İki Bacaklılara Münacat


İki Bacaklılara Münacat

Tak, tak, tak.

Ve sonra bir tak daha. Islak ama ışıklı caddede yürüyorum, topuk sesleriyle uyuşmuş beynimi, artık tek kimsesi Allah olan kundaktaki bebek gibi bir kaldırıma hatta belki bir çöp kenarına bırakıp kaçmak istiyorum. Takip edilmekten korkarak.

Telaffuz dahi edemediğim küfürleri; ne sebeple çıktığı belirsiz ama kuvvetle muhtemel kundak vakası olan kahrolası yangınımı, söndürmüyorsa çiseleyen yağmuru suratıma vuran rüzgâr, bari bu telaffuz edemediklerim söndürsün diye içimi zihnimde ardı sıra diziyorum

Oluyor mu sanıyorsun, sanma, olmuyor. Kavuruyor kavurdukça.

Onulmaz yangınımı söndürmeye yağmıyor elbet bu yağmur. Öyle olsaydı incecik mi yağardı?

Öyle olsaydı, keşke öyle olsaydı. Madem bana mahsus, bundan öncekilere yaptığım ve mutlak bundan sonrakilere yapacağım gibi sönmese de belki sönmüş gibi yapardım.

Islak ama ışıklı. Öylesine benziyorsun ki gelip geçen iki bacaklılara. Islak ama ışıklı… ama ıslak ama ışıklı.

Tam da bu ıslak ama ışıklı caddeden geçen tüm iki bacaklıları durdurup sormak isterdim, “Nasıl” diye. Nasıl? Biliyorum sizin içinizde de onulmaz yangınlar yanıyor. Biliyorum siz de gebesiniz amansız bir cinnete. Kiminiz henüz iki ay, kiminiz dokuz ay dokuz günlük üstelik.

İki Bacaklılar Münacat
İki Bacaklılara Münacat

Biliyorum sizin de bu sakin ve belki şuh kahkahalı diyaloglarınızın alt yazısından küfürler akıyor. Biliyorum, bilmesem de görüyorum. Gözlerinizin kılcalları kıpkırmızı, hiç yoksa işte bunu görüyorum. Görmesem de hissediyorum.

Muhtemel ki hissetmek hepsinden daha kesin, net, ağır. Peki, nasıl yapıyorsunuz bu sakin sakin gülümsemeleri? Ya bana da öğretin bunu ya da bırakın artık bu riyayı.

Hey iki bacaklılar!

Yalnızca güneş batarken ve muhteşem bir zamanlamayla tam orada bulunan o pembe buluta sevinmeyeli uzun zaman oluyor. Uzun zaman oluyor herhangi bir kuşun muazzam süzülüşünü izlemeyeli. Uzun zaman oluyor göğe gülümsemeyeli sebepsizce…

İnanın, uzun zaman oluyor. Ulan siz bunu nasıl yapıyorsunuz, anlatsanıza.

Bakma delinin dahi etmeyeceği sözleri ettiğime. Bu ışıklı ama ıslak caddede durmak bilmez esen rüzgârın aynısı kafamda da esiyor. Bakma ben bu kadar karamsar ve bu kadar kötümser değilim. Yalnız bir de şu ışıklı caddelerin ıslaklığını tüm gerçekliğiyle suratıma mermer gibi çarpan rüzgâr olmasa…

Işıklı caddelerin tüm ıslaklığını, sancısını, ağrısını suratıma mermer gibi çarpan rüzgâr, sadece caddelerin ıslak sancısını vurmuyor yüzüme mermerden farksız. Aynı zamanda şu an ve hatta hiçbir zaman telaffuz etmeyeceğim birtakım şeyleri de vuruyor yüzüme.

İnce uçlu matkap muntazam işçiliğiyle dövüyor tüm kemiklerimi, zihnimde dönüp duran, Yaşar’ın şu şeytan ayetini

“Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı,

Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı.”

Bakma böyle tek mermilik beylik tabancasını şakağıma dayarmışçasına ettiğim laflara. Bakma dağın eteğinden kendimi aşağı bırakma planlarıma ve bu planlara rağmen korkutucu sakinlikte uçurumu izlercesine ettiğim laflara.

Muhteşem tertip edilmiş ve başarıyla sonuçlanacak kaçınılmaz bir intihara yürür gibi deli sakinliğindeki bakışlarıma sen hiç bakma.

İki bacaklılar ayaklanıp üzerime koşsalar, acı kahvemi demler sakin sakin işime bakarım. Bu yüzden sen, ne olur bakma, bakma bana.

Yazarımızın son yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

windows 10 pro lisans


Senâ

Senâ

kendi kendine bir şeyler karalayan birinin artık karaladıklarını başkalarıyla paylaşma istediğinden doğan bir serüven. yazarlık haddim değil. olsa olsa "karalar" olurum. bu da bana gurur verir. keyifli okumalar dilerim.
https://wikikultur.com/

Leave a Reply

Your email address will not be published.