Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın

Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın

 

Geçmişten beri kız çocuklarına masallar anlatılır, hayal alemlerinde belli insan figürleri çizilir ve bu sayede onlar, hayatın toz pembe olacağına inandırılırdı. Bir gün ‘beyaz atlı prens’ i ile karşılaştıklarında, o güne kadar çektiği bütün acılara değeceğini ve daha sonraki hayatlarında huzura kavuşacakları hissettirilirdi.

Günler geçtikçe kız çocuğu büyüyecek ama hayatın masal diyarlarındaki gibi olmadığını fark edecekti. Hayatla mücadele ederken bitkin düşecek, zamanla gözlerinin altındaki morluklar belirginleşecek ve neredeyse yemeden içmeden kesilecekti. Yine de etrafındaki herkes ‘o insan’ la mutlaka karşılaşacağını, güzel günlerin ileride(!) onu beklediğini söyleyecekti.

Peki, gözleri sonbahar gibi bakan bir kadını kim sevebilirdi ki? Hiç kimse bu sorunun cevabını ona veremedi.

Yukarıda anlattıklarım belki bazı insanlar tarafından anlaşılamayabilir ancak bana göre çoğu toplumun kanayan yarası ve kadınların ortak sorunudur. Küçüklükten beri kız çocuklarına aşılanan bir erkek tarafından kurtarılma veya korumaya alınma düşüncesi, biz kadınların farkında olmadan zihninde yer etmiştir.

Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın
Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın

Zamanı geldiğinde münasip bir kısmetle evlenip gitmesi gerektiğini bilen ama beyaz atlı prensini de beklemeye devam etmek isteyen, yaşı geçerse evde kalma korkusuyla kendini yiyip bitiren, yanında bir erkek olmadan eksik gibi hissettirilen kadın; sonuç olarak karşılaştığı her erkeğe doğru insan gözüyle bakacak ve karşısındaki insanın ona iyi gelip gelmediğiyle ilgilenmeyecektir.

Bunun yanı sıra, daha önce de aktarıldığı gibi çocukluk ve gençlik döneminde çektiği bütün acıların geçici olduğuna, bunlara sabretmesi gerektiğine de inandırılan kadın, bir gün aynaya baktığında gözlerinde hiç ışık kalmadığını görüyorsa eğer; belki de artık onun için, anlatılanların masal değil de aslında sadece bir aldatmacadan ibaret olduğunu anlama vakti gelmiştir.

Kurtarılmaya ihtiyacı olmadığını kavraması ve hatta tek kurtarıcısının ancak kendisi olabileceğini fark etmesi, kapalı toplumlarda yaşayan kadınlar için pek de kolay olmayan bir süreçtir. Ancak bir kere şeytanın bacağını kırabilirse, o kişi için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ayakları üstünde sapasağlam durabilen, kendine inancı tam olan, özgüvenli, bilinçli ve tabiri caizse kapalı kapıların ardında bile özgür hisseden bir kadın haline gelecektir. Ayrıca ona iyi gelmeyen bir erkekle zamanını kaybetmeyecek, yalnız da olsa ne kadar güçlü olduğunun bilincinde olacaktır.

Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın
Kapalı Kapıların Ardında Özgür Ruhlu Bir Kadın

İşte erkek egemen toplumların korkulu rüyası tam olarak da budur. Çünkü kadın özgürleştikçe artık erkeğe daha az bağımlı hale gelecek ve erkek istediği gibi kadına hükmedemeyecektir.

Son olarak, biz kadınlar bu ve bunun gibi pek çok aldatmacadan kendimizi soyutlamadıkça, ne kadar değerli ve güçlü olduğumuzun farkına varmadıkça, etrafımızdaki ‘hangi erkek figürü bize iyi gelir yada gelmez’ durumundan bihaber oldukça; belki de daha birçok hemcinsimiz kayıp ve pişmanlık dolu bir hayat yaşayacak , kadın ile erkek arasındaki gerilimler de değişime uğramadan yıllar boyu bu şekilde sürüp gidecektir.

Paye Kaymakçı’nın yazılarına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.


Leave a Reply

Your email address will not be published.