Düş Yollara

Düş Yollara

 

Doğayı aldın mı yanına / Gürül gürül akan kalabalıksın
Üstelik eşkıya türküleri / Ve çınarlar seninledir  
O zaman çekinme / Düş yollara                                                                                                                                                                                                  (Ahmet Telli)

 

İnsan zaman zaman evinden, semtinden, yurdundan çıkmasını bilmeli. Yeknesak aynı mekanı, aynı ortamı hatta aynı zaman dilimini yaşamanın insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu düşünürüm. Rehavet duygusu bu tip hayat yaşayan insanların omuzlarından inmez. Her geçen gün çekilmez bir hal alır. Psikolojide sağaltım denilen hastalığı tespit etme ve tedavi yolunu gösterme olarak isimlendirilen bir metot var. Kişiyi rehavete sürükleyen nedenlerin bulunması ve çözülmesini esas alan bir yöntemdir.

 

Düş Yollara
Düş Yollara

Benim kendim için bulduğum sağaltım yöntemi doğaya, ormana, tepelere, zirvelere çıkmaktır. Evime, şehrime, günlük hayatta vazgeçilmez saydığım ”şeylerime” şöyle biraz uzaktan bakmaktır. Fiziksel olarak uzaktan bakıldığında küçülmeye başlayan ”şeylerim”; psikolojik ve ruhsal açıdan da küçülmeye, insanı büyüleyen efsunu kaybolmaya başlıyor. Olmazsa olmazlarımın yerini, olmazsa da oluyormuşa bırakıyor.
Her insanın bir hikayesi vardır. İnsan sayısı kadar hikaye, aşk, sevda, ayrılık, keder, sevinç vardır. Hikayeler çoğunlukla acıyla, dertle örülür. Kimisi hikayesini derde katar dertlenir, kimisi aşka katar demlenir. Kimileri içine atar, kimileri kadehe katar, kimileri anlatıp büyütür, acıdan lezzet alır.

Efendim bendeniz içime atıp ne derdi katlarım, ne de aşka karıp demlerim. Çok şükür öyle uykumu kaçırtacak cinsten derdimde yoktur. Günlük hayatın olağan yorgunluğu, hayhuylarıdır en büyük derdim. Çoğu zaman “Dün dünde kaldı Cancağızım.” der geçerim Mevlana gibi. Çünkü bilirim Cahit Zarifoğlu’nun deyimiyle ‘‘Bir Değirmendir Bu Dünya”. Derdi de tasayı da aşkı da öğütür. Zamanın tozlu raflarına yollar. Kenara çekilmeyi bilse insan, biraz olayların aktörü olmaktan çıkıp kenardan izlese, sorun olarak gördüğümüz çok şey değirmende öğütülüp tozlu rafları mesken tutacak.

Zaman denen değirmenin dişlilerinden her nasılsa kurtulan sorunlarımla hesaplaşma yerim bellidir. Enkidu gibi ‘‘Tanrılar barınağı ey dağ’a çıkarım. Kendi içimdeki Humbaba ile kavga ederim. Hesabımı dağda görürüm. Ve dağ beni her zaman sakinleştirir. Yüce heybetinden beklenmeyecek kadar şefkatlidir, dinler, anlar beni. Kavga etmem onunla. Karına, kışına, soğuğuna, sıcağına dünden razıyım. Rüzgarı savursun saçlarımı, yağmuru okşasın tenimi. Gecesi kucaklasın, gündüzü umut olsun. Yıldızı yol göstersin, güneşi hayat versin. Yeter ki beni kabul etsin. Adımlarımdan rahatsız olmasın, incinmesin. Attığım her adımda yükselirim. ‘‘Rüzgarda uçan tüy bile / Benim kadar hafif değil” diyen Tanpınar gibi hissederim kendimi. Ağırlıklarımdan kurtulurum. Sanki zamanda yürürüm.

 

Düş Yollara
Düş Yollara

Her adımda ben büyürüm. Her adımda etrafımdaki her şey küçülür. Şehirler, koca koca binalar, bankalar, atm’ler, avm’ler, arabalar, makamları kendilerinden büyük insanlar, egolar, bencillikler küçüldükçe küçülür. Sorun ettiğim, dert yaptığım ne varsa silikleşir. İhtiraslarım, hırslarım, kendini beğenmişliklerim, bitmek tükenmek bilmeyen arzularım her ne varsa küçüldükçe küçülür. Bir ben büyürüm bir de umutlarım, huzurum ve hayallerim…

Asım Yaylamaz

 

Görseller Asım Yaylamaz’a aittir. Lütfen izni dışında kullanmayınız.

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.