Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller

Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller

AÇIKLAMA (22.01.2021)

Bu yazıyı üç yıl önce yazmıştım. Genelde yazılar yazıldıkları tarihten sonra güncelliklerini yitirip eskirler. Bu yazıyı yeniden okuyunca şaşırarak (ve korkarak) eskimek yerine daha “yenileştiğini” fark ettim. Bilmem bu düşünceme katılır mısınız?

 

Cahil insanların oluşturduğu kümenin bir sosyal sınıf ya da etnik grup olmadıklarının tabii ki farkındayım. Ancak bu insanlar birleşip sanki bir sosyal sınıf ya da bir etnik gurupmuşlar gibi refleksler geliştirdiklerini düşünüyorum, en başta da iktidarı elde etmek için.

Günümüzdeki ülkeler arası rekabette başarıyı sağlayan en önemli etmen ülkenin yetişmiş insan stoğudur. İyi yetişmiş ve donanımlı bir toplum ve kadrolarla desteklenmeyen en kıymetli doğal kaynakların ve en önemli stratejik konumların bile ülkelere fazla bir fayda sağlayamadıkları görülmektedir (Yoksa Suudi Arabistan dünyanın en gelişmiş ülkesi olurdu). Aklı başında bir ülke idaresi sadece kendi ülkesindeki en iyi yetişmiş, en donanımlı insanları tüm pozisyonlarda kullanmakla kalmıyor (Hem de bunu yaparken tarihteki tüm başarılı yönetimlerin yaptığı gibi, diline, dinine, ırkına bakmıyor) başka ülkelerdeki iyi donanımlı insanları da kendi kadrolarına katmak için açık fikirli bir yaklaşım ortaya koyuyor (Buyrun; beyin göçleri vs..).

Ancak pek çok ülkede toplumsal eşitlik sağlanamadığı için yönetim en iyi yetişmiş ya da en iyi yetişecek her sınıftan, türden insanı değerlendirmek yerine belli kesimlerden çıkacak kişileri kullanma yolunu tercih ediyor. Bu kesimler belli gelir, belli inanç ya da etnik guruplar olabilir. Örneğin, ülkede beyaz Hıristiyanların iktidarı söz konusu ise, önemli bir projenin başına o konuda çok daha iyi bilgilere sahip zenci bir müslüman varken onu getirmeyip kendi beyaz Hıristiyanlarından birini getiriyor.

Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller
Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller

Ülkedeki en donanımlı kişi işin başında olmadığı için de mutlaka ama mutlaka arada bir verimlilik farkı oluşuyor. Ülkenin bu konuda ne kadar zarar gördüğünü bilmek mümkün değil, belki lafı edilmeyecek kadar az belki de facia boyutunda bir zarardan söz ediyoruz. Bu şekilde çalışan bir yönetimin en üst makamlardan en aşağı doğru 100,000 atamayı hep ırksal ve dinsel temellerle yaptığını düşünün, birindeki küçük bir seviye düşüklüğü, bir diğerindeki daha fazla kayıplarla birleşip yurt çapındaki toplam zararın çok ciddi boyutlara ulaşacağı kesindir.

Buradaki soruna tamamen ekonomik açıdan yaklaşıyorum; ülke kendi boyutundan çok daha küçük olan bir yetenek ve yetişmiş insan havuzunu kullanarak (Çünkü diğerleri havuz dışında bırakılmış) tüm ülkeye yönetim götürmeye çalışıyor ve ciddi boyutlarda ekonomik kayıplara neden oluyor.

Ezilen ve sosyal ilerleme açısından önü kesilen sınıflarda ise hakim sınıfa karşı nefret birikimi oluşur ve bu genellikle hakim sınıfın değerlerini de reddetmek şeklinde kendini gösterir. Örneğin sol bir ihtilalden sonra yeni siyasi güç burjuva değerlerini reddedip karalar, Orta Çağ başlarında Antik Çağların çok tanrılı inançları iktidardan atılıp yerine Hıristiyan bir Avrupa başladığında eskinin tüm değerleri çiğnenmiştir (Hatta şeytan imgesi bile eskinin Pan’ından üretilmiştir!).

Ancak ezilen toplumsal sınıfların arada sırada yönetimleri devirip ele geçirmek gibi kötü huyları var. Böyle durumlarda ülkenin idaresindeki “küçük yetenek havuzu” sorunu prensip olarak pek değişmiyor. İlk örnekte söylediğimiz hayali ülkede bu sefer Zenciler ve Müslümanlar idareyi ele alırken pek çok pozisyonda çok daha iyi iş çıkaracak olan beyaz Hıristiyanlar devre dışı kalıyor. Ülke gene tam kapasitesinin altında çalışıyor. Bu sorunun çözümünün herkese tam eşit davranan, her kesimin kendisini ülkenin tam bir “sahibi” gibi hissettiği bir demokrasi olduğu çok açık.

Ancak bunu yapmak nedense biraz zor olurken, devrim geçiren ülkeler de tamamen eski kadroları temizleyemiyor ve arada derede yollara sapıyorlar, yani eski yönetimlerden bir dizi insanı mecburen kullanmaya devam ediyorlar. Tabii şöyle de bir şey var, ülkenin bir bölümü siyasi mekanizmadan dışlandığı durumda bile gene bazı pozisyonlara iyi yetişmiş, çok iyi donanımlı insanların gelebilmesi mümkün. İkinci Dünya Savaşı öncesi Nazi Almanya’sı bu uygulamaları en sert şekliyle yaşarken on binlerce süper mühendisin aklını ve bilgisini kullanabilmişler ve tüm dünyaya kafa tutmuşlardı. (Ancak ilk atom bombasının yapımında başta Einstein olmak üzere Almanya’dan kaçan birkaç önemli bilim adamının epey katkısı olmuştu, bunu da akıldan çıkarmamak gerek!)

 

Gelelim cahillere!

Öncelikle cahil ile bilgisizin ayrımını yapmamız gerek; bilgisiz, bir konuda bilgisi olmayan ama bunun bilincinde olan kişidir. Bilincinde olduğu için de gerektiğinde bilenlere danışabilir, kendini o konuda yetiştirebilir vs.. Cahil ise bir konuda bilgisi olmayan ama bunun bilincinde ol-MA-yandır. Hiçbir bilgisi yokken çok sarsılmaz fikirleri olabilir.

Günümüzün çok ileri teknolojiler ve çok karmaşık sosyal yapılar kullanan toplumlarında cahil insanlar kendilerine neyin doğru olduğunu söyleyen uzmanlara ciddi biçimde hınçlanmakta ve çareyi kendilerine neyin doğru olduğunu söyleyen inanç odaklarında aramaktadırlar.

Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller
Ezilen bir Sosyal Sınıf ya da Etnik Grup Olarak Cahiller

Günümüz Amerika’sında yapılan bir ankette Trump’ın partisine oy verdiğini söyleyenlerin % 50’si  (Yazı ile: yüzde elli!)  üniversite okumanın kötü bir şey olduğunu söylemişlerdir. Paralel bir şekilde bilim ve tıbba karşı Amerika’da çok ciddi bir tepki ve neredeyse karşı koyma vardır. Dünyanın düz olduğunu iddia edenler, ya da M.Ö. 4004’de yaratıldığına inanan milyonlar bulunmaktadır. Hem de nerede? > Dünyanın teknolojik gelişiminin önderi Amerika’da.

Günümüzde çeşitli toplumlarda cahil insanların kendilerini ezilen bir sosyal sınıf ya da etnik guruba benzer bir şekilde algıladıklarına inanıyorum. Çok benzer bir şekilde daha donanımlı insanların değerlerine, hayat tarzlarına karşı nefret duyuyorlar ve karşı bir dünya görüşü “geliştiriyorlar”. Doğal olarak da aralarından çıkan, onları anlayan ve onlar gibi konuşan siyasi figürlere de çok daha sempatik yaklaştıklarını düşünüyorum. Trump’ın Amerika Cumhurbaşkanlığını kazanması pekala bu şekilde açıklanabilir. Sonuçta Trump’ın seçilmesi eğitimli ve donanımlı insanlara karşı “halk” tarafından yapılmış bir karşı koyuş, bir gövde gösterisiydi.

 

Gelelim toplumsal sınıf olarak Cahillere…

İktidarı bir şekilde ele geçirdiklerinde. Yönetim kadrolarına ellerinden geldiğince kendi aralarından çıkmış elemanları yerleştirmeleri son derece doğal olacaktır.

Hele bir düşünün bakalım, “Kendi aralarından çıkan elemanlar” nasıl olacaktır?.. Cahillerin bir sosyal sınıf gibi davrandıklarını öne sürüyoruz…

Nasıl olacak, “cahil” olacaklardır tabii ki.

İşte bu nokta tam da zurnanın “Zırt!” dediği noktadır; çünkü baştaki söylediğimiz gibi “daha iyi biri varken onu kullanmamak” değil, atandığı makam hakkında çok az ya da hiç bilgisi olmayan ve daha da kötüsü, bunu hiçbir şekilde bir eksiklik saymayan insanlar söz konusu olacaktır. İdari yapının pek çok noktasına “olabileceklerin en kötüsünü atamak” söz konusu olacaktır. Böyle bir ülkenin nereye gideceğini tahmin edebilir misiniz?

 

23.12.2017

Haldun Aydıngün

 

Görsel Kaynakları:

1.görsel için tıklayınız.

2.görsel için tıklayınız.

Öne çıkan görsel için tıklayınız.

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Haldun Aydıngün

Haldun Aydıngün

Mühendis, arkeolog (Dr), yazar (19 yayınlanmış kitap), fotoğrafçı, dağcı, ultra maratoncu
https://wikikultur.com/

Leave a Reply

Your email address will not be published.