21. Yüzyılda Sol İdeolojinin Hedefi: Eşitlik

Konuk Yazarımız Haldun Aydıngün’ün 21. Yüzyılda Sol İdeolojinin Hedefi: Eşitlik yazısı;

1990’ların başında Sovyetler Birliği dağıldığı zaman sol ideolojinin de onunla birlikte ortadan kalktığı ve yerine üretim araçlarının devletin elinde olmadığı ve pazarın her türlü dengeyi “kendi kendine” sağladığı bir dünya düzeni geldiği çok konuşulmuştu. Bu yeni ideolojinin adına “Neo-Liberalizm” deniyordu. Açıkçası o günleri yaşayan ve devletçi üretim modellerinin göstermiş olduğu akıl almaz boyuttaki verimsizliklerden ve zararlardan, bu üretim birimlerinin siyasiler tarafından “arpalık” olarak kullanılmasından bıkmış olan benim neslim Neo-liberalizme fena sarılmıştık. Bir telefon alabilmek için 13-17 yıl beklenen, otomobil bile denemeyecek Şahin için bekleme süresinin 13 ay olduğu bir ülkede büyüyünce bu tepkimiz son derece akla yakın geliyordu.

Aradan yaklaşık 30 sene geçip de Neo-liberalizm denen yaklaşımın ne olduğu iyice ortaya çıktıktan sonra günümüzde bütün dünyada bir tepki dalgası (bir tür dip dalgası) gelişmeye başladı. Ama 21. Yüzyıl için solun ideolojisinin nasıl bir şey olması gerektiği, solun 21. Yüzyılda neyi hedeflemesi gerektiği hakkında herkesin üzerinde anlaşabildiği bir fikir ortada yok gibi durmaktadır. Bu nedenle ben de ideolojinin temel hedefini kendimce ortaya koymak istedim:

 

21. Yüzyılda sol ideolojinin neyi hedeflemesi gerektiğini tek bir sözcükle belirtmek istiyorum:

 

“EŞİTLİK”

Tek bir kelime! Söylemesi çok kolay ama gerçekleştirmesi aynı oranda kolay değil, hatta mümkün olmayacak kadar zor! Ve eğer sağlanabilirse korunması ise hiç ama hiç kolay değil.

(Kapitalist sistemi ise gene tek bir sözcükle açıklayabiliriz: EŞİTSİZLİK!)

Konuyu inceleyebilmek için öncelikle eşitlikten söz ettiğimiz zaman bu kavramın içi boş bir sözcük olmayıp, neleri kapsadığına iyice bakmamız ve her farklı açılımının elde edilmesi için neler yapmamız gerektiği üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

 

Irklar ve Cinsler (içinde EŞİTLİK)

Toplum içinde yaşayan her bireyin ırk, din, dil, kadın, erkek ve cinsel oluşumları (tercihleri değil!) nedeni ile ayrımcılığa uğramayacağı bir sosyal yapı solun hedefi olmalıdır. Çünkü bu saydıklarımızın hiçbirine, bunlara LGBT başlığı altına girenler de dahil olmak üzere, kişi kendisi karar verememekte ve doğuştan üzerine sosyal ya da genetik olarak konmaktadır. Kimseye doğumundan önce kadın mı erkek mi olmak istediği, eşcinsel bir yaşamı tercih edip etmeyeceği ya da hangi dine mensup bir aileye doğmak istediği sorulmamaktadır. Bu saydığımız parametreler üzerinden herkesin herkesi kendine eşit göreceği bir toplumda kişiler kendi üretimsel yeteneklerini toplumun hizmetinde “tam ve kayıpsız” kullanacakları için herkesin topluma katkısı en üst düzeyde olacak ve toplum bu nedenle çok daha ileriye gidecektir.

 

Gençler ve Yaşlılar – Nesiller arasında EŞİTLİK

Toplumda yaşlılara saygı gösterilmesi gerektiği kültürümüzün (ve aslında Doğu kültürlerinin) en önemli ve üzerinde en az tartışılan özelliklerinden birisidir. Bunun aynen bu şekilde olması gerektiği neredeyse evrensel düzeyde kabul görmektedir. Ancak bir bireye sırf bu dünyada daha uzun süredir bulunduğu için artan oranda saygı gösterilmesi ve bu nedenle toplumsal karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması, toplumsal dinamizm körelten, toplumun hızlı bir şekilde ilerlemesini engelleyen temel yaklaşımlardan birisidir. Oysaki eşitliğin tam olarak sağlandığı ve liyakatın esas alındığı bir toplumda bu dünyada daha uzun süredir yaşayan birisi deneyim olarak daha kısa süredir yaşayan başka birinden daha ilerde olacak (daha fazla deneyime sahip olacak) ve saygıyı (tecrübesinden dolayı doğal olarak) zaten hak edecektir.

 

Kısacası yaşlıların saygıyı çalışarak ve hak ederek kazandıkları bir toplum çok daha yaşanabilir olacaktır.

 

Çok yaşlanıp bakıma muhtaç derecede yaşlanan bireylerin toplum tarafından bakılması ise sadece insani bir dayanışma değil, o sırada genç olan insanların da yarınlarından kaygı duymadan, güven duyarak tüm enerjilerini işlerine vermelerini sağlayacak en temel araçlardan birisidir.

Sağlık Hizmetlerinde EŞİTLİK

(Herkese kaliteli ve bedava sağlık hizmeti sağlanması)

Bir toplumda bazı bireylerin sırf paraları olduğu için en iyi sağlık imkanlarından yararlanırken, diğerlerinin bu imkanlara ulaşamadıkları için yaşamlarını erken tüketmeleri en kabul edilmez bir durum olmalıdır. Bu nedenle toplumun her bireyini kapsayacak şekilde bir sağlık sistemi 21. Yüzyılda gelişmiş bir toplumun en önemli özelliği olmak zorundadır.

Neo-liberalizmin etkileri ile gelişmiş batı ülkelerinde bu konuda geçmişte kazanılmış haklar yavaş yavaş erimektedir. Örneğin, en iyi sağlık sistemine sahip İngiletere’de bile NHS’in (NHS National Health Service (Ulusal Sağlık Hizmeti) bütçesi tırpanlanırken özel sağlık hizmetleri (yani ödemenin hastalar –ya da müşteriler- tarafından yapıldığı sistemler) hızla artmaktadır. Amerika’da ise durum ciddi ciddi vahim boyutlardadır.

Batı dünyasında yeni yükselen sosyalist dalganın en önemli sloganlarından birisi de bu konuyu kapsamaktadır. EŞİTLİK’in öne çıkarıldığı bir ülkede en önemli konulardan birisi de sağlık hizmetlerinde tüm topluma eşit ve iyi düzeyde servis verilebilmesidir..

Eğitimde EŞİTLİK

Herkese kaliteli ve bedava eğitim imkanı sağlanması

Bir toplumun yarınında da eşitliğin var olması ve toplum bireylerinin tüm potansiyelinin toplum yararına tam olarak kullanılması hedefleniyorsa mutlaka ama mutlaka herkesin eşit ve kaliteli eğitim olanaklarına sahip olması gerekmektedir.

Tersi olduğu zaman, yani parası olanların en iyi eğitimi satın alabildikleri zaman, parası olanların çocukları diğerlerine göre çok daha iyi yetişeceği için liyakata önem veren bir toplumda bile diğerlerine oranla daha yüksek mevkilere gelecekler, karar mekanizmalarında daha fazla yükselecekler ve birkaç nesil içinde tam bir oligarşi oluşturmaya (Yani hep aynı sınıftan insanların yönetimde olduğu bir düzen oluşturmaya) başlayacaklardır. Toplumdaki eşitliği bundan daha kötü bozacak, başka bir uzun süreli gelişme olamaz.

 

Adalet ve İfade özgürlüğü konularında EŞİTLİK

Şu anda yurdumuzda acısını en çok çektiğimiz konular üzerine hemen her kesimden pek çok insanın şikayeti bulunuyor. Bu konular üzerinde ben bir söz söylemeyeceğim. Ama bu iki konu gelişkin batı ülkelerinde en önemli sorunları oluşturmazken, ilk dört konu toplumlarda önemli bir gerilemeye işaret ediyorlar.

 

Yukarıdaki konularda eşitliğin tesis edilebilmesi için özel mülkiyetin ortadan kaldırılması, ya da Sovyetler tarzı bir diktatörlük yaratılması kesinlikle gerekmiyor. Bilinçli bir toplumun bu hedeflere tam olarak ulaşması çok zor bile olsa bu önceliklere ulaşmak için yola çıkılması çok daha yaşanır, daha demokratik bir ülke olma yolunda ilerleyecektir.

 

Haldun Aydıngün’ün bir önceki yazısını okumak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

Tavsiye İçerik | İlk Yazımız

https://wikikultur.com/2019/06/27/tufan-nedir-tarihi-ve-toplumlardaki-yeri/

 


Haldun Aydıngün

Haldun Aydıngün

Mühendis, arkeolog (Dr), yazar (19 yayınlanmış kitap), fotoğrafçı, dağcı, ultra maratoncu
https://wikikultur.com/


Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published.