Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

 

”Sen boş ver onları uç gönlünce
 Onların hiç kanatları olmadı ki
 Sen boş ver onları uç kendin gibi kelebek gibi
Onların ruhu böyle rengarenk değil saf ve tertemiz”*

 

Bahar geldi. Doğa canlandı. Her yerden hayat fışkırıyor. Türlü türlü bitkiler, çiçekler neşvünema etmedeler. Su mavi, gök mavi. Ağaçlar taze yeşili. Çiçekler rengarenk. Doğada umut, neşe, sessizlik, huzur, kaos ve Tanrı var…
Bir insanın modern yaşam içinde haftada en az 2-3 gün doğada 2-3 saat kadar zaman geçirmesi gerektiğine inananlardanım. Doğacı Filozof Thoreou namına yakışır bir biçimde haftanın her gününün doğada geçirilmesi gerektiğini, günlük 3-4 saatin doğada geçirmenin içsel bir zorunluluk olduğunu salık verir. Ne yazık ki biz modernlerin her gün kendine cömertçe ikram edeceği zamanı yok.

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?
Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

Ünlü Rus romancı Tolstoy ”Tanrı aşkına, bir an durun, işinizi bırakın, etrafınıza bakın.” demiş. Henüz modern yaşamın zorbalığını ilan etmediği zamanlarda söylemiş bu sözü Tolstoy. Sanatçı dediğin çağının fotoğrafını çeker, geleceğe projektör olur derken boşuna dememişler. Günümüzden 110 sene önce söylenmiş ama sanki bize daha çok söylenmiş gibi. Gönüllü kölelik düzeninde bir çoğumuz ruhumuzu ulussuz ya da çok uluslu şirketlere kurban veriyoruz. Durup dinlenmeye, doğada her gün yaşanan mucizelere tanık olmaya mecalimiz yok. ”Yavaş giden hikaye biriktirir.” diyor Kemal Sayar. Heyhat hız çağındayız. Değil durmaya, yavaşlamaya tahammülümüz yok. Modern insan hız, haz ve tüketimin gönüllü kölesi.

Hayat çok hızlı adeta akıyor. Bir yerlere yetişme telaşı başımızın belası. İş, okul, ev, telefon, televizyon, internet, para, teknoloji, araba, moda… Daha onlarca kavram hayatımızın her anını kaplamış durumda. Kaçış zordan da zor adeta imkansız. Görünen o ki insanoğlunu avucuna alan bu mengene ileriki zamanlarda daha da daralacak. Etimizle, kemiğimizle, ruhumuzla hissedeceğiz ezildiğimizi.

”Bişey yapmalı,
Hey bişey yapmalı
Hey bişey yapmalı
Hey…”**

Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?
Kim Kırlarda Kelebek Olmayı Yeğlemez Ki?

Eli kalem tutanı, okuyanı, yazanı, çizeni, işçisi, memuru, psikoloğu, psikiyatrisi, sanatçısı, felsefecisi, din alimi, sosyal bilimcisi, ruh çağıranı, fala bakanı, yoga yapanı… Herkes bir şeyler yapıyor, dünya durdukça yapmaya devam edecektir. Efendim ben de tabi ki herkes gibi bir şeyler yapıyorum. Çok sevdiğim bir mesleğim, aşık olduğum bir ailem var. İşime gereken özeni gösterirken aileme de nitelikli zaman ayırmaya çalışıyorum. Hız çağında beni motive eden adeta her gün şarj eden doğayla, tabiatla kurduğum sarsılmaz ilişkim oldu.

Çiseleyen bir yağmur, saçlarımı savuran rüzgar, bahçemde uçuşan kelebekler, bin bir renk cümbüşüne ev sahipliği yapan doğa, bedava terapi olduğum dağ zirveleri…Bu yazıma psikiyatrist ve psikoterapist Kemal Sayar’ın Kalbin Direnişi kitabından ”Kim kırlarda kelebek olmayı yeğlemez ki?” cümlesini başlık olarak aldım. Ben doğada kırlarda kendimi kelebek gibi özgür, naif, kaygısız, pır pır hissettim. Ne zaman bir kelebek görsem umutlarımın kanatları pır pır etti. Özgür, huzurlu, kaygısız bir dünya önüme serildi.

A dostlar sizin de kendinizi kelebek gibi hissettiğiniz olmadı mı!!!

 

  • *Nev
  • **Moğollar’ın şarkı sözleri

 

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.