendislik dalı birçok sektörü kapsayan çalışma alanına sahiptir.Planlama, yöneylem araştırması, istatistik oluşturma en az maliyetle ve insan faktörünü her zaman göz önünde bulundurarak en yüksek kar oranını sağlamaya yönelik analiz, araştırma, operasyon hizmetlerini bir arada sunar.Örneğin bir hava yolu şirketinin kalkan ve inen çok dinamik yapısının planlanması, gereken iş gücü ihtiyacının ve uçak ihtiyacının tam zamanında ve en düşük maliyetlere neden olacak şekilde organize edilmesi, basit bir anlatımla endüstri mühendisinin alanına girer. Bu planlama ve organizasyon şeması içerisinde, uçakların bakım maliyetlerinden, yakıt maliyetlerinin hesaplanmasına, oluşabilecek çeşitli sorunlara karşı yedek iş gücü bulundurulmasına kadar detaylı ve bilimsel olarak hazırlanması gereken ayrıntılar, ihtiyaç duyulan profesyonel hizmet ihtiyacının gerçek niteliğini gözler önüne sermeye yetebilir.

Bunun yanında bu tür bir planlama ve operasyon şemasında, çok daha küçük ancak büyük sorunlara neden olabilecek detay bulunur. Sadece bu örnekle bile, bir endüstri mühendisinin ne denli geniş çerçevede bir yaklaşıma sahip olması gerektiğini açıklıyor. Sadece hizmet veya ürün üretimi değil. Aynı zamanda tüketicilerin yönelimleri, beklentileri, yaşanan teknik, teknolojik ve kavramsal gelişmelerin hızla değiştirdiği standartları önceden görebilme ve bu gelişime göre önceden yönelim oluşturma, endüstri mühendisinin ne iş yaptığını açıklar.

Endüstri Mühendisliği Nedir?

Endüstri Mühendisliği Çalışma Alanları

Çalışma alanı oldukça gelişmiş bir meslektir. Bu alanlardan bazıları,

  • Mühendislik Ekonomisi
  • Lojistik
  • Tesis Planlaması
  • Yalın Üretim
  • Ergonomi
  • Üretim Yazılımları
  • Bakım
  • Malzeme Yönetimi
  • Sistem Analizi
  • Üretim ve Stok Kontrolü
  • Yöneylem araştırması
  • Proje yönetimi
  • Kalite / ISO 9000 / ISO 14000
  • Verimlilik yönetimi
  • İnsan kaynakları yönetimi
  • İş etüdü
  • Üzerim kaynakları planlaması
  • Pazarlama satış
  • Endüstri Mühendisliği dışında alanlarda çalışma
  • Danışmanlık ve eğitim
  • Deney Tasarımı
  • Mühendislik Yönetimi

Endüstri Mühendisliği Nedir?

Bir Endüstri Mühendisinde Olması Gereken Özellikler

Sayısal beceri
Endüstri Mühendislerinin çalıştıkları alanlara baktığımızda sayısal beceri gerektiren problemler üzerinde yoğunlaştıkları için sayısal alanlarda kendilerini geliştirmeleri ve bu alana yatkın olmaları gerekir.

Bilişime yatkınlık
Gelişen ve sürekli kendini yenileyen dünyada artık tüm veriler dijital ortamda yer aldığı için Endüstri Mühendisleri’nin de bilişim alanında kendilerini geliştirmeleri gerekir.

Yenilikçilik
Yenilenen ve gelişen dünyaya ayak uydurmak ve bunları kaçırmamak, ilerlemek için gereken önemli maddelerden biridir. Verimlilik üzerinde emek veren bir endüstri mühendisi dünyayı yakalamak ve gelişmek için yeniliklere açık olmalıdır.

Problem Analizi
Endüstri mühendisleri mesleklerinin tanımı gereği ortaya çıkan problemleri hızlı,etkili ve en verimli şekilde çözmelidir. Bu bağlamda karşısına çıkan sorunları detaylı bir şekilde inceleyip çözüm üretebilmelidir.

Takım Çalışması:
Endüstri mühendisi yer aldığı projelerde bir takımın parçası olmayı başarabilmeli ve ekip arkadaşları ile uyum içinde çalışabilmelidir.

Liderlik
Endüstri mühendisi çalıştığı alanlar gereği ekip arkadaşlarını organize edebilmeli ve onlardan en iyi şekilde verim alabilmelidir.

Endüstri Mühendisliği Nedir?

Endüstri Mühendisliği Nedir? Maaşları, Görevleri Nelerdir?
Endüstri Mühendisliği Nedir? Maaşları, Görevleri Nelerdir?

Endüstri Mühendisliği Lisans Eğitiminde Verilen Dersler

Bazı dersler değişiklik gösterebilir ancak her okulda muhakkak verilen dersler vardır.Çalışma prensipleri göz önünde tutulduğunda matematik ağırlıklı dersler verilmektedir. Bunlara ek olarak;
• Yöneylem Araştırması
• Kalite
• Üretim Planlama
• Bilgisayar Programlama ve Yazılım
• Proje Yönetimi
• İş Etüdü dersleri bütün endüstri mühendisliği bölümü olan okullarda ortak olarak verilmektedir.

Endüstri Mühendisi Maaşları

Bir endüstri mühendisinin maaşı,çalıştığı firma, kurum ve kuruluşa, mesleki tecrübe ve donanıma bağlı olarak değişkenlik gösterir. Aşağıda Türkiye şartlarında özel sektörde çalışan endüstri mühendislerinin maaş aralığını belirttik.

  • Yeni mezun bir endüstri mühendisi: 2750 TL – 5000 TL
  • Alanında 2 yıllık tecrübeye sahip olan bir endüstri mühendisi: 3250 TL – 6500 TL
  • Alanında 5+ yıllık tecrübeye sahip bir endüstri mühendisi: 4500 TL – 10.000 TL

Endüstri Mühendisliğinin Geleceği

Üretimin ve insanın olduğu her yerde çalışma imkanı bulabilen bir bölüm olan Endüstri Mühendisliği geleceği en parlak bölümlerden biri.Yurt dışında iş imkanı en yüksek bölümlerden biridir. Ayrıca gidilen üniversiteye göre çeşitli programlar ile yurt dışına çıkma imkanına da sahip olunur.etimden bilişime, ar-geden satış ve pazarlamaya birçok farklı departmanda çalışabilen endüstri mühendisleri sektörel anlamda da sınır tanımaz. Savunma, hızlı tüketim, bankacılık, danışmanlık, yazılım, telekomünikasyon, perakendecilik, ağır sanayi, otomotiv, ilaç gibi her türlü sektörde çalışabilir. Kariyeri boyunca sektörden sektöre geçiş yapabilir.

Endüstri Mühendisliği Nedir?

Endüstri  Mühendisliği hakkında merak ettiğiniz bir şey mi var? Hemen bir soru sorun

Görsel Kaynakları İçin Tıklayınız.

Meslek Tanıtım kategorisindeki bir önceki yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Fiverr İle İnternet Üzerinden Aylık 1000 Dolara Kadar Nasıl Para Kazanılır?

Bu soruyu elinde bir bilgisayar bir telefon bulunan herkes en az bir kere sormuştur. “İnternetten nasıl para kazanabilirim?” Elbette bunun birçok yolu var. Bunların bazıları çok zorken bazıları ise daha kolaydır. Bazılarından elde edeceğiniz ücretler çok düşükken bazılarından elde edeceğiniz kazançlar gayet tatmin edicidir. Fiverr da bu internetten para kazanma platformlarından biri. Dünyanın dört bir tarafından yüz binlerce freelancer insanın çalıştığı bu platformda sahip olduğunuz yeteneğinize göre çok iyi paralar kazanabilirsiniz.

Sadece Fivverr’dan yapacağınız satışlarla aylık 1000 dolar ve çok daha fazlasını kazanabilirsiniz. Dolar kurunun bu kadar yüksek olması ile de kazancınız ülkenizde katlanmış olacaktır. Yani sadece evinizde oturarak Fivverr’dan çalışarak aylık 325 dolar kazanmanız ülkemizde bir asgari ücretlinin kazancı kadar para kazandığınız anlamına gelir. (Asgari Ücret: 2825 TL, Dolar Kuru: 8,69 TL). Fiverr’da kazancınızın bir sınırı da bulunmamaktadır. Yaptığınız herhangi bir işin tutması ve sevilmesi ayda binlerce dolar kazanmanızı sağlayabilir.

İnternetten para kazanmak denildiğinde global piyasada akla gelen ilk platformlardan biridir Fiverr. Bu platformdan para kazanılabildiğiniz uzunca konuştuğumuza göre şimdi asıl sorulara geçelim.

 

Fiverr’a Kayıt Olmak ve Para Kazanmaya Başlamak İçin Tıklayın

 

Nedir Bu Fiverr? Fiverr Para Kazanma Rehberi

İnternetten Para Kazanmak: Fiverr Platfromu
İnternetten Para Kazanmak: Fiverr Platfromu

Fiverr, alıcıların ve satıcıların dijital hizmetler alıp satabilmelerini sağlayan çevrimiçi bir platformdur. Adını 5$(Five) olan hizmetlerin başlangıç ​​fiyatından alır. Fivverr, dünyanın her yerinden düşük maliyetli sağlayıcılarla freelancer hizmetler içeren çevrimiçi bir pazar yeridir.

Fiver projesinin arkasındaki fikir, freelancer çalışanları işe alma veya işe alınma sürecini kolaylaştırmaktır. Çevrimiçi pazar, işe alma, işten çıkarma ve İK departmanlarının aracısını ortadan kaldırır. Daha küçük işletmeler, işleri duruma göre daha fazla yapabilir ve serbest çalışanlar hizmetlerini istedikleri zaman herhangi bir şirkette kullanma özgürlüğüne sahiptir.

Fiver, müşterilerin WordPress tasarımı, logo tasarımı, yazma hizmetleri, tasarımlar ve hatta seslendirme çalışmalarına kadar herhangi bir dijital hizmeti oluşturan ilanlar için ödeme yapmalarını sağlar. Site ilk başlatıldığında tüm hizmetler 5 ABD doları olarak fiyatlandırılsa da, serbest çalışanlar artık fiyatlarını istedikleri şekilde ayarlayabilir ve paket anlaşmaları veya Gig Paketleri sunabilir. Gig, sistem üzerinden verdiğiniz ilana verilen isimdir.

 

Fiverr’a Kayıt Olmak ve Para Kazanmaya Başlamak İçin Tıklayın

 

Fiverr Nasıl Çalışır? Fiverr’dan Nasıl Para Kazanabilirim?

Fiver, web tasarımından sosyal medya pazarlamasına ve metin yazarlığına kadar her tür freelance hizmet içeren ve bu hizmeti almak isteyen dünyanın dört bir tarafındaki insanların önceden ödeme yapmasıyla çalışır. Siparişler genellikle bir veya iki gün içinde tamamlanır, ancak teslimat süresi satıcı tarafından belirlenir ve satıcının sipariş kuyruğu varsa daha uzun sürebilir. Siparişiniz başarıyla tamamlandığında, satıcı toplam sipariş değerinin %80’ini alacaktır. Örneğin, 5 dolarlık bir hizmet satın aldığınızda, freelance çalışanın tamamlanmış bir sipariş için 4 dolar alacağı anlamına gelir.

Siteyi freelance çalışan veya alıcı olmak üzere iki farklı versiyonda görüntülemek mümkündür. Yani siteye freelancer olarak da kayıt olsanız, alıcı olarak göster dediğinizde siteyi alıcıların gözünden görmüş olursunuz. Bu işinizi daha kolaylaştırır ve alıcıların ilanınızı nasıl gördüğünü anlamanıza yardımcı olur.

Şimdi sistemi tam olarak anlayabilmeniz için ilk olarak, sitede kullanılan erimleri açıklayacağım ve ardından sürecin alıcı ve satıcı için nasıl işlediğine değineceğim.

Gig: Fivverr’ın web sitesinde sunulan bir hizmet. Gig örneği: “Size 5 dolara mükemmel bir makale yazacağım”
Satıcı: Gig sunan kayıtlı kullanıcılardır (Freelancerlar)
Alıcı: Gig satın alan kayıtlı kullanıcılardır (Bir gig satın alındığında buna sipariş denir)

Alıcılar için Fiverr

Alıcı olarak kategori sayfalarına göz atabilir veya satın almak istediğiniz hizmetleri bulmak için arama aracını kullanabilirsiniz. Örneğin, bir çevirmen kategorisine tıkladığınızda, çevirmenlerin olduğu bir listesinin açıldığını göreceksiniz. Tüm seçenekleri sıralamak zor olabilir, bu nedenle sunulan her hizmetin açıklamalarını okumak ve portföylerine göz atmak önemlidir. Ayrıca, herhangi bir sorunuz varsa satıcıya mesaj gönderebilir ve projenizin yapabilecekleri bir şey olup olmadığını görebilirsiniz.

Satın almaya hazır olduğunuzda, ödeme yapmanın birkaç yolu vardır. Fivverr, ödemenin güvenli olduğundan emin olmak için sitelerini incelemenizi önerir. Tüm satın alma işlemlerinde 20$ ve altı alışverişlerde 1$, 20$’ın üzerindeki konserlerde ise %5 işlem ücreti vardır.

Bir hizmet satın aldığınızda, sipariş satıcıya gider. Para ancak sipariş tamamlandıktan sonra satıcıya gönderilir. Sipariş tamamlanmadan önce, ödemenin tamamı yapılmadan önce, işin doğasına bağlı olarak değişiklikleri inceleme ve potansiyel olarak revize talep etme seçeneğiniz vardır.

İnternetten Para Kazanmak: Fiverr Platfromu
İnternetten Para Kazanmak

Fiverr’a Kayıt Olmak ve Para Kazanmaya Başlamak İçin Tıklayın

 

Freelancerlar İçin Fiverr

Satıcıların profillerini oluşturmaları ve sitede satış yapmak için özel ilanlar oluşturmaları gerekir. Bir satıcı olarak, fiyatınızı belirlersiniz ve maliyeti artırmak için ilanlarınıza ek hizmetler ekleyebilirsiniz. Bir alıcı siparişinizi satın almaya karar verdiğinde, parası hesabından çekilir ve siz siparişi tamamlayana kadar sizin için bekletilir. Satıcılar, başarılı bir şekilde sattıkları ve teslim ettikleri her ilanda alıcı ile anlaştıkları fiyatın %80’ini kazanır.

Ne kadar çok hizmet satarsanız, sitede satıcı puanınızı oluşturmak o kadar kolay olur. Bu, sunduğunuz hizmetler için potansiyel olarak daha fazla ücret talep edebileceğiniz anlamına gelir. Bir satıcı olarak, kendinizi ne kadar iyi pazarladığınıza ve kaç hizmet sattığınıza bağlı olarak ayda yaklaşık 1.000 – 2.000 $ kazanma potansiyeline sahip olabilirsiniz.

Fiverr’da Para Kazanmak İçin Neler Yapabilirsiniz?

  1. Web Tasarım
  2. Sosyal medya yönetimi
  3. Makale Yazımı
  4. Photoshop Becerileri
  5. Web site Yönetimi
  6. Çevirmenlik
  7. Dublaj
  8. Video&Animasyon
  9. Grafik Tasarım
  10. Marketing
  11. Yazılım Programları
  12. Seo
  13. ve sizin hayal gücünüz.

 

Fiverr Para Kazanmak

Yukarıda da bunun nasıl mümkün olacağına değindik. Sattığınız hizmeti tutturmanız durumunda ciddi paralar kazanabilirsiniz. Bu tamamen size, sattığınız hizmete ve bu hizmeti pazarlayabiliyor olmanıza bağlıdır. Bunu iyi koordine edebilirseniz aydan binlerce dolar kazanabilirsiniz. 1.000 doların 9.000 liraya denk geldiği ülkemiz kurunda da bu neredeyse 15-20 yıllık mühendis maaşına denk gelmektedir. Hem para kazanmış hem de ülkeye dolar getirip vatan için hayırlı bir iş yapmış olursunuz:) Ee her şeyi yukarılardan beklememek lazım!

Fivverr’da tutunabilmeniz için başlangıçta fedakarlıklar yapmanız gerekebilir. Mesela örnek verelim. Diyelim ki Grafik tasarımcısınız ve tasarım işleri yapıyorsunuz. Yapımı ortalama 5-10 dakikanızı alacak bir iş için 100 dolar diye ilan vermeyin. Çünkü sizi kimse tanımıyor ve kimse tanımadığı ve nasıl iş yaptığını bilmediği birine 100 dolarını vermek istemez. Amerikalı olsa bile. Çünkü bizim ülkemiz gibi on binlerce 3. dünya vatandaşı piyasada bulunmakta ve işleri kaliteli ve ucuza yapmakta. Bunların başında Hintliler ve Pakistanlılar gelmektedir. Hele ki yazılım sektöründenseniz mutlaka düşük fiyatlarla ilan açın. Satışlarınız sonunda kitle oluşturacak ve daha yüksek fiyata satabileceksiniz. Ben de geçen seneden beri fivverr’da hizmet veriyorum. Ne kadar kazandığımı sormayın sakınn:)

Fiverr platformu ile ya da internetten para kazanmak ile ilgili aklınızdaki soruları yorumlar kısmından sorabilirsiniz.

 

Fiverr’a Kayıt Olmak ve Para Kazanmaya Başlamak İçin Tıklayın

Uyanmak İster Misin?

Mevlana demiş ki;

“Hayat bir uykudur. Ölünce uyanır insan. Sen erken davran, ölmeden önce uyan..”

Peki sen de uyanmak ister misin? Uyanmak için yapılabilecek birçok şey var, ama ben bugün bunlardan sadece bir tanesinden bahsetmek istedim; affetmek…

Mutlaka herkesin hayatında affetmem dediği bir şey ya da birileri vardır. Hatırladıkça sizi darmaduman eden ve öfkelendiren ya da üzen.. Hayatınıza dair kırgın olduğunuz konu ne? Peki ya bununla yaşamak nasıl bir duygu?

Affetmek ister misin?

Uyanmak İster Misin?
Uyanmak İster Misin?

Hayır istemem dersen devam etmek zorunda değilsin tabi, ancak içinde ufacık bir acaba varsa bu yazının devamının okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Affetmek için öncelikle duygularını tanıması lazım insanın. Çünkü tanımadığın duygularını tedavi edip iyileştiremezsin. Tam olarak ne hissediyorsun? Öfke, acı, üzüntü, kırgınlık? Hangi duygun affetmeni engelliyor? Onu ya da o olayı düşündüğünde hangi duygu var oluyor içinde? Ve bu duygu yerini hangi duygu alırsa hafifler insan? Tüm bunları anlamak aslında affetmenin ne demek olduğunu öğretiyor insana, karşınızdaki kişiyi veya olayı mı affediyorsunuz yoksa kendinizi affedip özgürleşiyor musunuz?

Bunları netleştirdikten sonra ki adım ise biraz zor olabilir ancak denemeye değer.. Çünkü hepimiz insanız. Davranışlarımızın temelinde çok ama çok insani temel duygular var. Bu yüzden onun da bir insan olduğunu düşün ve onu anlamaya çalış. Davranışının temelinde ne olabilir? Örneğin; anne babanız ise onların çocukluklarını düşünüp, neler yaşamış olabileceğini hayal edin. O kişi size o şekilde davranırken kendi dünyasında neyi korumaya çalışmış olabilir? Neden korkmuş olabilir? Geçmişinden ne onu bu şekilde davranmaya itmiş olabilir? Niye sorusuna bulduğunuz her cevap senin suçlamalarını azaltacaktır. İşte bu durum o kişiyi anlamaya çalışmana yardımcı olacaktır.

Tüm bunları fark ettikten sonra seni ne rahatlatır diye düşünmek gerekiyor. Hissettiklerinden kurtulman için hangi yolu izleyebilirsin? Bu çok basit şeyler olabilir. Örneğin çığlık atmak,  bağırmak,  yastığı yumruklamak, ağlamak bunlardan bazılarıdır. Çok ilkel gelebilir ancak hala gen haritamız  evrimsel olarak tamamen değişmedi. Bütün bunlar seni rahatlamana yardımcı olmak insanın elindedir.

Bir mektup yaz kendine. Hissettiklerini tanımla. Yoluna nasıl devam etmek istediğini yaz. Affedersen ne kazanırsın ya da ne kaybedersin? Peki ya affetmezsen kazanacakların ya da kaybedeceklerin nelerdir? Ya da affetmek isteyeceğin kişiye yaz. Göndermek zorunda değilsin, bu tamamen hissettiğin duygulardan kurtulmak için. Ona, onu anlayabileceğini ya da hangi noktalarda anlayamayacağını yaz. Ve unutma hislerinden kurtulman aylar, yıllar alabilir. Bu yüzden sabırlı ol ve kendine zaman tanı.  Emin ol gidecektir senden bir gün, eğer gerçekten izin verirsen.

Uyanmak İster Misin?
Uyanmak İster Misin?

Affetmek aslında kendimiz için yaptığımız mükemmel bir şeydir. Çünkü affetmediğin, acı çektiğin, öfkelendiğin her an aslında sana zarar veriyor. Omzundaki yük, kalbindeki acı, ruhundaki yara hepsi seni yoruyor ya da enerjini çalıyor senden. Karşınızdaki kişinin belki haberi bile yok senin hissettiklerinden. Belki de senin düşündüğün gibi düşünebilmesi mümkün değil.. Öfkenden kurtulsan, affetsen bile o bunu bilmek zorunda değil, sen her şeyden önce bunu kendin için yap.

İçinde yaşadığımız şu dünyada amacı nedir ki insanın? Affedip kendini sevgini etrafındakilere vermediğin sürece ne önemi var ki hayatın? Unutma her gün ölüme biraz daha yaklaşıyorsun.. Saate bak, her geçen saniye dakikaları kovalıyor ve hepsi senden kaçıyor. Mutlu olmanın anahtarı ulaşılamaz büyüklükte değil aslında, önce kendini affet, duygularını kendin ile paylaş. Sonra da hayatının kalanını mutlu ve huzurlu bir birey olarak, sevdiğin herkese bunu hissettirerek yaşa..

Kısacası Mevlana’nın söylediği gibi; “Uyan diyorum, erken davran..”

 

 

Müjgan Saraçoğlu’nun son yazısına ulaşmak için tıklayınız. 

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Arıza Röportajı | 14 Soruda Arıza

Wikikültür ailesi olarak ARIZA grubuna; yeni çıkan şarkılarının şans getirmesini diliyor, yolları açık olsun dileklerinde bulunuyoruz ve Wikikültür’e verdikleri röportaj için de teşekkür ederiz.

SORU 1) Merhaba; öncelikle grup üyelerini tanımak isteriz, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba biz özlenen ‘Rock’ müziğini geri getirmeyi hedefleyen eski ile yeniyi harmanlayan İstanbullu bir Rock grubuyuz. Grubumuzda vokalde ve gitarda Oğuz Kaan Kara ve bas gitarda Tan Cansın Koçlar bulunuyor. Bizler 20’li yaşlarda olan bir grubuz, müziği hayatımızın her anında, kendimizi bildik bileli dinleyip yapmaya çalışıyoruz.

SORU 2) Grup nasıl kuruldu? Hikayesini dinlemek isteriz.

Grup ilk olarak “Orta Yolda Buluşalım” adıyla Oğuz Kaan Kara, Sezer Gümüş ve Tan Cansın Koçlar tarafından kuruldu. Ekip ilk döneminde onlara ilham veren grupların parçalarını cover yapıyordu, zamanla kendi bestelerinin üzerine yoğunlaşan grup gitaristleri ayrıldıktan sonra besteleri düzenlemeye ve kaydetmeye başladı, şuanki adı ile Arıza, Oğuz Kaan Kara ve Tan Cansın Koçlar ile yollarına devam ediyor.

SORU 3) Grubun adı nasıl ortaya çıktı?

Arıza grubunun adı aynı zamanda şarkılarının ana teması olan günümüz dünyasının bozulmuş düzenini, artık dünyanın düzgün çalışmadığını şarkılarında da söylemek istemesinden geliyor yani dünyanın artık arızalandığını ifade ediyor.

Arıza Röportajı| 14 Soruda Arıza
Arıza Röportajı| 14 Soruda Arıza

SORU 4) İlerideki hedefleriniz nelerdir ve buna yönelik planlarınız var mı?

Yakın bir gelecekte yoğun bir konser takvimi planlamak istiyoruz, öncelikle tüm şehirlerdeki dinleyicilerimizle buluşup sonrasında dünyaya da açılmak ve müziğimizi dünyaya da duyurmak istiyoruz ve bunlar için yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Planlarımız var bunları zaman içinde gerçekleştirmek istiyoruz.

SORU 5) Müzikle tanışmanız nasıl oldu?

Grubun vokali Oğuz müziğe lise yıllarında okulun grubunun vokali olarak başladı ve lise sonrasında sahneler alarak müzik hayatına devam etti. Tan müziğe bateri çalarak küçük yaşlarda başladı ve daha sonra enstrüman değişerek bas gitarda yer aldı ekip şuanki halini aldı.

SORU 6) Bestelerinizi yazarken neyden/nelerden ilham alıyorsunuz?

Besteleri grubun vokali yani ben yazıyorum, günlük yaşamımda çok iyi bir gözlemci olmaya çalışıyorum yaşadığım her olaydan bir ders çıkartmak ve bunları sözlere dökmek beni rahatlatıyor. İlham dediğimiz şey aslında konu ne olursa olsun bir eleştiri yapma becerisi, yani konu aşk da olsa hüzün de olsa insanlar da olsa her zaman yanlış olan şeyleri susmak yerine eleştirmek ve bunu müziğe dökmektir benim için. Hayatın kendisi bir ilham kaynağı aslında, sadece bunu görmek ve bir şeyler söylemek yetiyor.

SORU 7) İlerlediğiniz bu kariyerde kendinize rol model olarak belirlediğiniz birileri vardır diye tahmin ediyoruz. Türkiye ve dünyada bu isim/isimler kimler?

Bizce iyi bir müzisyen olmanın yolu; iyi bir dinleyici olmaktan geçiyor. Bizim de örnek aldığımız müzisyenler var. Türkiyeden; Erkin Koray, Cem Karaca, Yavuz Çetin gibi isimleri örnek alıyoruz. Dünyada da BB King, Eric Clapton, Queen, Bon Jovi gibi isimleri dinleyerek büyüdük.

SORU 8) Peki bir albüm düşünüyor musunuz?

Bir kaç tekli çıkardıktan sonra yakın dönemde bir albüm çalışmamız olacak, dinleyicilerimize daha çok şarkı ulaştırmak için tüm gücümüzle çalışıyoruz.

SORU 9) Şarkılarınızın söz ve müzikleri genelde kime ait oluyor?

Şarkıların söz ve müzikleri grubun vokaline ait. Söz ve müzik geldikten sonra Arıza grubu olarak beraber düzenleme yapılıyor.

Arıza Röportajı| 14 Soruda Arıza
Arıza Röportajı| 14 Soruda Arıza

SORU 10) Bildiğiniz üzere piyasada çok fazla grup var. Grubunuz açısından bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet çok fazla grup var ve bu bizi çok mutlu ediyor müziğin sevilmesi ve herkes tarafından ortaya bir şeyler çıkması çok mutluluk verici fakat bizim ‘diğer gruplardan farkımız’ ne derseniz biz özlediğimiz müziği şuanda sevilen müzik ile birleştirip dinleyicinin bu müzik gerçekten kaliteli demesi için çok fazla çalışmamız ve umarız iyi şeyler olur.

SORU 11) Pandemi bittikten sonra konser verme gibi planlarınız mevcut mu? Eğer mevcut ise nereleri düşünüyorsunuz?

Planlarımız arasında tabi ki sahneler almak ve müzik severler ile buluşmak var. Umarız bu süreç en yakın zamanda son bulur ve biz de insanlar ile buluşabiliriz. Mekan olarak bizim için bizi seven dinleyen her yerde sahne yapmak bize mutluluk verir.

SORU 12) Bugün itibariyle şarkınız çıkmış bulunmakta. Öncelikle hayırlı olsun ☺ Çevrenizden ve dinleyicilerinizden gelen geri dönüşler nasıl?

Çok teşekkür ederiz uzun zamandır çıkış parçamız olan Sahte üzerinde çalışıyorduk ve dinleyicilere iyi bir parça sunmak istedik. Şuan’a kadar aldığımız geri dönüşler bizi gayet mutlu ediyor böyle dönüşler oldukça çok daha iyileri bizi dinleyenleri bekliyor.

SORU 13) Son zamanlarda dinlediğiniz bir şarkı veya müzisyen var mıdır?

Son zamanlarda Pearl Jam’den ve Aerosmith’den çok fazla dinliyoruz, etkilendiğimiz isimler.

SORU 14) Son olarak bu röportajı kabul ettiğiniz için WİKİKÜLTÜR ailesi olarak çok teşekkür ediyoruz. Dinleyicilerinize ve Wikikültür’ü takip edenler için son olarak neler söylemek istersiniz?

Bizi tanımak ve destek olmak istediğiniz için biz çok teşekkür ederiz. Bu zor zamanlarda yaptığımız işleri daha güzel günlerde tüm dinleyicilerimizle beraber söylemek için gün sayıyoruz. Bizi seven destek olan herkese çok teşekkür ederiz Arıza’dan sevgiler…

 

 

Arıza grubu Instagram hesabı için tıklayınız.

Röportaj kategorisindeki diğer röportajlarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Twitter hesabımıza ulaşmak için tıklayınız.

Damdaki Deve

”Ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız…”
                                         ”Kâzım Koyuncu”

Yahudi Sütçü Teyve, eşi Golde ve 3 kızın hikayesini anlatan ünlü Damdaki Kemancı müzikali değil konumuz. 8. yüzyılda Belh hükümdarlığı yapan İbrahim Ethem’le ilgili bir hikaye ”Damdaki Deve”.
Günümüze kadar anlatıla gelen hikayenin özeti şu şekildedir. İbrahim Ethem bir gece yarısı sarayında uyurken tavandan tıkırtılar gelir. Sanki damda birileri yürüyor gibidir. İbrahim Ethem kuş tüyü yatağından zoraki çıkar ”Kim var orada?” diye bağırır. ‘‘Bir dost. Devemi kaybettim de onu arıyorum’‘ diye cevap verir damdaki meçhul kişi. İbrahim Ethem, ‘‘A ahmak damda deve mi aranır?’‘ diye karşılık verir.

Damdaki Deve
Damdaki Deve

Damdaki meçhul kişi, ”A düşüncesiz! Sen kuş tüyü yataklarda, ipek elbiseler içinde ve altın sedirde uyuklayarak Tanrı’yı arıyorken, ben niye devemi damda aramayayım!!!” der. Günümüzden 1300 sene önce yaşandığını rivayet edilen hikayenin özeti bu şekilde. Ve yine anlatılır ki bu hadiseden sonra İbrahim Ethem sarayını, tacını, tahtını bırakıp Tanrı’yı aramaya çıkar.

Günümüzün modern insanı ”Eşyadan, maldan, mülkten, teknolojiden yana zengin; zamandan, insandan, inançtan, adanmışlıktan, sadakatten, muhabbetten, aşkınlıktan yana fakir.” Artık hemen hemen hepimizin oturduğu evler, giydiği giysiler, ortopedik yatağı İbrahim Ethem’in sarayından, yatağından, ipek elbiselerinden daha az lüks ve konforlu değil. Hangi dinden, inançtan ya da inançsızlıktan olursak olalım hepimiz ister istemez bu mengeneye kendimizi bir yerimizden kaptırmaya engel olamıyoruz.

Kapitalizmin nimetlerinden sonuna kadar semirip ”ideolojilerimize” laf söyleyeni doğduğuna pişman ediyoruz. Hepimiz binmişiz kapitalizmin gemisine birbirimize laf yetiştirmeye, bir diğerini güya alt etmeye çalışıyoruz. Oysa bindiğimiz gemi hayatımızı çiziyor. Kaderimizi belirliyor. Bizi varmak istediğimiz menzile değil, kendisinin rotasını çizdiği mabedine götürüyor. Kendisini dindar sayanların yolu Hz. Muhammed’in yoluna hiç benzemiyor. Büyük filozof, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx, ”Para artık bir Tanrı gibidir” derken gün gelecek vahşi bir sistemin çarklarının bütün inançları, ideolojileri ezeceğini hiç aklından geçirmiş miydi?

Damdaki Deve
Damdaki Deve

Nike fabrikasında çalışan Çinli emekçi bir kadın hiç giyemeyeceği spor ayakkabısını bilmem hangi modern, gelişmiş bir ülkede kendini dindar, komünist, solcu, hümanist olarak tanımlayan birisinin satın aldığını bilse ne düşünürdü acaba?
Meşhur fıkradır: Nasreddin hoca samanlıkta iğnesini kaybeder. Ama iğneyi samanlıkta aramak yerine başlar avluda aramaya. Millet onun bir şey aradığını görünce “Hayırdır hocam ne arıyorsun?” diye sorarlar. Hoca da “İğnemi kaybettim, onu arıyorum” der. “Nerede kaybetmiştin?” diye sorulunca “Samanlıkta” cevabını verir. “Peki niçin orada aramıyorsun?” diye sorulunca da “Orası hem karanlık hem de saman var” diye cevap verir.

Efendim kimseyi kırmak, incitmek değil muradım. Kendimce, en çok da kendimde gördüğüm çelişkileri, çıkmazları dile getirmeye çalıştım. Zülfiyare dokunduysam affola. Yok efendim öyle kolaydan sıvışmak yok, diyen olursa onlara kapitalizmin yıkılmaz kalesi Starbucks’tan Vanilla Sweet Cream Cold Brew ya da adı tadından güzel White Chocolate Mocha ısmarlamaya hazırım!!!
Ne de olsa ‘‘Ezildikten sonra hepimiz aynı şarabız…”

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Yunan Mitolojisi Tanrı ve Tanrıçalarına Ne Kadar Hakimsin?

Yunan Mitolojisindeki Tanrı ve Tanrıçalara ne kadar hakimsin? Mitoloji severler için 10 sorudan oluşan bir test derledik. 10 sorunun doğru cevabını bulabilecek misin? Bağlantıya tıkla, testi çöz ve sonucunu bizimle paylaşmayı unutma. Bol Şans!

 

Yunan Mitolojisi Tanrılarına Ne Kadar Hakimsin?

İçerik: Yunan Mitolojisi Tanrı ve Tanrıçalarına Ne Kadar Hakimsin? | 1
Yunan Mitolojisi Tanrı ve Tanrıçalarına Ne Kadar Hakimsin?
Yunan Mitolojisi Tanrı ve Tanrıçalarına Ne Kadar Hakimsin?

 

 

Mitolojik İsimler adlı yazımızın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Çoğunluğa Uyma Problemi

“Bu kadar insan böyle düşünüyor da, bir sen mi doğruyu söylüyorsun?” Ne kadar da tanıdık bir cümle değil mi? Sıkça duymuşsunuzdur hayatınızda. Kafasını duvarlara vurası gelir insanın. O kadar çıldırtıcıdır. Herhangi bir konuda fikir belirtirsiniz, toplumdan ayrı düşünüyorsunuz diye dışlanırsınız. Neden? Çünkü çoğunluk sizin gibi veya siz çoğunluk gibi düşünmüyorsunuzdur. Bu yüzden bir düşünce suçlusu hâline gelir, toplum tarafından dışlanırsınız. Yani azınlık durumuna gelirsiniz. Hangi konu olursa olsun. Siyaset, din ya da başka bir şey. Oysa ki çoğunluk her zaman doğru değildir.

 

  • Bir yanlışa milyonlarca insan inansa da o yanlış yine yanlıştır.
  • Bir yanlışı milyonlarca insan da uygulasa o yanlış yine yanlıştır.
  • Bir yanlışın üzerinden yüzlerce yıl da geçse o yanlış yine yanlıştır.
Çoğunluğa Uyma Problemi
Çoğunluğa Uyma Problemi

Dolayısıyla inanılan herhangi bir şeyin doğruluğunu, çoğunluğa bakarak veya asırlarca doğru kabul edilmesine dayanarak kabul etmemiz bir hata olacaktır. Bir bilgi, doğruluğunu kaynağından alır, çoğunluktan değil. Siz çoğunluğa göre aykırı düşündükçe sert tepkilerle karşılaşırsınız. “Ama nasıl olur? Herkes böyle diyor. Herkes böyle yapıyor!” gibi…

 

Günümüzde bilgi kirliliği hat safhada. Özellikle Türkiye’de muhafazakâr kesimin kolaylıkla inandığı ve inanmaktan zorla vazgeçtiği boş ve gereksiz bilgiler, hem sosyal medya yoluyla, hem televizyon yoluyla bu kesime sıklıkla empoze edilmekte. Aktarılan kirli ve aslı astarı olmayan bu bilgiler, toplumun siyasal düşüncesini, dini anlayışını ve toplumsal bakış açısını da ciddi anlamda etkilemekte. Özellikle devlet temelli bu yayınlar, muhafazakâr kesimlerin ilgi ve odağı hâlindedir. Zira mevzubahis bu cenah, kendi inançlarını pekiştirme gayesiyle muhafazakâr kesimlere hitap eden bu yayınları izleyerek bir yandan da karınlarının şişlerini indirmektedir.

Çoğunluğa Uyma Problemi
Çoğunluğa Uyma Problemi

Nasıl ki sömürge düzeninde toplumlar tek tip insan hâline getiriliyorsa mevcut iktidar da uygulattığı yayın politikalarıyla Türkiye toplumunu tek tipleştirme yolunda ilerliyor. Dolayısıyla bu duruma empoze olmuş toplum da, kendinden ayrı düşünenleri dışlıyor, hor görüyor ve ağır bir biçimde aşağılıyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bilgi kirliliği, muhafazakâr kesimin düşünce anlayışını istediği kıvama getiriyor. Muhafazakâr toplum, medya veya herhangi bir yolla sunulan bu bilgiyi alıyor, sorgulamadan inanıyor ve inanmayanları “Herkes yanlış da bir sen mi doğrusun?” cümlesini kurmaya teşvik ediyor. Sanki ayrı, aykırı düşünmenin bir suç olduğunu söyler gibi…

 

Oysa ki soran, sorgulayan, hayatın anlamını arayan, farklı düşünmeyi bir farklılık için değil, farklı perspektiften bakmak için seven insanlar, doğru bilgiye toplumun çoğunluğuna bakarak değil, araştırarak ulaşmayı hedefler.

 

Felsefe kategorisine ulaşmak için tıklayınız. 

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

 

”Sen boş ver onları uç gönlünce
 Onların hiç kanatları olmadı ki
 Sen boş ver onları uç kendin gibi kelebek gibi
Onların ruhu böyle rengarenk değil saf ve tertemiz”*

 

Bahar geldi. Doğa canlandı. Her yerden hayat fışkırıyor. Türlü türlü bitkiler, çiçekler neşvünema etmedeler. Su mavi, gök mavi. Ağaçlar taze yeşili. Çiçekler rengarenk. Doğada umut, neşe, sessizlik, huzur, kaos ve Tanrı var…
Bir insanın modern yaşam içinde haftada en az 2-3 gün doğada 2-3 saat kadar zaman geçirmesi gerektiğine inananlardanım. Doğacı Filozof Thoreou namına yakışır bir biçimde haftanın her gününün doğada geçirilmesi gerektiğini, günlük 3-4 saatin doğada geçirmenin içsel bir zorunluluk olduğunu salık verir. Ne yazık ki biz modernlerin her gün kendine cömertçe ikram edeceği zamanı yok.

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?
Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

Ünlü Rus romancı Tolstoy ”Tanrı aşkına, bir an durun, işinizi bırakın, etrafınıza bakın.” demiş. Henüz modern yaşamın zorbalığını ilan etmediği zamanlarda söylemiş bu sözü Tolstoy. Sanatçı dediğin çağının fotoğrafını çeker, geleceğe projektör olur derken boşuna dememişler. Günümüzden 110 sene önce söylenmiş ama sanki bize daha çok söylenmiş gibi. Gönüllü kölelik düzeninde bir çoğumuz ruhumuzu ulussuz ya da çok uluslu şirketlere kurban veriyoruz. Durup dinlenmeye, doğada her gün yaşanan mucizelere tanık olmaya mecalimiz yok. ”Yavaş giden hikaye biriktirir.” diyor Kemal Sayar. Heyhat hız çağındayız. Değil durmaya, yavaşlamaya tahammülümüz yok. Modern insan hız, haz ve tüketimin gönüllü kölesi.

Hayat çok hızlı adeta akıyor. Bir yerlere yetişme telaşı başımızın belası. İş, okul, ev, telefon, televizyon, internet, para, teknoloji, araba, moda… Daha onlarca kavram hayatımızın her anını kaplamış durumda. Kaçış zordan da zor adeta imkansız. Görünen o ki insanoğlunu avucuna alan bu mengene ileriki zamanlarda daha da daralacak. Etimizle, kemiğimizle, ruhumuzla hissedeceğiz ezildiğimizi.

”Bişey yapmalı,
Hey bişey yapmalı
Hey bişey yapmalı
Hey…”**

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?
Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

Eli kalem tutanı, okuyanı, yazanı, çizeni, işçisi, memuru, psikoloğu, psikiyatrisi, sanatçısı, felsefecisi, din alimi, sosyal bilimcisi, ruh çağıranı, fala bakanı, yoga yapanı… Herkes bir şeyler yapıyor, dünya durdukça yapmaya devam edecektir. Efendim ben de tabi ki herkes gibi bir şeyler yapıyorum. Çok sevdiğim bir mesleğim, aşık olduğum bir ailem var. İşime gereken özeni gösterirken aileme de nitelikli zaman ayırmaya çalışıyorum. Hız çağında beni motive eden adeta her gün şarj eden doğayla, tabiatla kurduğum sarsılmaz ilişkim oldu.

Çiseleyen bir yağmur, saçlarımı savuran rüzgar, bahçemde uçuşan kelebekler, bin bir renk cümbüşüne ev sahipliği yapan doğa, bedava terapi olduğum dağ zirveleri…Bu yazıma psikiyatrist ve psikoterapist Kemal Sayar’ın Kalbin Direnişi kitabından ”Kim kırlarda kelebek olmayı yeğlemez ki?” cümlesini başlık olarak aldım. Ben doğada kırlarda kendimi kelebek gibi özgür, naif, kaygısız, pır pır hissettim. Ne zaman bir kelebek görsem umutlarımın kanatları pır pır etti. Özgür, huzurlu, kaygısız bir dünya önüme serildi.

A dostlar sizin de kendinizi kelebek gibi hissettiğiniz olmadı mı!!!

 

  • *Nev
  • **Moğollar’ın şarkı sözleri

 

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine

Bilinç kavramının TDK tanımı: “İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur.” dur. Psikolojide ele alınışı: “Algı ve bilgilerin anlıkta duru ve aydınlık olarak izlenme sürecidir.” Dolayısıyla bilinç; bir tür uyanıklık durumu, olan bitene tanık olma, onları algılama, duyumsama, müdahalede bulunma şuurudur. Beyin, duyusal verilere dayanarak dünyadaki nesnelerin ve olayların basitleştirilmiş tanımlarını sürekli güncelleyen modeller inşa eder. Bildiğimiz her şey bu modellere dayanır. Sosyolojide ele alınan bilinç ise: Genel olarak insanın nesnel dünyayı ve kendi kişisel varlığını anlamasına etkin biçimde katılan zihinsel süreçlerin toplamıdır. Başka bir deyişle kişinin etrafında olan bitenleri fark etmesini sağlayan, gerçekliğin farkına varma yetisi olarak görülebilir.

Bilinç; hem bireysel hem de toplumsal dünyanın gerçeğine vakıf olma, algılama, onu hissetme, katılma ve onu değiştiren aracıdır.

Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine https://wikikultur.com/2021/05/18/bilinc-ve-toplumsal-bilinc-uzerine/
Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine

Toplumsal bilincimiz ise; toplum yaşamını ve varoluş süreçlerini anlamak için oldukça işlevsel kullanıma sahiptir. Sosyolojik boyutta bilinç somuta indirgenmiş ve daha çok toplumsal düzeydeki algısıyla ilişkilendirilmiştir. İç ve dış dünyaya ilişkin algılama ve yorumlama çerçevemiz büyük ölçüde bireysel ve toplumsal temelli bilinç formlarının etkisi altında oluşmaktadır.Bilinci oluşturan en temel dinamik toplumsal koşullar ve toplumsal yaşam deneyimleridir.

Dolayısıyla bilinç ile onu oluşturan öğeler arasında etki-tepki ilişkisi bulunmaktadır. Hem bilinç toplumu biçimlendirmekte hem de toplum ve toplumsal koşullar bilinci belirlemekte ve yönlendirmektedir. Toplumsallaşma sürecinde bireyler, toplumun geçerli değer ve norm sistemlerini tanıma, kabullenme ve ona uygun hareket etmenin yollarını öğrenmektedir. Toplumsal bilinç genel anlamda, toplumsallığa ilişkin kuşatıcı bir farkındalık zemini keşfetme anlamı taşmaktadır. Bu bilinç, bireyselliğin üstünde, ortak idealler ve heyecanlar paylaşma aynı toplum penceresinde bakma anlamına gelmektedir.

Bilinç temelde toplumsal üründür. Toplumsal süreçle birlikte görünürlük kazanır.

Mc Dougall’a göre: “Her toplumun bir kolektif bilinci vardır.

Feminist düşünce içerisinde oluşturulan bir diğer konu başlığı ise Bilinç yükseltme gruplarıdır.

Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine
Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine

 

1960’larda Oluşturulan Bilinç Yükseltme Grupları

Erkek egemen kültürde özel yaşam ile kamusal yaşam arasındaki bölünme ve erkeğin kamusal olan ile kadının ise özel ve kişisel olanla özdeşleştirilmesi yoluyla kişisel olan alçaltılmıştır. Bundan dolayı, kendi kişisel deneyimleri ve başka kadınların kişisel deneyimleri arasındaki benzerlikleri keşfetmek ve yaşamlarının bu yönlerini kamusal bakımdan önemli bir duruma yükseltmek, kadınlar açısından siyasal bir eylemdir ve dönemin “Kişisel Olan Politiktir.” sloganının da çıkış noktasını oluşturmuştur.

Bir ‘’acı çekme kültü’’ olarak yani acıya bağlanmışlık halinde olan bilinç yükseltme- ki burada acının bizzat kaynağı baskıcı toplumdur- diğer kültlerden, çekilen acının kapsamının ne kadar geniş tutulduğuna bağlı olarak önemli şekilde farklılaşmıştır.

Bilinç yükseltmenin devrimci kökenlerinden ayrılıp grup terapisine yakınlaşması şeklindeki dönüşümü, kadın kurtuluş hareketi içinde yer alan radikal feminizmin tarihiyle bağlantılıdır. Grupların toplanmasındaki en temel düşünce şöyle vurgulanır: ’’Gruplarımızda duygularımızı paylaşalım ve birleştirelim. Kendimizi bırakalım ve duygularımızın bizi nereye götürdüğünü görelim. Duygularımız bizi teoriye, teori eyleme, eylemlerimiz hakkındaki duygularımız bizi yeni teoriye ve yeni eyleme götürecektir.’’ / (Sarachild, 1969).

Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine
Bilinç ve Toplumsal Bilinç Üzerine

Bilinç, tümevarımsal bir süreçtir ama söz konusu tümevarım bütün gruplarda birbirine paralel bir gelişimi sağlayacaktır. Bilinç yükseltme, kadınların deneyimleri hakkında konuşmasını gerektirir. Deneyim, sosyal olarak belirlendiğinden, bir kadının deneyimi kaçınılmaz olarak bir başkasıyla kesişecektir. Bu durum çerçevesinde kişisel ve yaşamsal zorlukların üstesinden gelmeye çalışan kadınlar hem kendilerini yalnız hissetmeyecekler hem de grup içerisindeki diğer kadınların hayat içindeki deneyimlerinden kendilerine farkındalık oluşturacaklardır.

Bilinç yükseltme gruplarıyla kadınların, evliliğe, çocuk doğurmaya, anneliğe ve kadının diğer yönlerine ve rollerine ilişkin deneyimlerini birbirleriyle paylaşmaları sayesinde ataerkil toplumda kadın olmanın ne anlama geldiği gözlemlenmiştir. Kadınların aslında ortak bir baskıyı yaşadıkları ve erkek egemen iktidara tabii kılındıkları ortaya çıkmıştır. Bilinç yükseltme amacıyla küçük, kişisel kadın grupları oluşturma yöntemi, kolektif sorumluluk düşüncesine dayanmaktadır.

Bu adımlar, İkinci Dalga Feminist Hareketin, kuramsal olarak ilerleyen literatüre geçen Radikal Feminizm anlayışının da temelini oluşturmaktadır.

 

 

Ecem Aksungur’un diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

İran Kahramanı Rüstem

 

İran Halk Kahramanı ZALOĞLU RÜSTEM

İran Kahramanı Rüstem
İran Kahramanı Rüstem

İran mitolojisinde, halk destanlarında yer alan efsanevi kahraman. Pehlevi edebiyatında Rostohm ve Rostethem olarak da bilinmekte. Lakabı, iri yarı, güçlü ve kuvvetli anlamındaki tehemten sözcüğüyle eş anlamlı olan Rüstem, aslında Reuze ve tehem sözcüklerinden oluşmuş birleşik bir sözcüktür.  Adı Avesta’da yer almasa da Rüstem 600 yıl yaşamış, Keykubad, Keykavus ve Keyhüsrev dönemlerinde dünya kahramanı olmuştur. Bu üç hükümdarın döneminde onların dayanağı olmuştur.

İran Kahramanı Rüstem
İran Kahramanı Rüstem

Aslında Zaloğlu Rüstem’in Eşkani ileri gelenlerinden bir kahraman olduğu ve milli destana girmesiyle birlikte kendisine olağanüstü özellikler atfedildiği sanılmaktadır. Rüstem’in efsanevi hayatına ve maceralarına en ayrıntılı ve geniş çerçeveden Firdevsi’nin yazmış olduğu Şahname’de rastlıyoruz.  Dünya pehlivanı Rüstem ve onun gibi olan babası Zal’ın, Kabil şahının kızı Rudabe ile evliliğinden dünyaya gelmiştir.  Doğumu oldukça zor olmuştur. Normal bebeklere göre daha iri olduğu için onu anasının karnından Simurg çıkartmıştır. Kısa sürede büyüyüp kaslanmaya başlamış ve yaşından büyüklere kafa tutacak konuma gelmiştir. Başarılar ile dolu hayatını Zabülistan (Gazne)’de geçirmiş olan Rüstem, yaşadığı üç hükümdarın döneminde de onların her sıkıntısına koşmuştur.

İran Kahramanı Rüstem
İran Kahramanı Rüstem

Rüstem’in 700 Batman (Türkistan coğrafyasında kullanılan ölçüm birimi) ağırlığında ki gürzü, güçlü kemendi, kaplan postundan yapılmış mızrak işlemez zırhı ve yıldırım hızında koşan atı Rahş ile İran ülkesini her daim kötülüklerden korumuştur. Heft-Han’ı (Şahname’de bahsi geçen, Mazenderan’da esir olan Keykavus’u kurtarmaya gelen Rüstem’in yedi konaklı ve her konakta bir dev ile çarpıştığı yer.) geçerek Beyaz Dev ile dövüşmüş, Bijen’i Efrasiyab’ın kuyusundan kurtarmıştır. Yanlışlıkla oğlunun bağrını parçalamış, Efrasiyab’dan, Siyaveş’in intikamını almış ve ömrünün sonlarına doğru şehzade İsfediyar, Goştasp’ın hileleri ile kollarında can vermiştir. Rüstem tüm bunlardan sonra üvey kardeşi, Şeğad’ın hileleri ile bir kuyuya düşürülerek atı Rahş ile birlikte öldürülmüştür.

 

KAYNAKÇA

-Nimet Yıldırım, Fars Mitolojisi Sözlüğü, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2006, sf.592

-TDV İslam Ansiklopedisi, Zaloğlu Rüstem maddesi

 

BERAT ÜNAL

19.05.2020

 

Görsel Kaynakları:

1- https://www.artstation.com/artwork/9eXxPQ

2- http://fotografia.islamoriente.com/en/content/islamic-art-persian-miniature-battle-between-rostam-and-aryang-div

3- https://3dtotal.com/galleries/imjj/untitled-by-adel-adili-concept-painting-fantasy-dragon-tiger-horse-animal-man-head-body-armour-sword-shield-saddle-bow-arrow-fabric-hair-skull-tree-sky-clouds-grass-battle-mountain-persian

 

Mitoloji kategorisine ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Nazım Ve Piraye | Şiir Ve Aşk

Nazım Hikmet’i bilmeyen yoktur, mutlaka bir şiirini okumuşsunuzdur. Şiirleri ile ünlü olmasının yanı sıra yaşadığı büyük aşkları ile de bilinir, bir sürü aşkı olmuştur ancak aralarından biri vardır ki bir ömre bedeldir. Adı Piraye’dir. Nazım Hikmet’in en uzun süre boyunca evli kaldığı kadındır Piraye.

Piraye, Nazım’ın kız kardeşinin arkadaşıdır. Kocasından ayrılmış biri erkek biri kız iki çocuk sahibi bir kadındır Nazım ile tanıştığında. Kimsenin haberi olmadan İstanbul’a tanışırlar ama orada da gün yüzü göremezler çünkü; Nazım cezaevine girer. Cezaevinde kaldığı süre boyunca Piraye’ye bir sürü şiir ve mektuplar yazar. Mektupları karıcığım, canım karıcığım” ile başlar, şiirlerinde “adını saatimin sol kayışına yazdım” diye yazar ancak her aşk gibi Nazım-Piraye aşkı da bir gün bitiverir.

Nazım Ve Piraye | Şiir Ve Aşk
Nazım Ve Piraye | Şiir Ve Aşk

Nazım cezaevinde yatarken dayısının kızı Münevver onu sık sık ziyaret eder, bu sefer de onların aşkı başlamış olur artık onların aşkı gündemdedir. Nazım, Piraye’ye yeniden mektup yazar ve durumu anlatır, Piraye böyle bir duruma çok üzülür, içten içe yıkılır ama kimseye hiçbir şey belli etmez. Bu arada Münevver evli ve çocuk sahibi bir kadındır, kocası ondan ayrılmak istemez ve bu sefer Nazım ile Münevver’in ilişkisi çıkmaza girer. Nazım yine Piraye’ye mektup yazar; “yeryüzünde hiçbir insan benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır ama bütün bunlara rağmen gel, ben sana gel diyecek kadar yüzsüz ve alçağım fakat sen gel, nefret ederek de olsa beni bir daha yalnız bırakma” .

Piraye kıyamaz Nazım’a ve yanına gider. Affeder Nazım’ı. Bu olaylardan sonra Nazım yine Piraye için yazılar yazmaya devam eder. Bir ara cezaevindeyken rahatsızlanır ve hastaneye kaldırılır, serbest bırakılacağını düşünmektedir. Bu ara yine Münevver ile görüşmeye başlar yeniden,  Piraye bu durumu anlasa da Nazım’a çıktığında evine gelebileceğine söyler, bu konuşmayı yaparken içeriye Münevver girer ve Piraye odadan çıkar, bu ikisinin son görüşmesi olur.

Nazım Ve Piraye | Şiir Ve Aşk
Nazım Ve Piraye | Şiir Ve Aşk

Piraye, Nazım’ın 17 yıl boyunca ona yazdığı mektupları ve şiirleri bir bavulun içerisinde saklar ve Nazım ile boşandıktan sonra kimseyle evlenmez.

 

-Nazım’ın Piraye’ye hapisteyken yazdığı şiirlerden birisi;

Seni düşünmek güzel şey 
ümitli şey 
dünyanın en güzel sesinden 
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey. 
Fakat artık ümit yetmiyor bana, 
ben artık şarkı dinlemek değil 
şarkı söylemek istiyorum… 

/(Nazım Hikmet 1945)

 

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Twitter hesabımıza ulaşmak için tıklayınız.

Birleşik Devletler

 

BİRLEŞİK DEMOKRATLARIN KALITSAL İCADI:

Çoğunluğun var(mı)dır bir bildiği?

Amerika Birleşik Devletleri 20.yy’ın ikinci yarısında, kendini ispat etme yarışında galip gelerek demokrasi anlayışına yeni bir soluk getirmiştir. Peki bu yeni demokrasi anlayışının altında ne tür bir siyasal ve toplumsal zemin yatmaktadır. Bu yapıyı ve kurumları istikrarlı bir biçimde ayakta tutan nedir? Cevabı toplumsal oluşum ve kaynaşmanın bir meyvesi olan siyasal kültür anlayışının temelinde arayacağız. Birleşik Devletler’in oturmuş siyasal kültür anlayışının başlıca odak noktası, çoğunluğun yönetimde söz sahibi olmasıdır. Peki çoğunluk azınlığı öğütebilir mi? Öğütse dahi sindirebilir mi? Dini ve ahlaki değerler gölgesinde inşa edilmiş bir yapı mı söz konusudur? Birleşik devletlerin siyasal kültür yapısı üzerine Tocqueville’den günümüze, kalıtsal yapı üzerine bir deneme.

Bir ülkenin sakinlerini yurttaş yapan değer, politik olmalarıdır.

Şüphesiz kamu ruhunun önemi bu nokta da ön plana çıkmaktadır. Amerikalı yurttaşların vatanseverliğinin, Birleşik Devletler demokrasinin en önemli çıktılarından biridir. Birleşik Devletler, toplum çıkarları uğruna haklarının arkasında duran yurttaşlardan oluşur. Devletin en zor zamanlarda dahi hakları genişletici bir tutum sergilemesi gerekir çünkü; devletler geçici, toplumlar kalıcıdır.

Birleşik Devletler
Birleşik Devletler

Demokrasinin en önemli olumlu çıktılarından biri olan kanunlara saygı da yurttaşlar tarafından özümsenmiştir. Bunun nedeni onları daha özgür olmak adına kısıtlayacak kanunları kendileri adına bizzat kendilerinin yaratmalarıdır. Gerektiğinde onları değiştirebileceklerini bilmek kanuna olan saygıyı arttırmaktadır. Bir başka çıktı siyasi faaliyetlerin yaygınlığıdır. Yurttaşların politik olmaları ve bu konularda tartışmalar yapmaları, kamusal alan ve özel alanın bu denli iç içe girmesinin Birleşik Devletler demokrasisine sağladığı faydalar açıktır. Bu açıdan demokratik bir ülkenin sakinlerini yurttaş yapan değer, politik olmalarıdır. Apolitik yurttaşlardan oluşan bir ülkenin demokratik bir ülke olması olanaksızdır görüşündeyiz.

Çoğunluğun gelecekte azınlıkları ümitsizliğe kaptırıp çatışmaya sürükleyebileceği güçlü bir ihtimal!

Çoğunluğun sınırsız gücü, çoğunluğun diktasını yaratabilir. Birleşik Devletler’deki kurumların, çoğunluğun egemenliğinden kaynaklanan gücünün sınırsız ve engel tanımaz olması, çoğunluğun diktası ihtimaline zemin oluşturmaktadır. Yasama gücü, çoğunluğun tutkularına esir olabilir ki zaten böyle bir olasılığı her zaman taşımaktadır. Çoğunluğun ahlaki, geleneksel değerleri ile oluşturulan bu yasalar uzun vadede büyük ve kalıcı sorunlara neden olabilir. Buna karşılık çoğunluğun değerleri gün geçtikçe ve içinde bulunulan şartlar değiştikçe yozlaşabilir. Bu ve bunun gibi varsayımlar devletin iç dinamiklerine zarar verebilir. Amerika’nın mutlak güce sahip çoğunluğu kamu yöneticileri üzerindeki keyfi yetkisi de özgürlüklere zarar verebilecek alışkanlıklara dönüşebilir.

Amerika’daki çoğunluğun fikrin oluşmasında güç kullanması söz konusudur. Yasaları yapan ve uygulayan çoğunluk, tüm muhalefeti sindirebilir. Halkın çoğunluğu, fiziksel olduğu gibi manevi güce de sahiptir. Çoğunluk, her alanda olduğu gibi düşünce özgürlüğünün de sınırlarını çizmiştir. Bu sınırların dışında kalanlar toplumdan dışlanabilme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Amerikalıların milli karakter yapılarında çoğunluk diktasının etkileri vardır. Çoğunluğun despotça tutumu, yasalara ilişkin farklı görüşleri olan yurttaşlar için toplumsal bir engel oluşturabilir. Yasalar, yurttaşların milli karakterinin bir yansıması gibi görülür. Amerikan cumhuriyetlerinde en büyük tehlikenin çoğunluğun mutlak gücünden kaynaklandığı açıktır, bu çoğunluğun gelecekte azınlıkları ümitsizliğe kaptırıp çatışmaya sürükleyebileceği güçlü bir ihtimal olarak karşımızda durmaktadır.

Yasama işlemi toplumun dini ve ahlaki değerlerinin etkisi altında kalmaktadır.

Birleşik Devletler
Birleşik Devletler

Merkezi yönetimin bulunmaması çoğunluğun diktasının etkisini önemli derecede azaltmaktadır. Çoğunluğun yasama yetkisinin yanında yürütme yetkisinin de bulunması özgürlüğü tam anlamıyla bitirebilirdi. Hukukun demokrasiye dengeleme hizmetinde bulunması da yargılama söz konusu olduğunda kuvvetler ayrılığı konusunda diktanın etkisini azaltan önemli bir nedendir.

Yasama işlemi toplumun dini ve ahlaki değerlerinin etkisi altında kalmaktadır. Bunun üstüne bir de yargılama söz konusu olduğunda, böylesine manevi ve soyut değerler üzerinden yapılacak bir uygulama büyük felaketlere yol açabilir. Toplumun ortalama değer yargılarından bağışık yargıçlar tarafından yapılacak yargılama, var olan hukuk anlayışına değer katacaktır. Jüri tarafından yargılanma ise toplumun ortalama değer anlayışı ve üst düzey değer anlayışı arasında bir nevi köprü niteliği görerek yargılama sürecinde aracı bir kurum olarak varlığını sürdürmektedir.Anlaşılan o ki demokrasinin bir DNA’sı vardır. Birleşik Devletlerde bu DNA’yı oluşturan yapılar; yurttaşlık bilinci, kanunlara rağmen kanunlara saygı, ortak bir kamu bilinci, çoğunluğun kanısına duyulan güven ve atalarının karakter yapıları ve görüş biçimlerinden aktarılır. Bir başka bedene uyarlamak istediğiniz zaman ise size yanıt veremez.

Demokrasiye giden yolun hiçbir zaman tek bir çıkışı yoktur. Birleşik Devletler tipi bir demokrasi kimi toplumlar için engebeli ve yokuşlu bir yolken, kimileri için pürüzsüz bir geçitten ibarettir. Bu nedenledir ki birçok toplum için bu yolda gösterilen çabalar sancılı süreçlerin başlangıç noktasıdır. Sokrates’ten günümüze dek sorgulanan demokrasinin meşruluğu fikrine artık hiç olmadığı kadar uzağız. Sizce de demokrasi bir toplumu medeniyet noktasına eriştiren yegâne yönetim biçimi midir? Demokrasi gerekli midir yoksa zorunlu mu? Çoğunluğu haklı yapan niteliği mi yoksa niceliği midir? Her neyse çoğunluğun vardır bir bildiği.

 

 

Tarih kategorisine ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.