Gılgamış Destanı Özeti | İncelemesi | Gılgamış Destanı Kime Aittir?

Gılgamış Destanı Özeti & İncelemesi

Kitap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılmıştır.

Destan Uruk Kenti’nde geçer. Uruk Kenti, Fırat Nehri’ne kıyısı olan bir kenttir. Gılgamış, Uruk Kenti’nin kralıdır ve gaddar biridir. Kimse Gılgamış’a başkaldıramazken Tanrıça olan Aruru’dan Gılgamış’a eş güçte birini yaratması istenir ve o da kilden birini yaratır. Bu yarattığı varlık Enkidu’dur. Enkidu’yu hayvanlar büyütmüştür ve sürekli onların yanlarında gezer, otlar. Görünüşü mağara adamlarına
benzerdir.

İnsanla ilk karşılaşması Gılgamış’ın bir avcıyla “yosma” denilen kadını ona yollamasıyla olur. Yosma ile bir hafta beraber olduktan sonra Enkidu hayvanların yanına dönmek ister ama
hayvanlar onu görünce kaçarlar. Yosma Enkidu’yu ikna eder ve birlikte Uruk’a gideceklerdir. Gitmeden önce bir adamla karşılaşırlar. Adam onlara Gılgamış’ın yaptığı kötülüklerden bahseder.
Enkidu duyduklarından sonra sinirlenir ve Gılgamış’a kafa tutar.

Uruk’a geldiğinde Gılgamış’ı başkasının eşiyle birlikte olmak üzere gören Enkidu, Gılgamış’ın karşısına dikilir. Birbirleriyle dövüşürler fakat kimse galip gelemez. Gılgamış’ın annesi Kutsal İnek Ninsun, oğluna Enkidu’nun annesiz ve babasız olduğunu söyler. Bunu duyunca Enkidu ağlamaya başlar. Gılgamış “kardeş neden ağlarsın?” diye sorar, dostlukları bu noktada başlar. Artık birlik olurlar ve karşılarında kimsenin şansı kalmaz.

Ormanda yaşayan “Humbaba” adındaki devi öldürmeye giderler. Humbaba Sedir ormanları gözcüsüdür. Bağırışı tufan kadar gürültülüdür, nefesi ölümden beterdir, ağzı ateşten sıcaktır. Enkidu başta istemese de Gılgamış onu ikna eder Humbaba’yı haklamaya giderler. Kentin yaşlı ve bilge insanlarının öğütleriyle ve dualarıyla yola koyulur-lar. Gılgamış, annesi Ninsun’un tapınağına uğrayıp onunla vedalaşır. 1,5 aylık yolu 3 günde alırlar ve bir dağa ulaşırlar. Gılgamış dağın doruğuna çıkıp uğurlu bir düş ister. Sonrasında uykuya dalar. Rüyasında dağın yarılıp üstlerine devrildiğini görür.

Enkidu rüyasını hayra yorar. Bir süre daha yol giderler ve tekrar bir dağın doruğuna çıkar düş ister. Uykusundan uyandığında rüyasında yaban mandasıyla boğuştuğunu Enkidu’ya söyler. Enkidu yine hayra yorar ve her şeyin yolunda gideceğini söyler. 3. kez aynı şey yaşanır. Bu sefer de korkunç çığlık sesi duyar, şimşekler görür “ölüm yağıyor gibiydi” diye tasvir eder. Enkidu, Humbaba’yı yeneceklerini anlamaları gerektiğini söyler; hayra yorar. Bu kötü rüyalar üç kere daha tekrarlanır ve Enkidu kalan üçünü de hayra yorar. Sedir ormanına geldiklerinde Humbaba ile karşılaşırlar. Biraz tartıştıktan sonra kavgaya tutuşurlar.

Gılgamış Destanı
Gılgamış Destanı

Tanrılar da Gılgamış ve Enkidu’nun yanındadır. Humbaba sonunda boyun eğer ve Gılgamış’a ağaçlar sunar, fakat Enkidu ona inanmaz ve Gılgamış’a öldürmesini emreder. En sonunda da Gılgamış balta ve kılıçla Humbaba’nın kellesini alır. Büyük ağaçlar kesip yanlarında Uruk’a getirirler. Döndüklerinde Tanrıça İştar, Gılgamış’ın yakışıklılığına âşık olur, ona evlenme teklifi eder. Ona bereket, iktidar vaatlerinde bulunur. Gılgamış bu teklifi reddeder, İştar’ın, eski sevgilisi Bereket Tanrısı Tammuz’a acılar çektirdiğini hatırlatır, kendisi de onun gibi olmaktan çekinir. İştar duyduklarından sonra sinirlenir, göklere çıkar. Anne ve babasına olanı anlatır.

Babasından Gök Boğası ister çünkü Gılgamış’tan ancak onu öldürerek öç alacaktır. Babası 7 yıl kıtlık yaşanacağını söyler, vermek istemez. Sonunda ikna olur ve boğayı Uruk’a indirir. Boğanın puflayışlarıyla yerde koca çukurlar açılır. Enkidu da bu çukurlardan birine düşer. Gılgamış ile birlikte bir şekilde boğayı öldürürler. Boğanın kalbini de Samaş’a sunarlar. Büyük tanrılar toplanırlar. Gök Boğası’nı öldürdüğü için Enkidu’ya sinirlidirler.

Kendi aralarında tartışırlar ve sonuç olarak Enkidu’nun canının alınmasına karar verirler. Akşam olduğunda Enkidu rüyasında bir canavar tarafından dövüldüğünü, güvercine çevrilip cehenneme gönderildiğini görür ve Gılgamış’a anlatır. Gün geçtikçe kötüleşir ve yaklaşık iki hafta sonra ölür. Gılgamış üzüntü içindedir, demirciler ve kuyumculardan onun heykelini yapmalarını ister. Enkidu’nun ölümünün ardından Gılgamış ölüm korkusuna kapılır. Üzüntülü ve pis bir hâlde kendini ıssız yerlere vurur. Ut Napiştim’i bulmak için yola koyulur çünkü o ölümsüzdür. Yolda giderken Muşu Dağı’nı görür.

Dağa akrep adamlar gözcülük etmektedirler. Onlardan yol tarifini alır, karanlık yollardan geçer. Samaş ona boşuna çabaladığını söylese de o vazgeçmez. Devamında içkici başı Siduri ile karşılaşır, ona yaşadıklarını anlatır. Denizi nasıl geçeceğini sorar. Bu denize “ölüm suyu” derler. Siduri geçmenin imkânsız olduğunu söyler, “Sadece Samaş geçebilir” der. Sonrasında Sursanabu adındaki Ut Napiştim’in adamıyla karşılaşır.

Ona da yaşadıklarını anlatır. Sursanabu(Ur Şanabi) ona gemi yapmak için ağaç kesmesini söyler. Sonrasında gemiyi yapar ve açılırlar. 1,5 aylık yolu 3 günde alırlar. Karaya indikten sonra sonunda Ut Napiştim ile yaşam ve ölüm hakkında konuşur. Ut Napiştim ona tufanın başlangıcını, geminin yapım aşamalarını anlatır. Tanrılar bile tufandan göğe kaçarlar. 6 gün 7 gece kasırgalar sürer ve sonunda biter. Bunların yanında tanrılar ile yaptığı konuşmaları da anlatır.

Sonra Gılgamış’a 6 gün 7 gece uyanık kalmasını söyler. Gılgamış ise 6 gün boyunca uyur, yanına getirdikleri ekmekler bayatlar ve küflenir. Artık vazgeçip geri dönüyorken Ut Napiştim’in karısı, Ut Napiştim’e Gılgamış’ı eli boş göndermemesi gerektiğini söyler. Gılgamış, gemisini demirler ve dikenli bir otu bulursa ölümsüz olacağını öğrenir. Denizin dibinden o otu alır, tekrar yola çıkar. Yolda gece vakti mola verir ve yıkanmak için bir suya girer. Bu sırada bir yılan, otu Gılgamış’tan çalar. Gılgamış ağlar… Ölümsüz olamaz artık…

Gılgamış Destanı
Gılgamış Destanı

İnceleme

112. sayfa, Güvercin, kırlangıç, karga salması ve karganın geri dönmemesi. Semavi dinlerin kutsal kitaplarında bu anlatı karganın beyaz bir kuş iken Nuh tarafından suların çekilip çekilmediğini anlamak için gönderilmesi, geri dönmeyip leş yediği için de cezalandırılıp renginin siyaha çevrilmesidir. Ardından güvercin gönderir ve güvercin gagasında bir zeytin dalıyla gelir. Barışın sembolü de bu anlatıdan hareketle güvercin olmuştur…

86. sayfa, Dağ kültüdür. Dorukları göğün tavanını, temelleri cehennemi kapsar.

71. sayfa, Kötü dua – kargış örneği

80. sayfa, Çok çeşitli gelenekler görebiliyoruz. Yas belirtisi olarak saç çözmek, yüzük takmak

32. sayfa, Obla ve tanrı kızları yine gelenek gösterir.

53. sayfada 7 parıltı: Destanın tamamında 7 sayısı çok kez geçiyor. Anne Marie Schimmel’in Sayıların Gizemi kitabında 7 sayısına baktığımda “MÖ üçüncü bin yılın başlarında, Sümer tanrıları Anu, Enlil ve Ea göğe, havaya ve yere karşılık geliyordu; eski Babil’de Sin (ay), Şamaş (güneş) ve lştar (Venüs) astral üçlemesine tapılırdı. Bu en yüksek üçlemeye 4 gezegensel tanrı daha eklendiğinde kutsal 7’ye ulaşılıyordu.” şeklinde bir açıklama okudum. Yani 7 kutsal kabul ediliyordu.

23. sayfa, 7 sürgülü kapı

43. sayfa, 7 zırh, Lapis ve altın değerli oldukları için tanrısallıkla ilişkilendirilmiş olabilir.

51.sayfa, Halk edebiyatı dersimde mitlerde geçen rüzgârın da su gibi tanrıdan gelip tanrıya gittiğine ve haber ilettiğine inanıldığı öğrenmiştim, bu nedenle 13 rüzgâr tanrısallıkla alakalı kullanılmış olabilir. Yine Sayıların Gizemi kitabında “Babil’de 13, astronomideki rolünden dolayı kesin bir olumsuz özelliğe sahipti.” şeklinde bir cümleye rastladım…

49. sayfa, Sedirler dağı bana Olympos’u hatırlattı. Mitler destanlardan daha eski bir zamanı anlattığı için Yunan mitolojisinden ya da civardaki başka milletlerin mitolojilerden etkilendiklerini düşünüyorum.

37. sayfa, 1,5 aylık yolu 3 günde almaları: Tanrısal güçlere sahip olduğunu belirtmek için kullanıldığını düşünüyorum.

32. sayfa, Samaş’ın geceleri uyuması, 112. sayfada koku almaları: Tanrıların insani özelliklere sahip olmaları mitlerde gördüğümüz bir durum.

29. sayfa, Dileğini gerçekleştirirken yanında bulunsun Lugalbanda: atalar kültüdür.

111. sayfa, Çamura döndü insanoğlu: İnsanın topraktan yaratıldığına bir inanma olduğunu
düşünüyorum.

18. sayfa, Kurban geleneğinin o zaman da olduğunu görüyoruz.

19. sayfa, Kutsal inek Hinduizm’in etkisiyle destana geçmiş olabilir.

Geçen sene aldığım halkbilimi dersinde Epik yasalardan bahsetmiştik. 4. kural olan sahnede ikilik kuralı
bana Gılgamış ve Enkidu’yu hatırlattı. Anlatılarda olayların yaşandığı sahnelerde, olayların odak noktasında sadece iki kişi yer alabilir veya sadece bunlar konuşturulur. Geri planda daha fazla kişi varsa bile, silik kalırlar, çok konuşturulmazlar.

 

Ödev olarak hazırlanmış bu içerik için bir yerde paylaşılmadan önce yazarından izin almak önemlidir. Eğer yazarı izin verirse kaynak olarak sitemizi göstermeyi unutmayın.

 

Diğer yazılarımız için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.