Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)

Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)

Pilotkaya tepesinde 2900 rakımda sırtımı sağlam bir kaya kütlesine yasladım. Sağ ayağım bir kaya çıkıntısında, sol ayağım boşlukta Karagöl’e sarkmakta. O kadar zirve yapmama rağmen beni korkutan, bacaklarımı istem dışı titreten, zirve dönüşlerinde geceleri uykumu kaçıran uçurumla ilk defa bu kadar arkadaş oldum. Sırtıma sağlam bir kayaya yaslamamdan mı yoksa sağ ayağımın güvenli bir kayada olması mı bana bu özgüveni verdi bilmiyorum. Sol ayağım, ellerim, kafam, gözüm, duygularım hepsi birden ilk defa bu kadar güven içinde yaklaşık 400 metrelik dik kaya uçurumundan Karagöl’ü, meydan yaylasını ve gözün görebildiği her yeri izlemenin keyfini çıkarıyorum.

Yükseklik ve yüksek irtifa beni oldum olası etkilemiş ve korkutmuştur. Dağcılığa ilk başladığım zamanlarda 1500 metredeki dağların bile beni nasıl etkiledğini iyi anımsıyorum. Zamanla Erciyes, Kaçkaçlar ve nihayetinde 4000 metrenin üzerindeki Süphan dağına tırmanarak yükseklik korkusunu ve yüksek irtifanın getireceği rahatsızlıklara karşı dayanıklılık kazandım. Birçok dağ yorar insanı, hatta usandırır. Tırmandığına pişman eder, bir daha gelmeyeceğine yemin edersin için için. Bir an evvel zirveye çıksam, iki nefes alsam; bir daha gelmemek üzere insem kamp yerime kendimi çadırıma atsam dedirtir.

Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)
Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)

Oysa Pilottepe öyle mi! Bolkar dağlarının onlarca zirvelerinden bence en güzeli, en Leyla’sı. Meydan Yaylasından bakınca tam karşında görünür bu dünyalar güzeli dağ. Tırmanıştan bir gün önce kamp atarken çadırımın kapısını dağın zirvesini her an görebileceğim şekilde kurdum. Mevsim ağustos, güneş daha tepede, hava soğukla sıcak arası; tatlı bir serinlik hakim. Yer yer dağ esintilerinin getirdiği kokuyu ancak cennet kokusundan başka anlatacak kelime gelmiyor aklıma. Gözlerimi kapadığımda hala o esintiyi, o kokuyu duyar, hissederim.

Doğa sporlarıyla ilgilenenlerin buluşu tabirle ”Dağcıların Bim’i” sayılan Decathlon’nun 2 kişilik ama bence ancak 1 kişinin ancak rahat edeceği yeşil çadırımın Pilottepe manzaralı kurulumundan sonra matımı serdim. Uyku tulumumu fermuar kısmından açıp üzerime çarşaf gibi yarı yerime kadar örttüm. Ayaklarımı zirveye doğru uzattım. Kafamın arkasına küçük bir yastık koyduktan sonra saatlerce ben ona o bana baktı. Dağ insana bakar mı demeyin? Benim sevdiğim dağlar bana bakar. Bakmakla da kalmaz çağırır, hasbihal etmek ister. Birçok din ve inançta her canlı gibi cansız varlıklarında ruhu vardır. Taş, kaya deyip geçmemek gerek. Hem biliyoruz ki Yüce Yaratıcı emaneti önce dağlara vermek ister, dağlar kabul etmez. Enaniyeti yüce dağlardan büyük olan insanoğlu kabul eder yükü.

Pilottepe zirvesi için gece yarısı yola çıkmaya gerek yoktur. Onun yolu kolaydır, hatta eğlencelidir. Çadırdan yaklaşık 1 saat mesafede ve zirvenin hemen dibinde Karagöl’de dünyaya ”Sessiz Kurbağa” ya da ”Toros Kurbağası” adıyla nam salmış bir kurbağa türü bizi bekler. Aman dikkat bu hayvanlar koruma altındadır, zarar vermemek için her adıma dikkat etmek gerekir. Ben bir çılgınlık yapıp yaklaşık 2500 rakımdaki bu gölde yüzme şerefine eriştim. Kar sularının birikmesiyle oluşmuş bu gölde yüzmek ilk başta korkuyla karışık heyecan uyandırdı bende. Bir kaç kulaçtan sonra yerini heyecana bıraktı. Aylardan ağustos olmasına rağmen bu rakımda hava soğuk, kar suyuyla oluşmuş Karagöl fena halde soğuktu. Yine de bu rakımda yüzmeyi deneyimlemek benim için unutulmazdı.
1 saat kadar Karagöl’de eğleştikten sonra rotaya tekrar girdim.

Karagöl’den hemen yukarıda en fazla 30-40 dakikalık bir yürüyüşten sonra 2650 rakımdaki Çiniligöl’e ulaştım. Aman Yarabbi bu ne eşsiz manzara, bu ne harikuladelik. Çiniligöl tamamen dağlarla çevrili. Kışın yağan karlar yaz mevsiminde erimesiyle oluşmuş. Dağlarda parça parça hala erimemiş ve muhtemelen gelecek yaza kadar erimeyecek karlar hala duruyordu. Göl adını günün değişik saatlerinde güneşin devasa kayaların gölgesini suya yansıtmasından almış olmalıydı.

Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)
Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)

Pilottepe zirvesine gölün hemen başlangıç tarafından sola doğru yönelip çıkılıyor. Hemen zirve yolunu tutmak yerine bu gölle tanışmak, yakınlaşmak için gölün sağ tarafına, oval biçimde kıvrılan ve kenarında yürüyebileceğim kısmına doğru hareket ettim. Havanın kapalı olmasından mıdır nedir su bana inanılmaz koyu hatta katı gözüktü. Yaklaşık 25 dönüm büyüklüğündeki bu gölde yüzüp kendi rekorumu kırmak istedim. Az önce Karagöl’de yüzmüştüm, burada yüzmemek Çiniligöl’e saygısızlık olurdu. Hem bir gölü iyi tanımak için suyunda elini yüzünü yıkamak, ayaklarını soğuk suyuna sokmak hatta daha ileriye gidip yüzmek gerekirdi. Açıkçası ilk başlarda heyecan hiç yoktu sadece korku hakimdi. Suya girmek için ayaklarımı soktuktan sonra en az 5-10 dakika pes edip etmeme arasında kaldım. Ayaklarımda hissettiğim su dayanılabilir derecedeydi ama tamamen karın erimesinden oluşmuş bir göl ve hava sıcaklığı sıfıra yakındı. Yarım saatlik mesafedeki Karagöl’den en az 10 derece daha soğuktu burası.

Sonunu düşünen kahraman olamaz misali kendimi Çiniligöl’ün koyu kopkoyu sularına baraktım. İlk dakikalarda hiçbir şey hissetmediğimi hatırlıyorum. Vücudum ya şoka girdi, ya da korkumu yenmek için çok hızlı kulaç attığım için bir şey hissetmedim. Gölün ortalarına doğru geldiğimde hissettiğim tek şey boynumdan omzuma doğru ince çok sert bir ağrıya benzer bir şeydi. Ağrı diyemiyorum daha çok sanki boynuma tonlarca bir ağırlık koymuşlar ya da demirle baskı yapıyorlar hissi hakimdi. Sınırları zorlamanın gereği yoktu, hemen ağır kulaçlarla kenara çıkma vaktiydi. Kenara çıkıp kuru kıyafetlerimi giydikten sonra gölün sularından birkaç yudum alıp saygımı sunduktan sonra sol rotadan zirve yoluna düştüm.

Gölden Pilottepe zirve yaklaşık 250-300 metre yukarıdaydı. 70-80 derece eğimli rotadan kah eriyen karların ıslattığı toprağa basarak, kah hala erimemiş ve gelecek senin güneşine kadar artık erimeyecek olan sertleşmiş karların üzerinden çoğu zamanda sert kayalardan tırmanmaya başladım. Zirveye varmak benim tahminimden daha uzun ve zor oldu. 250-300 metrelik yükseltiyi 2-2 buçuk gibi bir saatte çıktığımı sanıyorum. Ancak her adımı helal olsun. Her dinlenme molasında görüş açım daha da yükseliyordu. Sağımda solumda karşımda her yerde keşfedilmeyi bekleyen zirvelerle doluydu. Aşağıda az önce beni içinde ak pak eden gölü yukarıdan görme şerefine nail oluyordum.

Burada sanki dağlar Gılgamış destanında ardıç ormanını koruma görevini yapan Humbaba gibi Çiniligöl’ü koruma ve suyuyla besleme görevi için buradaydılar. Ne muhteşem bir kaos, hayran olmamak elde değil.
İşte vuslat anı…

Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)
Tanrılar Barınağı Ey Dağ (Gılgamış Destanı)

Her anı binbir heyecanla geçen yolculuğun nihayet noktası Pilottepe zirvesi. 400 metre aşağıdaki gölü ve karşımdaki müthiş dağ zirvelerini görebileceğim şekilde sırtımı dik bir kayaya verip, sağ ayağımı sağlam bir çıkıntıya sol ayağımı boşluğa Karagöl’e uzatmak… Bakışlarım bir kuş gibi uçuruma, sayısız zirvelere, kuzey yamaçlarındaki kar kütlelerine, güney yamaçlarında açan çiçeklere korkusuzca kanat çırparken Yaratıcıya sonsuz şükranlarımı sunmaktan kendimi alamıyorum…

(Asım Yaylamaz)

 

Asım Yaylamaz’ın son yazısına ulaşmak için tıklayınız.

Bizi Twitter’dan takip etmek için tıklayınız.

 


Leave a Reply

Your email address will not be published.