Kirli ve Yorgun Beyaz

Kirli ve Yorgun Beyaz

 

1

Sessizlik… Derin, boğucu iç çekişler… Duvarlar ve perdeler beyaz. Düşünceler kafasının içinde oradan oraya savruluyor. Oturduğu semtin dışına hiç çıkmamış. En son ne zaman birine sarıldığını hatırlamıyor. Evde kendisi dışında kimseler yok. Yüzü genç ancak giydiği kıyafetler onu olduğundan daha yaşlı gösteriyor. Odasındaki ayna uzun zamandır silinmemiş. Aynanın önünde ilaç kutuları… Ne işe yaradıkları bilinmiyor. Yıl bin dokuz yüz doksan altı. Mevsim ilkbahar.

2

Nilgün, kimsesiz ve içine kapanık bir kızdı. Çok kitap okur çokça yazardı. Yazdıklarını kimseye okutmazdı, onları yalnızca ruhunun karanlık sesini bastırabilmek için kaleme alırdı. Karamsardı. Yüzü hep asık, gözleri hep hüzünlüydü. Hiç arkadaşı olmadığından, günlüğünü kendine dost bilirdi. Ailesinden kalan yüklü miras dolayısıyla, çalışmayı aklına bile getirmemişti. Her günü bir öncekinden farksızdı.

3

Korku dolu bakışlar… Aynanın kirinden tam net seçilemese de Nilgün, arkasında biri olduğundan emindi. Elleri titriyordu, kafasını çevirdiğinde ise görüntü kaybolmuştu. Dün gece pek de iyi uyuyamamıştı, sanırım hayal gördüm, diye düşündü kendi kendine. Olayın şokunu atlattıktan hemen sonra, yatağına uzanıp istemsizce düşünmeye başladı. O gördüğü neydi? Hayal miydi yoksa gerçek mi? Sorular zihninde zamanla bulanıklaşmaya başladı ve yavaşça uykuya daldı.

4

  • Sen de kimsin? diye sordu Nilgün, korkudan sesi kısılmış vaziyette.
  • Beni hatırlamadın mı? dedi kimliği belirsiz şahıs.
  • Hayır, seni ilk defa görüyorum nasıl hatırlayabilirim ki? diye çıkıştı Nilgün. Bu sefer sesi daha gürdü.
  • Zamanı gelince beni hatırlayacağından eminim. O güne kadar zihninin sınırlarını zorla, kim olduğumu bulmaya çalış. Şimdilik gidiyorum ama daha sonra tekrar uğrayacağım. Seninle yarım kalan bir hikayemiz var, dedi ve oradan ayrıldı yasemin kokulu kız. (Nilgün ona bu adı takmaya karar vermişti. Çünkü isimsiz şahıs geldiğinde, odada yoğun bir yasemin kokusu duyulmuştu.)

Nilgün donup kaldı. Bir süre hareketsiz biçimde yatağında oturdu. Sabah olmuştu ve uykudan yeni kalkmıştı. Hiçbir şey düşünemez haldeydi. Kendini çok yorgun hissediyordu. Uyumak istedi sadece. Uyumak ve bir daha uyanmamak…

Kirli ve Yorgun Beyaz
Kirli ve Yorgun Beyaz

5

Tavan beyaz ve rutubetli. Perdenin arasından beliren güneş gözlerini alıyor. Sokaktan duyulan çocuk sesleri odadaki kasvetli havayı biraz olsun dağıtıyor. Eşyalar da beyaz ama tozlu. Camlar açık, rüzgar tüm evi dolduruyor. Yatağının ucunda su şişesi… Uzanıp almaya bile mecali yok. Elbiseleri kırışık ve dağınık. Üstünü de çok sık değiştirmiyor zaten. Artık umursamıyor çünkü. Bu dünyayı artık hiç mi hiç umursamıyor.

6

Kafasının içindeki sesler dünden beri susmuyordu Nilgün’ün. “Susun, susun artık, sussunlar, söyle onlara sussunlar. Lütfen… Dayanamıyorum.” diye bağırdı Nilgün. Elleri kafasının üstünde, ağlamaklı bir biçimde tavana bakıyordu. Gözyaşları akmıyordu, daha doğrusu akamıyordu. Ağlamayı unutalı çok zaman olmuştu. “Kimdi o? Aslında tanıdık gibiydi. Yüzü, saçları, kıyafeti özellikle de kokusu. Ama kim olduğunu hatırlayamıyorum.

Delirmek üzereyim ya da yok yok kesin delirdim. Acaba gerçek miydi? Keşke dokunsaydım, tenini hissedebiliyorsam gerçektir. Ya değilse? O zaman ne yaparım ben?” Zihninin içinde akıp giden düşünceler karşısında Nilgün yorgun düşmüştü. Evin içi soğumuştu, buna rağmen ayağa kalkıp camı kapatmak ona zor geldi. “Bu ev neden bu kadar beyaz? Ayrıca aynanın önünde neden bu kadar çok ilaç var?” İlk defa fark ediyordu bunları Nilgün. Eve önceden dikkatli gözlerle bakmamıştı. Oysa uzun zamandır aynı yerde yaşıyordu. Şaşırdı. Sonunda düşüncelerinin sesini az da olsa bastırabilmişti.

7

  • Beni hatırladın mı?
  • Hayır.
  • Yıl bin dokuz yüz doksan iki. 24 nisan. Sen henüz on altı yaşındaydın. Bir şey ifade ediyor mu bu sayılar senin için?
  • Etmiyor sanırım. Belki de hatırlamak istemiyorumdur? Neden zorluyorsun beni bu denli? Seni görmek ruhumu acıtıyor. Sebebini bilmiyorum ama seni gördüğüm zamanlar kalbim, tarif bile edemeyeceğim kadar yoğun bir hüzünle kaplanıyor.
  • Tam da bu hüzne kulak ver. Sakın hafife alma onu. Sakın…

Gitti işte, gitti dedi Nilgün. “Yine gitti. Beni bitmek bilmeyen sorularla, düşüncelerle baş başa bırakıp gitti. Bu saçma sapan gizemli oyuna katlanamıyorum artık. Beynim benimle dalga geçiyor olmalı.” Nilgün’ün ruhu sıkılmıştı. Unuttuğu ama bir türlü hatırlayamadığı eksik parçalar vardı zihninde. En çok da şu soru kurcalıyordu kafasını: “Ne olmuştu 24 nisanda?..”

8

  • Nilgün Hanım, artık cenaze işlemlerine başlamanız gerekiyor. Nilgün Hanım, beni duyuyor musunuz? Nilgün Hanım…
  • Ne kara bir gün, diye geçirdi içinden Nilgün. Saatler sonra aklına gelen tek cümle bu olmuştu.

Anne ve babasının odasındaydı. Aynanın önünde çok sayıda ilaç kutusu vardı, annesinin hastalık zamanından kalan. Nilgün’ün ablası trafik kazasında hayatını kaybetmiş ve annesi bu olaydan sonra aklını yitirmişti. Nilgün, eskiden cıvıl cıvıl bir genç kızdı. Güzel, renkli elbiseler giyinir sonra da en sevdiği yasemin kokulu parfümünü sıkardı boynuna. Ama o günden sonra bambaşka birine dönüşecekti. Annesi kriz geçirmiş ve nereden bulduğunu kimsenin bilmediği bir silahla önce Nilgün’ün gözleri önünde babasını vurmuş, ardından silahı tam şakaklarına dayamışken, Nilgün tabancayı annesinin elinden almaya çalışmış ancak başarılı olamamış ve annesi de oracıkta ölüvermişti. Nilgün işte o gün yani 24 nisanda bütün ailesini kaybetmişti.

Kirli ve Yorgun Beyaz
Kirli ve Yorgun Beyaz

9

  • Hatırladım, hatırladım, hatırladım… Nilgün bağırıyordu. Kan ter içinde uyanmıştı sakinleştiricilerin etkisiyle gördüğü kabusundan.

Hasta bakıcılar, Nilgün’ün sesini duymuş ve hemen hemşirelere haber vermişlerdi. Hemşireler koşarak Nilgün’ün kaldığı odaya geldiler.

  • Nilgün Hanım iyi misiniz? Nilgün Hanım beni duyuyor musunuz? Sakinleştiricilerin etkisi geçmiş olmalı çabuk doktora haber verin.
  • Bu odada ayna yok.
  • Nilgün Hanım neyden bahsettiğinizi anlayamadım.
  • Bu odada neden ayna yok? Biraz önce ayna vardı burada.
  • Bu odada hiçbir zaman ayna olmadı Nilgün Hanım. Şu an hastanede olduğunuzun bilincinde misiniz siz?
  • Hastane mi? Ne hastanesi? Bu oda niye bu kadar beyaz ?
  • Beyaz insanın ruhunu dinginleştirir çünkü. Bakın Nilgün Hanım, doktor bey de geldi şimdi iyi olacaksınız.
  • Çıkarın beni buradan, diye bağırdı Nilgün. Koluna vurulan sakinleştiricinin etkisiyle uykuya dalmadan hemen önce…

10

  • Nilgün Hanım gece, uykusunda vefat etmiş… Doktora haberi verirken sesi titriyordu hemşirenin.
  • Zavallı kızcağız. Yaşadıklarını kaldıramadı demek. Çok da gençti. Biz elimizden geleni yaptık ancak tedaviye hiç olumlu yanıt vermedi. Son günlerinde zaten iyice zaman, mekan kavramını yitirmişti. Çok üzüldüm çok. Başımız sağ olsun.

Nilgün sonsuzluğa uğurlanmak üzere hastane odasından çıkarılırken, odada yoğun bir yasemin kokusu duyuldu. Yasemin kokulu kız, son yolculuğunda Nilgün’ü yalnız bırakmamıştı. Onun cansız bedenine dokunup kulağına şunları fısıldadı: “Beni hatırlamana sevindim. Seni artık hiç yalnız bırakmayacağım…”

 

Yazarımızın diğer yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.