Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

 

Derler ki, duvarların dili olsa her binanın anlatacak bir hikayesi olurdu. Ama çok azının Ayasofya, yani Kutsal Bilge(Hagia Sophia) kadar muhteşem ve çok sesli öyküleri olurdu.

Ayasofya hakkındaki tartışmalar 2000’lerin başından bu yana devam ediyor. Ayasofya Müzesi’nin resmi internet sitesinde, “1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur” ifadesi yer alıyor. Müzenin yeniden camiye dönüştürülmesini talep edenler, bu ifadeyi esas alıyor. Ancak Ayasofya, bazı istisnalar dışında, ibadete açık değil. Bu yazımız bu konuyla ilgili olacaktır. -TedEd

Ayasofya’nın Tarihi

Kıtaların ve kültürlerin kesişim noktasında yer alan bu yapı, bulunduğu şehrin isminden, yapısına ve kullanım amacına kadar muazzam değişikliklere tanıklık etmiştir.  Günümüzde ise tüm bu devirlerden kalma öğeler, kendi hikayelerini ziyaretçilerine anlatmaya hazır. Hatta daha Ayasofya’ya varmadan, tarihi surlardan MÖ 657’de Yunan deniz kolonicileri tarafından Bizans adıyla kurulmuş olan ve Ayasofya’yı çevreleyen şehrin stratejik önemi hissediliyor.

Şehir ilerleyen zamanlarda sırasıyla Augusta Antonia, Yeni Roma ve Konstantinupoli isimlerini almış. Yıllar içinde Yunan, Fars ve Romalı hükümdarlar tarafından fetihlere, yıkıma ve yeniden kurulmalara sahne olmuş.

İşte bu duvarlar arasında ilk Megali Eklisia, yani büyük kilise, 4. yüzyılda inşa edilmiş. Ayaklanmalar sebebiyle çok kısa zamanda yanmasına rağmen, gelecek asırlar boyunca bölgenin ana mabedi olacak yapının yerini belirlemiş.

 

Ayasofya Mimarisi

Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya'nın Tarihi Hikayesi
Kilise mi? Camii mi? Yoksa Müze mi? | İşte Ayasofya’nın Tarihi Hikayesi

Girişin yakınındaki rölyefli mermer taşlar ikinci kiliseden kalan son izler. MS 415’te inşa edilir, 532 Nika
ayaklanması sırasında imparator I. Justinyen’i devirmek için yük arabalarıyla yarış yapan öfkeli
kalabalıklar tarafından yıkılır. Gücünü korumakta zorlansa da, I. Justinyen kiliseyi daha büyük ölçekte
yeniden inşa ettirir.

5 sene sonra gördüğünüz yapı tamamlanır. İçeri adım attığınızda, temel taşları ve duvarları anavatanları Mısır ve Suriye’den hikayeler mırıldanır. Artemis tapınağından getirilen kolonlar ise daha antik bir geçmişi hatırlatır. İmparatorun elit koruyucuları Vikinglerin kazıdığı Runik alfabesinden yazılar da uzaklardaki kuzey diyarlarından bilgileri taşıyor bize.

Ama tüm dikkatimizi gökleri gösteren büyük kubbe alıyor. 50 metreden fazla yükseklik ve 30 metreyi aşan çapıyla alttan pencerelerle çevrelenmiş olan altın kubbe göğe asılı gibi dururken, iç kısmından ışık yansıyor. MS 558’deki bir depremde orijinal kubbe hasar görünce, Lübnan’dan destekleyici Korint sütunları getirilir.

İhtişam sembolü olmasının ardında, bu sütunlar sakince kırılganlığını ve böyle bir harikayı ortaya çıkaran
mühendislik dehasını bize hatırlatır. Eğer tek bir resim binlerce kelimeden daha değerli ise, en çok söyleyecek sözü olan, sonraki birkaç yüzyılda yapılan mozaiklerdir. Bu mozaiklerde İsa hem kendi zamanında, hem de yanında Bizans imparatorları bulunur biçimde tasvir edilmiştir. Ama güçlü ve billur seslerinin ardında, 4. Haçlı seferleri Latin işgali sırasında yağmalanmış ve hasar görmüş mozaik
ve ikonların yankısı bizi huzursuz eder. Zeminin altında, işgali yöneten Venedik dükü Enrico Dandolo’nun mezarı var. Böylelikle 57 sene boyunca Katolik Roma kilisesi olarak kullanılmış ve Bizanslıların yeniden fethiyle ortodoks köklerine dönmüş olan Ayasofya’nın hatırlatıcısı olmuş.

 

Ayasofya’nın Camii Olması

Ama Ayasofya uzun süre kilise olarak kalmayacaktı. Haçlı seferleriyle oldukça güç kaybeden Konstantinupolis 1453’te Osmanlılar tarafından fethedildi ve İstanbul adı verildi. 3 gün boyunca askerlerinin yağmalarına izin veren Sultan II.Mehmed, Ayasofya’dan içeri girdiğinde, ağır hasar almasına rağmen görkeminden birşey kaybetmediğini gördü. Genç sultan Ayasofya’yı yeni imparatorluk camisi  ilan ederek yeniden Allah’a adadı.

Sonraki asırlarda inşa edilen dört minare bu devrin en belirgin simgeleri olup dini amacının yanında
mimari destek de sağlamaktadır. Elbette bununla bitmiyor. Gösterişli kandiller ve detayları
Sultan Süleyman’ın Macaristan fethini, tavanda asılı dev kaligrafik plakalar ise ziyaretçilere ilk dört
halifeyi hatırlatır.

Bugün gördüğünüz yapı camiyi andırsa da bir müze olarak kullanılıyor. Bu karar 1935 yılında Osmanlı
İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından modern Türkiye’nin ilk lideri Mustafa Kemal Atatürk tarafından alınmıştır. Mermer zemin dekorasyonlarını gizleyen halıların ve Hristiyan mozaiklerini örten sıvaların kaldırılması, bu karar sayesinde olmuştur.

Devam etmekte olan restorasyon çalışmaları, Ayasofya’nın uzun hikayesindeki çoksesliliğin asırlar süren sessizlikten sonra yeniden duyulmasını sağlıyor. Fakat anlaşmazlıklar sürmekte.

Bu arada, hem Müslüman hem de Hıristiyan topluluklardan yükselen çağrılar, binanın eskiden olduğu gibi
dini amaçlarla kullanılmasını istiyor. Kutsal bilgeliğin öyküsü sona ermekten çok uzak olmakla birlikte, umulabilecek tek şey, orada bulunan pek çok sesin önümüzdeki yıllarda kendilerine düşeni anlatabilmesidir.

Peki Siz Ne Düşünüyorsunuz? Ayasofya’nın Kaderi Nasıl Olmalı?

 

Kaynak ve İleri Okuma

  • https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47728137
  • https://www.ted.com/

Görsel Kaynak

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kent-safak-gun-batimi-su-5788021/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/isik-insanlar-sanat-isiklar-6006957/


Merve alessia

Merve alessia

Sanat Tarihi okuyor.. Vaktinin çoğunu kahveyle ve kitap okumakla geçiriyor. Rönesans sanatçılarına özel bir ilgisi var.  Kedisever.

Leave a Reply

Your email address will not be published.